Tem
18
    
Posted (serkan) in biyoteknoloji, entomopatojen, mikrobiyal mücadele, Türkiye on Temmuz-18-2010

11-15 Temmuz’da Uluslararası İnvertebrat Patoloji (Society for Invertebrate Patology) kongresi için dünyanın dört bir yanından misafirleri Trabzon’da ağırladık. Kongrenin ilk günü Eric Lyons’un Biyoinformatik Workshop‘u olduğu için kongrede gönüllü olarak çalışmam istendiğinde memnuniyetle kabul ettim. Zaten kongrenin kayıt sistemini hazırladığım için gidişattan ve ne gibi bir kongre olacağından çoktan beri haberim vardı.

Bu seferki kongre sayesinde tanıştığım kimseler sayesinde çok sıkı muhabbet etme fırsatı bulduğum ve yaşadıkları şehirlere yolum düşerse mutlaka uğramak isteyeceğim ve muhtemelen elektronik olarak iletişim kurmayı sürdüreceğim Brezilya’lı, Polonla’yı, Alman, Iran’lı ve İtalyan her yaştan tandıklarım oldu.

Özellikle Brezilya’lı çift Marlinda ve Marco muhtemelen yıllar sonra bile unutmayacağım kimseler. Bunun yanında ben asla adını söyleyemesem de soyadını ilk ismiymiş gibi kullanarak hitap ettiğim Stephan benim adımı tam olarak söyleyebilen tek yabancı oldu. Sanırım bir Alman olmasından ve belki de Almanca’nın seslerinin bizimkilere benziyor olmasından kaynaklanıyordur.

Bir intervebrat patolog olmadığımdan ve sadece bir görevli olarak katıldığımdan kongrenin bilimsel içeriğinden ne yazık ki bahsedemiyorum. Ancak buna rağmen çok şey kazandığımı ve katılmış olmaktan dolayı mutlu olduğumu belirtmeden geçemiyorum.


 
Eyl
10
    
Posted (serkan) in İstanbul, sel, sinir bozucu, siyaset, Türkiye on Eylül-10-2009

Çevre Bakanı doğayı suçlamış! Yapılabilecek hiç bir şey yokmuş! Görülmemiş yağmur yağmış!

Eğer böyle adamları Çevre Bakanı yaparsanız gerçekten yapılabilecek bir şey yoktur.

Vatan Gazetesi suçlunun vatandaş ve doğa olduğuna dair manşet atmış! Peki yıllardır İstanbul’u yönetenler? Benim bildiğim 3-4 dönemdir İstanbul’un yöneticileri aynı kimseler. Başkan değişti hatta eski başkan, başbakan oldu ama bugünkü İstanbul yönetimi sanki yeni başa geçmiş gibi mağdur edebiyatı yapıyor. Devletin elinden gelen bir şey yokmuş! Ama yaraları sarması mümkünmüş.

Felakette hayatını kaybedenlerden hepimiz sorumluyoz. Sadece İstanbul’da yaşayanlar değil. Dünyanın öteki ucunda çocuğunun tabakta israf ettiği yemeğe göz yuman anne de dere yatağına koca koca yapıların kurulmasına müsaade eden belediye meclis üyesi de. Yıllarca resmi şehir planına aykırı olarak bile bile gece kondulara ve apartmanlara müsaade edildi. Yasadışı ruhsatlar evrildi. Verilmemesi gereken ruhsatlar siyasetçi eliyle yasallaştırıldı. Ne karşılığında?

Bugün eğer yıllardır istanbul’u yöneten biri olsaydım yaptığım ayıbın yüzüme vurumlasını beklemeden özür diler istifa ederdim. İstanbul daha da kötü olmasın. Gidin lütfen.

Ama biliyorum hiç kimsenin bir yere gideceği yok. Ne de olsa suçlu belli: doğa!


 
Ağu
29
    
Posted (serkan) in Ankara, internet, Türkiye on Ağustos-29-2009

Alkışlanacak bir web projesi.

Az önce Friendfeed’de gördüm. Bence Türkiye için yapılmış en iyi internet projesi: SanalSu.com

Şimdilik sadece Ankara’da hizmet veriyormuş. Ankara’da olsaydım hemen sipariş vermiştim. Mükemmel fikir. Umarım uygulaması da mükemmeldir. Bu ve benzeri web projelerini ülkemin her şehrinde görmeyi diliyorum.

Siteyi neden Google sayfalarına benzetmişler anlayamadım. Belki de kullanıcı hesaplarında Google’dan faydalanmalarından dolayı akıllarına gelmiş olabilir. Hem Facebook hem de Google gibi iki dev ağın kullanıcılarının herhangi yeni kayıt yapmadan girebildikleri, çok nadide bir amaca hizmet eden güzel bir iş çıkarmışlar. Tebrikler.


 
Tem
18
    
Posted (serkan) in sağlık, Türkiye on Temmuz-18-2009

Televizyonu açıp sigara ile ilgili yeni düzenleme üstüne yorum yapan esnafı dinlerken kendimi çok değersiz hissettim. Meğer ben kafede oturup arkadaşlarla eğlenceli vakit geçirme veya tek başıma dinlenme ve bu arada bir de gazete dergi okumak tarzı medeniyet belirtisi niteliklere sahip değilmişim. Hayır bunu bir başkasından duyunca şaşırıyor insan ama görüyorum ki hiç de öyle değilim.

Mesela kahvehane denen genelde yaşı kemale ermiş kimselerin vakit geçirdiği yerlerde vakit geçirmiyorum. Tabi benim yaşımda olup oralarda bulunmaktan neşe duyan kimseler de mevcut ve kayda değer bir topluluğu oluştutuyorlar. Bir keresinde sekiz-dokuz yaşlarımdayken anahtarım olmadığından apartmanın altındaki kahvehaneye ıslanmamak ve usluca babamı beklemek için girdiğimi hatırlıyorum. Yaşımın o kadar küçük olmasından dolayı olacak, evimin yanında bu kadar ürkütücü bir yerin bulunması sinirimi bozmuştu. Meğer onun bin katı varmış sonradan öğrendim.

Bana ürkütücü gelen gürültü ve sigaraydı. Gürültü dediğim de birbirine bağıran insanlar ve taş sesleri işte. Eğer oyun oyamak istiyorsanız bu gürültüye zaten adapte oluyorsunuz, isterseniz bilardo oynayın isterseniz futbol, ama sigara öyle değil. Arkadaşlarınız yanınızdayken birşey diyemiyorsunuz. Hatta nezaketen sorulunca da “dert etme alıştım ben” diye cevap verdiğim oluyor. Gördüğüm tek istisna Selçuk. Bu konuda onun kadar dürüt olmak isterdim. Bundan sonra olurum da!

Yeni çıkan yasayı hiç tahmin edemeyeceğiniz kadar destekliyorum. Sanırım yıllardır hükümet eden partinin gelmiş geçmiş nadir akıllı eylemlerinden biri. Çünkü havaya üflenen dumanın önüne geçmenin tek yolu zor kullanarak engellemek. Başka konularda böyle olmuyor. Örneğin vergi kaçağını zor kullanarak engelleyemezsiniz ama bu gibi çocukça bağımlılıkları engellemek bu şekilde oluyor.

Gelelim en başta bahsettiğim konuya. Ben de kafede barda vakit geçirmesini becerebilen biriyim ve bu güne kadar toplamda sadece iki kere bara gitmiş olmamın en temel sebebi sigara meretidir. Belki bu gibi mekanlarda bulunmak eskiden gelen bir alışkanlığım olmadığından ziyaret sıklığımda çok fazla bir değişiklik olmayacak ama kafede oturduğumda bir an önce kalkmak için sigara gibi bir sebebim olmayacak.

Neden çok sık uğrama gibi bir alışkanlığım olmadığını esnafı galeyana getiren sigara üreticilerine sorabilirsiniz.