Kas
25
    
Posted (serkan) in finans, girişim, internet, Türkiye on Kasım-25-2008

Zamanında Webrazzi’de yazılmıştı. Geçenlerde posta kutumda da gördüm. Hatta şimdi yeni bir yazı var Webrazzi’de. PayPal Türkiye’ye geldi. Yerleşmesi biraz zaman alacak ama geldi işte.

Bu güne kadar internet üzerinden iş yapmaya çalışan ve bu arada da sanal ödeme sistemleri ile para transferine ihtiyaç duyan pek çok kimse oldu. Pek çok kişi aylarını bankaları ikna etmek için verdi. Pek çoğu başarılı olamadı. İlle de şirket olmak gerekti vs…

Şimdi ne olacak. Bir sanal POS sahibi olmanın artık Türkiye bankalarında bile çok kolay olacağı kesin. Ama anlamadığım tek şey ödeme sistemleri konusunda bu kadar ileri olan bir ülkenin neden kendi vatandaşına bu kadar çok işkence verdiği. Şimdi isterse vermesin. PayPal var, -şuan Türkiye’deki faaliyeti ne bilmiyorum ama- Google Checkout var.

Zamanında yalvarsak bile vermeyenler bu sefer benden al diye yalvaracaklar. Ama büyük fırsat kaçmıştır. Sanal ödeme alacak olsam Türkiye bankalarının yüzüne bakmam.


 
Kas
23
    
Posted (serkan) in sinema, Türkiye on Kasım-23-2008

Osmanlı Cumhuriyeti

İki haftada üç film izledim; Max Payle, James Bond ve Osmanlı Cumhuriyet. Hatta biraz daha öncesinde Testere V’e gittim ama hiç biri hakkında bir şeyler yazasım gelmedi. Hatta James Bond’a niye gittiğime anlam veremedim bile.

Osmanlı Cumhuriyeti beklediğim kadar iyi bir film çıktı. Gülmekten yerlere yattığım bir film değil ama yeterince eğlenceli. Bana zamanında bir tarih dersi sırasında Lale Devri’ni anlatan öğretmenimin “işte size bugün ki Türkiye” deyişi aklıma geldi. Bir arkadaş “olur mu canım” demiş ders boyunca da cevabını almıştı.

Osmanlı Cumhuriyeti ise biraz daha ense yaparsak neler olacağının göstergesi. Yani bir bakıma yarın ki Türkiye.

Bu arada sinemaya birlikte gittiğim arkadaş grupları sayesinde bir türlü Mustafa’yı izleme şansı bulamadım. Artık çıkınca DVD’sini alırım diyebiliyorum sadece.


 
Eki
25
    
Posted (serkan) in bloglama, internet, sansür, sinir bozucu, Türkiye on Ekim-25-2008

Bu konuda hayalperest farz edilmeyi kabul ediyorum ancak sansür denen engellemenin o kadar da masumane olduğunu düşünmüyorum. Bugün Barış Atasoy‘un açtığı facebook grubu ile fark ettim ki Blogger erişime engellenmiş.

Kim engelledi? Tabi ki bizim kanunlarımız ve onları bilinçsizce uygulayan yetkililer. Kim engelletti? Bu durumu harika bir silaha dönüştürmeyi akıl edecek kadar alçak zararlılar. Zamanında belirli konularda uç noktalarda yer edinmiş, bu yüzden internet ortamında hakarete sık maruz kalan kimselerin internet sitelerini kapattırdıkları oldu. Bu bir yere kadar anlaşılabilir bir durum. Her ne kadar hedef aldıkları tek bir blog olmasına rağmen tüm altyapısı sağlayıcısını erişilemez hale getirmelerine rağmen ortada gerçek suçlar vardı.

Bu dönemde site kapatma sebepleri açıklanmıyor. Muhtemel sebepler arasında Mustafa Kemal’e karşı işlenmiş suçlar olabileceği gibi bireysel hakaret de kapatma sebebi olmuş olabilir. Bu sadece mahkemeyi ikna etmek için ortaya konmuş bir sebeptir. Bu gibi sebepler kolaylıkla bulunabilir. Eğer biri Türkiye’de geniş çevrelerin yayın yaptığı bir alanı (WordPress, Blogger vs.) kapatmak isterse rahatlıkla bir arkadaşının adına karalayıcı yazılar yazabilir ve ertesi gün arkadaşının bir dava açıp tüm sistemi engelletmesini sağlayabilir. Hatta daha ucuz bir yol olarak devletin kadrolu savcılarını iş başı yapmaya davet edecek şekilde Mustafa Kemal’i bile pis işlerine bulaştırabilir.

Bu durumda bu işe kalkışan kişinin asıl suçu sadece hakaret midir? Bana kalırsa artık yapılan halkın genel kullanım alanlarını erişilmez hale getirmek ve bu şekilde huzursuzluk yaratmaktan başka bir şey değildir. Bu bir parka bomba koymaktan, halkı sokağa çıkmaya korkar hale getirmekten farksızdır.

Bu topraklarda, telgraf memurlarının sığınaklarda, tavan aralarında korka korka çalıştığı zamanlar yaşandı. O zamanlar da engellenen sadece iletişim değil bir milletin egemenlik mücadelesiydi. Sokakta gazete dağıttığı için çocuklar vuruldu çünkü iletişim kurmamız istenmiyordu! O zaman da o çocuğu vuran kurşunun emri bizzat sadrazam tarafından verilmişti. Bizzat kendi kanımız tarafından. Ama o zaman da şimdi de ortak olan bir şey var. Asıl suçlu piyon olup öldüren ya da kapatan değil. Asıl suçlu bu cehaleti kullanandır.

Asıl Çözüm: Kendi içinde öz denetimi bulunan, içerisinde suç işlemek amacı ile yer edinmeye çalışan hiç kimseye tahammülü olmayan, mümkünse fazla büyümeyen blog toplulukları. Alt yapıyı da zaten WordPress Mu sağlıyor.

Kısa Süreli Çözüm: Sansürzedelere bir el uzatın!


 
Eki
03
    
Posted (serkan) in 3G, avea, Turkcell, Türkiye, Vodafone on Ekim-3-2008

Vakti zamanında Türkiye’de bir 3G ihalesi düzenlenmiş ancak mızıkçı bir operatör ve hazırlıksız yandaşı yüzünden geri teknolojiye mahkumiyetimizi ilan etmek zorunda kalmıştık.

Nüfusun çok küçük bir kesiminin faydalanacağı ve güya Avea ile Vodafone’u bataktan kurtaracak numara taşınabilirliği sorunu çözüldüğü için artık ihaleyi geçirmek (eğer halen daha bir bahaneleri yoksa) mümkün olacak. Böylece nihayet elinizdeki zaten 3G destekli ama çoktan eskimiş cihazınız için kullanım alanı doğacak.

Buralarda telefon satmak kolay olduğundan cihaz üreticileri yeni alt yapı harcamalarından nemalanamamalarına rağmen “neden 3G çıkartmıyorsunuz” diye lobi yapıp bürokratlarla papaz olmayı seçmiyorlar. Ancak aynı şeyi şebeke sağlayıcılar için düşünemiyor üstüne üstlük bir de lisansları kösteklemelerini anlamsız buluyorum. İhale iptal olmasaydı müstahak olacaktı.

3G dediğiniz zaman sadece görüntülü konuşmadan bahsetmiyorsunuz. Hatta şu günlerde isim avantajından dolayı iPhone 3G‘nin görüntülü konuşturmasa bile en çok aranan 3G cihazı olmasından bunu anlayabilirsiniz. Servis sağlayıcılarını birden platforma dönüştüren ve gecikmeden başlayan herhangi bir operatörün sıfırdan kuracağı ortaklık ağı ile rahatlıkla pazar lideri olmasına imkan tanıyan bir piyasa sunacaktı 3G. Bunu yine yapacak ama elbette numara taşınabilirliği gibi avantajları olduğunu düşünen iki akıl fakiri geri kalacak.

Turkcell dahil herhangi bir operatörü mobil uygulama geliştiricilere bakış açıları dikkate alındığından yeterince davetkar bulamıyorum. Hatta kimi durumlarda herhangi bir operatörün iş ortakları ağına girmeden ufak tefek yazılımlar pazarlamanın daha verimli olacağını bile sanmaktayım. Kısacası her zamanki gibi bu altyapı da bizzat sahipleri tarafından boşa harcanacak. Yazık olacak.

Hatırlıyorum da ilk GPRS’in üstünden bir kaç sene geçtikten sonra Turkcell ve o zamanki ismi ile Telsim, beraber UMTS altyapısı kurmak için anlaşmışlardı bile. Bağlayıcılığı olmayan bir anlaşmaydı diye hatırlıyorum. İleriye dönük masrafları kısmak için iyi olacaktı ama Uzan grubunu elinde eriyen Telsim ve ortalıkta boy gösteren yeni veletler sağ olsunlar Turkcell yine kendi işini kendi görmeye karar verdi.

Şimdi Turkcell katılmayacaktır ama Vodafone ve Avea ortak altyapı kurmak gibi bir akıllılık yaparsa neler olur diye düşünmelerini tavsiye ederim. Vodafone’un daha doğru düzgün bir EDGE ağı bile yok. Zamanında Telsim’in buna para yatıracak vakti dahi olmadı. Bari şimdi bu işi akıl etseler de zaten boşa harcayacakları altyapıları her biri ayrı ayrı kurmak zorunda kalmasalar. Hem biz de aynı anda üç farklı şebekenin radyasyonundan bir süreliğine de olsa korunmuş olsak.