Kas
30
    
Posted (serkan) in reklam, test on Kasım-30-2009

Bu sefer arayı çok fazla açtım. Bir türlü yazamadım. Hatta yazmayı çok istediğim onca şey olmasına rağmen yazamadım. Çok yoğundum ve aslında halen öyleyim.

Gillette Fusion Power Stealth’ımın geldiği iki ay kadar oldu mu? Zamanı tam hatırlayamasamda  geldiği gibi Twitter’da bir şeyler karaladığıma eminim. Hemen burada döktürmeyi çok istiyordum aslında. Neyse bu gecikmenin hatrına bir değişiklik yapıp birkaç yazıda ondan bahsedeceğim.

Henüz yeterince denemedim zaten. Daha doğrusu üstüne ahkam kesecek kadar denemedim desem daha doğru olur. Önceki sürümü olan Gillette Fusion Power Phenom ile karşılaştırmayacağım. Bence ikisinin yeri de ayrı. Ama şu son durumda Stealth’ı kullanmak daha iyi bir fikir bence.

Her ne kadar -benim sıradışı zamansızlığım nedeniyle- bloğumda bir an önce yazmaya sevk edemediyse de çok heyecan verici bir karşılaşmamız olduğu ortada. İsme özel gelen, sesli olarak isminizi söyleyen bir kutu ile karşılaşırsanız şaşırırsınız. Hem kutu içindeki hakkında fikir verici en ufak bir ip ucuna bile sahip değil. Açıp içindekileri görene kadar ne olduğu konusuda da hiç bir fikrim yoktu.

Bence sadece kutusu bile kendinden söz ettirmeye değecek kadar özenilmiş. Kara kaplı konuşan kutunun içindekilerden bir sonrakı yazıda bahsedeceğim. Bu sefer arayı fazla açmayı düşünmüyorum.


 
Mar
08
    
Posted (serkan) in alışveriş, donanım, test, çevre on Mart-8-2009

2 Ocak’tan beri Philips Xenium X800 kullanıyorum. Telefonu görmek üzere gittiğim Forum Trabzon’daki Teknosa’daki adama gıcık olunca cimri.com‘un tavsiyesiyle gedikgross.com‘dan aldım. İki ay beklememin sebebi cihazı ilk elime aldığım gibi daha neyin ne olduğunu anlamadan yazmak istememem.

Bence en mükemmel özelliği şarj aletini kaybettirecek kadar az kullandırması. Bir haftadan erken şarj ettiğimi hatırlamıyorum. Hatta buna telefonu en çok kurcaladığım ilk hafta da dahil. Daha seyrek şarj etmek zorunda olunca telefonu şarjda unutup boşu boşuna harcadığımız elektrikten kurtulmamızı sağlıyor ve bu açıdan değerlendirilidiğinde ciddi anlamda çevreci bir ürün.

Enerji konusunda ne kadar tutumlu olduğunu ısrarla gösterircesine içerdiği en güzel özelliği telefonun uzun süre dokunmayıp ekranı kararınca dokunma hareketlerini algılayan sensörün de elektrik harcamamak için kapanması. Bu nedenle uyandırmak için telefonun bir kaç tuşundan birine basmak zorunda kalıyorsunuz. Eğer diğer dokunmatik cihazlardan birine alışkınsanız bu durum size çok saçma gelebilir ama fazladan elektrik harcayan bir parçanın sarfiyatından kurtardığından başarılı bulduğum bir tercih.

Satın almadan önce birkaç gün forumlarda dolaşıp kim ne demiş diye baktım. Bir kaç ciddi gözüken incelemeyi okudum ve hatta bir seferinde az daha telefonu almaktan vaz geçecektim. Bir tanesinde telefonun ses kalitesinin kendi kulaklığı ile çok düşük olduğunu ancak bluetooth kulaklık kullanılırsa yüksek olduğundan bahsediliyordu. Hatta buna öylesine inanmışım ki kutudan çıkan kulaklığı cihazı aldıktan bir hafta sonra denedim. Denemenin ardından da internet yorumlarına eğer gerçekten emin olduğum bir kaynaktan gelmiyorsa kulak asmamaya karar verdim. Oysa dört beş farklı yerde aynı ses sorunundan bahsedildiğinden iyice inanmıştım. Belki yalan değildir. Güçlü kulağa sahibi biri böyle demiştir geri kalan bir sürü kişi de sırf o dedi diye kendini kalitesiz duymaya şartlamıştır. Belki yeni bestelediğiniz senfoniyi dinlemek için yeterli bir cihaz olmayabilir ama bestenizi bana yollarsanoz dinlemek için kutudan çıkan kulaklığı kullansam hiç bir şey kaybetmiş olmam çünkü daha kaliteli sesi zaten duyamam. Müzisyen değilim.

Yeni bir telefon almayı düşünüyorsanız benim de cihazla tanışmamı sağlayan TeknoSohbet bölümünü izlemenizi tavsiye ederim. İlk izlediğimde halen Türkiye’de 3G’yi yakın zamanda kullanabileceğime dair saçma bir iyimserliğim olduğundan satın almayı düşünmemiştim ama Televidyon arşivde gezinirken tekrar karşılaşınca 6 yıldır kullanmama rağmen eskitemediğim Nokia 6600′ı Gözde’ye vermek üzere satın aldım. Bir sürü arkadaşımdan “e bozuluur” yorumları duydum. Ön yargıyı sevmem. Bir deneme yaparız beğenmezsek bir daha uğramayız.

Şu ana kadar hoşuma gitmeyen en önemli özelliği güneş altında ekranı okumanın ciddi anlamda güçleşmesi. Bunun dışında çok mesaj yazan biri olsaydım telefondan kesinlikle nefret ederdim. Bir de birkaç saniye deneyen Cihan‘ın söylediğine bakarsak araba kullanırken telefon etmek imkansız.

Telefonun fotoğraf çekim kalitesini merak ediyorsanız Flickr’a eklediğim* ve ekleyeceğim** birkaç fotoğrafa göz atabilirsiniz.
* [1]
** [2]


 
Eki
14
    
Posted (serkan) in test on Ekim-14-2008

Gillette Fusion Power Phenom ile ilgili e-posta gelince ilk önce şaka sanmıştım. Nitelikli blog yazarlarından birkaç yazı görünce inanıp adresimi yolladım dün de beklediğimden daha büyük bir paket yollamışlar. Açıkçası ilk defa biri benim deneyip bloğumda yazmam için bir şeyler yolluyor. Sanırım Türkiye’deki pazarlama alışkanlıklarında ciddi değişiklikler var.

Aslında “deneyin ve test edin” demiyorlar da “denerken aklınızdan ne geçtiyse yazın” diyorlar. Ben sanırım kurala pek uyamayacağım. Oldum olası sevemediğim şu tıraş işini, hazır fırsat çıkmışken, biraz yontalım. Zaten kendimi yarışmaya dahil hissetmiş olsam ödül olan MacBook’dan başka bir şey düşünmüş olabileceğimi söylemek samimiyetsizlik olurdu. Ayrıca neredeyse her tıraş sırasında zihnimi kurcalayan amonyum sülfat da kimsenin ilgisini çekmezdi.

Aslında böyle bir kiti denemek için seçilebilecek en kötü kişiyim. Çünkü tıraş olayından nefret ettiğim kadar beceriksizliğimi tıraş setinin üstüne yıkıp tüm pazarlama planlarını alt üst edebilirim. (Allah’tan sandıkları kadar popüler bir bloğum yok.) Kendi kendime tıraş olmam normalde en az yarım saatimi alır. Sebebi ise iş üstündeyken hiç acele etmememdir. Zaten haftada bir yaptığım bir iş bu. Son aylarda tamamıyla berbere bıraktım ama sakal tıraşı için gittiğim berber ile saç tıraşı için gittiğim berber bile farklıdır. Kısacası bu konuda benden gıcığını bulabilene bravo!

Gelelim söz konusu kite: Kutunun tam üstünde gördüğüm gibi saçma bulduğum(*) bir ayna var. İçinden bir tane tanıtıcı yazı, bir HydraGel traş jeli, HydraSoothe tıraş sonrası için balsam ve tabi ki Gillette Fusion Power çıkıyor.

Şimdiye kadar hep Gilette Series tıraş jeli kullandım. İlk etapta paketten çıkan yeni jeli görünce heyecan yaptım belki bu sefer adam gibi bir basınçlı kabın içinde saklarlar da ilk sıkılışın ardından kapağı kapatınca bile yarım saat dışarı köpük vermez diye düşündüm. Ne yazık ki fiyasko. Saklama kutusu yine öncekiler gibi. Belki çok basit bir şey gibi duruyor ama tıraş jelini her kullanışımdan yarım saat sonra kapağını açıp dışarı verilmiş köpüğü temizlemek istemiyorum. Hem israf hem de benim gibi takıntılı tiplerin sinir olmasına yetecek kadar kötü görünüyor. Jel içeriği açısından bir fark hissetmedim ama zaten hem bir fark beklemiyordum hem de önceki halinden memnundum.

Gillette Fusion Power jileti bu güne kadar benzerini bile kullanmadığım bir teknoloji. Genellikle üç bıçaklı standart oynar başlıklı basit makine gibi çalışan ürünlerle vakit geçirdim. Cildimin yapısından dolayı bugüne kadar ne kendi kendime yaptıklarımda ne de profesyonel ellerden çıkma tıraşlarda sıfır kanama ile karşılaşamadım. Zaten amonyum sülfatın kafamı bu kadar kurcalamasındaki temel sebep de bu olmuştur hep. Gillette Fusion Power’a bu açıdan bakılırsa sonuç mükemmel. Bende bile sıfır kanama!

Gillette Fusion Power pilli bir cihaz. Titreşim yayıyor ve tahminimce kesme sırasında kesme yönü dışında da hareket ettiğinden testere ile odun keser gibi sakalları yerinden ediyor. Köpüğe rağmen acı duyduğum tıraşlar bilirim aynı durum bu taşta geçerli değildi. Belki de burada jelin de katkısı vardır. Bilemem.

Bu tarz cihazlarda pil sürekli takılı kalmamalıdır ama kullanım kılavuzunda ne yazık ki böyle bir ibare ile karşılaşamadım. Takılı olan pilin doluluk oranını gösterdiğini tahmin ettiğim bir kısım da var ki herhalde pil bitmeye yakınken işaret verecek. Ben denerken kendi haline duruyordu. Paketten çıkan ince Duracell pili çok yormadığıma eminim. Bu sefer tıraş 15 dakika sürmedi. Tabi paketi açtığım, kılavuzu okuduğum, pili taktığım süreler buna dahil değil.

HydraSoothe tıraş sonrası balsamına gelirsek söyleyecek pek bir şey bulamıyorum. Daha önce hiç benzer bir ürün kullanmamıştım. Hatta ihtiyaç bile duymamıştım. Ama saklama kabı dışarı taşırma yapmıyor. Beni sinir etmiyor. Bu açıdan fena değil.

(*) Kutunun üstündeki gördüğüm gibi saçma bulduğum aynaya gelirsek: Ne işi olabilir ki orada? Evet çok saçma taa ki tıraş bitene kadar. Dikkat, ayna düz ayna değil çok az da olsa tümsek! Evet belki ikinci bir sefer bile kullanılacak değil ama tıraş bitince her şeyi kutusuna koyup kutuyu iki elle tutunca o ayna tam karşınızda. Aynanın içinde de tıraştan yeni çıkmış cildiniz normalden biraz büyükçe tam burnunuzun dibinde. Paket tasarımcısı tarafından doğru düşünülmüş ya da rast gele konmuş ama benim boş yere anlam yüklediğim bir ayrıntı. Biraz ukalalık kokuyor ama dozunda kalmış.