Demokratik dünyadan inciler. Güç sahibi istediğini yaptırır. Bu bir doğa kuralıdır.
Bugünün en gözde haberlerinden biri Avustralya’nın yeni kadın başbakanı. Kimse nasıl başbakan olduğunu umursamıyor. Bir kadın başbakan olmuş ya yeter. Al sana haber. Ben CNBC-e’de izlerken fark ettim. Ayrıntısını incelemek isterken de pek fazla şey bulamadım. Ama anladığım şöyle:
2007′de hükümet etme görevi ile yetkikendirilen eski başkaban Kevin Rudd yüksek kar elde eden Rio-Tinto gibi çelik devlerine %40 civarında vergi uygulamaya başlıyor. Şu aralar demir ve çelik fiyatlarında olağan üstü bir enflasyon mevcut. Hatta demir üreticileri bu artıştan nasiplenebilmek için daha önce bir yıllık olan kontratlarını üç aylık olarak güncellemeye başladılar. Başbakan Rudd her ne kadar kantarın topuzunu biraz fazla kaçırmış olsa da ülkesini küresel kriz pençesinden kurtarmak için dar gelirli yerine bu devlerin üstüne gitmesi mantıklı.
Peki çelik devleri duruyor mu? Hayır. Ellerindeki çeşitli imkanları kullanarak başbakana baskı yapıyorlar. Bu sürecin sonunda da parti kendi içindeki bir oylama ile liderini devirip yerine Julia Gillard‘ı getiriyor. Aman ne güzel. Gillard’ın daha ılımlı olacağına dair bilgiler geliyor kulağıma. E olsun o kadar, o çelik üreticilerinin başbakanı.
İşin garip tarafı bu haberin ısrarla kadın başbakan vurgusu üzerine yapılması. Tabi ki kadınların da başbakan olması iyi bir şeydir. Bunun nadide örneklerinden birini dünyaya yaşatmış bir milletin evladı olarak kendilerini tebrik ediyorum. Ancak demokrasiyi de batırmadan yapsalarmış fena olmaz mıymış? Ortada kadın bir başbakan değil kadın bir piyon var sadece. (Cinsiyeti önemsiz, piyon işte, sadece piyon.)
