Eyl
10
    
Posted (serkan) in sel, İstanbul, sinir bozucu, siyaset, Türkiye on Eylül-10-2009

Çevre Bakanı doğayı suçlamış! Yapılabilecek hiç bir şey yokmuş! Görülmemiş yağmur yağmış!

Eğer böyle adamları Çevre Bakanı yaparsanız gerçekten yapılabilecek bir şey yoktur.

Vatan Gazetesi suçlunun vatandaş ve doğa olduğuna dair manşet atmış! Peki yıllardır İstanbul’u yönetenler? Benim bildiğim 3-4 dönemdir İstanbul’un yöneticileri aynı kimseler. Başkan değişti hatta eski başkan, başbakan oldu ama bugünkü İstanbul yönetimi sanki yeni başa geçmiş gibi mağdur edebiyatı yapıyor. Devletin elinden gelen bir şey yokmuş! Ama yaraları sarması mümkünmüş.

Felakette hayatını kaybedenlerden hepimiz sorumluyoz. Sadece İstanbul’da yaşayanlar değil. Dünyanın öteki ucunda çocuğunun tabakta israf ettiği yemeğe göz yuman anne de dere yatağına koca koca yapıların kurulmasına müsaade eden belediye meclis üyesi de. Yıllarca resmi şehir planına aykırı olarak bile bile gece kondulara ve apartmanlara müsaade edildi. Yasadışı ruhsatlar evrildi. Verilmemesi gereken ruhsatlar siyasetçi eliyle yasallaştırıldı. Ne karşılığında?

Bugün eğer yıllardır istanbul’u yöneten biri olsaydım yaptığım ayıbın yüzüme vurumlasını beklemeden özür diler istifa ederdim. İstanbul daha da kötü olmasın. Gidin lütfen.

Ama biliyorum hiç kimsenin bir yere gideceği yok. Ne de olsa suçlu belli: doğa!


 
Şub
13
    
Posted (serkan) in savaş, siyaset on Şubat-13-2009

Burnumun dibinde geçen savaşların hepsini an an takip ediyorum. Biraz uzaktakileri de. Ama neredeyse hiçbiri hakkında yazmıyorum. Çünkü sıcağı sıcağına yazılanların gerçeği yansıtmayacağını düşünüyorum. Tabi bu durumda o anki duyguyu da kaçırmış oluyorum. Belki bundan sonra daha fazla zaman hassasiyeti gösterebilirim bu gibi konularda.

Savaş kötü bir şeydir. Nasıl ve ne için olursa olsun kötü bir şeydir. Kimi zaman kendinizi içinde bulmanız, eğer bir lider değilseniz, pek sizin elinizde değildir.  Öldürme izninizin olduğu tek durumdur savaş. Zaten bu bile başlı başına ne kadar kötü olduğunu gösterir. Çünkü siz öldürmezseniz o sizi öldürecektir. Sıkıyorsa merhamet edin.

Gazze’deki savaş da farklı değildir. Hatta zamanında o bölgede ezilen Arapların ihanetine uğramış dahi olsanız farklı değildir. Savaş ölüm getirir. Hem de küçücük çocuklara ölüm getirir. O çocukların yarın bir gün Nobel Barış Ödülü alma şansları, bugünün eli kanlılarından daha olasıdır. Hiç kimsenin “bize ne Filistin’deki savaştan” deme hakkı olduğunu sanmıyorum. Arap milletler zamanında bizim kuyumuzu kazan terör örgütlerini beslemiş olasalar da sonuçta suçlu olan Arap liderlerdir. Bombalanan okullara giden çocuklar değil.

Savaşa hayır demek alkışlanacak bir şey de değildir. Boynumuzun borcudur.

Daha önce de bahsettiğim gibi Erdoğan’ın Davos hareketi oy kaygısına dönük sayıldı. Bizim saf halkımızın bu şekilde uyutulduğu iddia edildi. Doğrudur. Bizim halkımız dış siyasette hoşa giden bir hareket karşısında bu hareketi yapan kimsenin gösterdiği belediye başkanı adayına oy vererek teşekkür etmesini bilir. Bu bir saçmalıktır, ama yapar. Hangimiz hiç saçmalamadan yaşıyoruz?

Erdoğan günahımı istese vermem. Yerel seçimde de oy verdiğim kimsenin hangi partiden olduğu da umurumda değildir. Ama eleştirinin de bir dozu vardır. “Sana mı kaldı Filistin’deki vahşeti çözmek” demek insanlığa sığmaz.

Evet artık ara buluculuk diye bir şey olamaz. Ara bulucu tarafsız olmalı. Türkiye artık taraf olmuştur. Peki bana tek bir tarafsız kimse gösterebilir misiniz? Tarafsız görünen değil. Gerçekten tarafsız olan birileri.

Yabancı basında Türkiye’nin görünüşünün artık kökten dinciliğe kaydığı yönünde yazılar çıkmış. Ben okumadım ama bizim basınımızdan duydum. Peki yabancı basın görünümümüzün Avrupalılıktan yana olduğunu düşündüğünde ne kazandık? Şeker mi verdiler?


 
Şub
10
    
Posted (serkan) in siyaset on Şubat-10-2009

Yerel seçim zamanı geldi. Çoğu kimse şehrini ve onun yönetimine talip olanları tanımadan körü körüne seçecek. Eğer bir yere yeni taşınmış, oy verilecek kimseler arasından hiç birini tanımıyor veya hiç birinin işe yarayacağını düşünmüyor olsaydım sandığa gitme zahmetine katlanmazdım.

Genellikle oy verilen partiler genel seçimlerde ve yerel seçimlerde hep aynıdır. Mutlaka farklı olacak diye bir şey yok ama bu çoğunlukla başkan olacak kimsenin değil de onu aday gösteren partinin önemsenmesinden kaynaklanmakta. Halen daha başbakanın tutumuna göre oy vermeye kalkışan, ona duyduğu sevgi ya da nefret sayesinde oy vereceği adayı seçen kimseler görmek mümkün ve bana kalırsa sayıları hiç de az değil.

Zaten bu yüzden başbakanın Davos atağını oy toplamaya yönelik olarak değerlendiriyorlar. Evet yapılan hareketlerin hepsi hem iç hem de dış siyasette bir amaca yöneliktir. Zaten öyle olmayacaksa o hareketi yapmanın da bir anlamı olmaz. Eğer başbakan Davos’ta sert çıktı diye onun aday gösterdiği beldendeki belediye başkanı adayına oy veriyorsan çok safsın demektir.


 
Ağu
18
    
Posted (serkan) in savaş, İran, sinir bozucu, çevre, biyoteknoloji, siyaset, Türkiye on Ağustos-18-2008

Geçtiğimiz hafta İran Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinejad İstanbul’daydı. Resmi bir ziyaretti ama daha önce Beşer Esad örneğinde de gördüğümüz gibi Ankara’da ulu önderi ziyaret etmeye gerek duyulmadı.

Bizimkilerin yukarı tükürsem bıyık aşağı tükürsem sakal derdinden dolayı enerji ile ilgili anlaşma muhtemelen yapılmış olmasına rağmen ilan edilmedi. Hatta yapılmamış olma ihtimali bile olduğunu düşünmeye başladım çünkü İran kendisini -haklı olarak- bulunmaz Hint kumaşı gibi hissetmeye başladı. Daha sonra bahsedeceğim ama herkesin gözü önünde sergilenmiş bir saflık sonucu Nabucco Boru Hattı projesi tarihin tozlu sayfalarına gömülürken, konu gaz olunca Rusya bağımlısı bir ülke için en iyi diğer seçeneğin İran olduğu ortada.

Çok konuşulan ve bizim vatandaş saydığımız alemin kimlerden oluştuğunu gösteren cuma namazından hemen önce planda olmayan bir basın toplantısı yaptı Ahmedinejad. Bana kalırsa aklı başında kimseler için bir çeşit gövde gösterisi gibiydi. Sanki Türkçe cümleleri anlıyormuş gibi mimikler içeren şirinlikler ve beklediği soru üstüne Türk şehir yöneticilerini anında satışı görülmeye değerdi. Ama anlattıklarını can kulağı ile dinlemek hatta kafayı taşlara vurmak gerek.

Amerikan ambargosuna rağmen nasıl geliştiklerini anlattı. Yanılmıyorsam biyoteknolojide dünya beşincisi, nanoteknolojide ise onuncusu olduklarını söyledi. Hatta bunu da üstüne basa basa Amerika ambargosuna rağmen başardıklarını zihnime kaydetti. Yani az imkanla da yol kat edilebileceğinin hatta dünyaya meydan okunabileceğinin en iyi göstergesini önümüze serdiğini açıkladı.

Sokağa çıkın ve sorun “İran güçlü bir devletmiş bilimde bizi solda sıfır bırakmış, neye bağlıyorsunuz?” deyin. Bin kişiden bir kişi çıkıp “e çalışıyorlar ya ondan” diyecek. Gerisi “petrol var petrol” der geçer. Irak’da da petrol var. Afrika’nın güneyindeki kimi ülkelerde de. Ama bazen petrol sadece ölmeyi yürümekten önce öğrenmeyi sağlıyor.

Nükleer Çifte Standart

Ahmedinejad nükleer çifte standarttan bahsetti ve ABD’nin ve diğer büyük devletlerin kendileri kullansalar hatta silah olarak bile elde tutsalar dahi başkalarının nükleer enerjiden faydalanmasını engellediklerini söyledi. Yerden göğe kadar haklı.

İran’ın doğal yenilenebilir enerji kaynaklarından haberim yok ancak elbette bizimkinden bile büyük olan o sıcak ülkelerinde nükleer enerjiye ihtiyaç duymayacakları kadar fazla imkanları vardır. Tek yapmaları gereken diğer alanlarda gösterdikleri azmi bu alanda da göstermeleri ve nükleer enerjiyi sadece bilimsel amaçlı olarak geliştirmeleri. Belki de Amerikan ambargosu Ahmedinejad’ın da dediği gibi gerçekten de İran’ın işine geliyor. (Çevre konusunda şüphe yok.)