Nis
06
    
Posted (serkan) in sinir bozucu, Türkiye on Nisan-6-2009

Bu başlığı atmak onuruma dokunuyor. Ama durumu sorun olarak kabul etmezsek çözemeyiz de. İster vatan haini desinler ister anarşist, ülkemin Amerika’nın yavru vatanı gibi gözükmesini kaldıramam.

Obama truva atının keşfedildiği topraklarda.

Amerikan Başkanı Obama “Türkiye’yi Avrupa Birliğine alın” dedi. Bunu sadece şirin gözükmek için söylenmiş bir söz olarak kabul etmeliyim değil mi? Ya da stratejik ortaklık çerçevesinde bir hareket! Ya da sıradan diplomatik tavır işte. Nedense dokunuyor bana.

Birinci Dünya harbi döneminde Yunanistan ile Avrupalı abileri arasındaki ilişki gibi biraz. Birileri sizin için sizden daha hevesli görünüyor.

Obama “Yurtta Sulh Cihanda Sulh” dedi. Kısacası şirinlikte sınır tanımadı. Zaten ufak tefek kara kuru bir şey. Sadece bu haliyle bile sempatik. Hiç gerek yoktu kopyacı kaleminden bu yüce cümleleri okumaya. Neden mi? Belki kendini sorumlu hissetmeyecektir ama işte cevaplar: Afganistan, Irak.

Barış dediğiniz nasıl mı getirilir? İşte Böyle: Kıbrıs Barış Harekatı.


 
Kas
30
    
Posted (serkan) in 3G, avea, sinir bozucu, Turkcell, Türkiye, Vodafone on Kasım-30-2008

3G ihalesi sonuçlanmış. CNN Türk’ün haberine göre:

Üçüncü Nesil Mobil Haberleşme Sistemi’nin (3G) kurulmasına ilişkin ihalede A tipi lisans için en yüksek teklifi 358 milyon euro ile Turkcell, B tipi lisans için en yüksek teklifi 250 milyon euro ile Vodafone, C tipi lisans için tek teklifi 214 milyon euro ile Avea verdi. (Kaynak: CNN Türk)

Demek oluyor ki yaz aylarında Türkiye’nin büyük bir kısmında 3G sinyalleri işliyor olacak. Peki bu bizim 2009 yazında taşınabilir cihazlarda hızlı internet kullanabilir olabileceğimiz anlamına gelecek mi?

Cevap hangi şirketi kullanırsanız kullanın “Hayır” olacak. Bu topraklara hiç bir teknoloji eskimeden girmez ve giren teknoloji de iyice eskimeden kullanılabilir olmaz. Bizim tüccarımız pahalı cihazlarla alt yapı kurmaya girişemez, girişmeye kalkanın da şevkini kırar. Kısacası pintidir pinti.

3G için altyapı cihazları geçen onca yılın ardından ucuzlamış durumda. Hatta zamanında sefaletten kurtarmaya gittiğimiz bir ülke çoktan 3G’nin ötesine geçtiği için oradan sökülenleri buraya getirip ikinci el fiyatına kurabilir, bununla masrafsızca övünebilirsiniz. Hatta buna rağmen yaptığınız yatırımı masraflı bir operasyon sayıp bir süre daha sanki 3G yokmuş gibi yaşamamızı sağlayabilirsiniz.

3G’nin pahalı olacağını tahmin ediyordum ama CNN Türk’ün haber metninde “3G ile veri indirme ücretlerinin mevcut GPRS tarifelerine göre daha ucuz olması bekleniyor.” diye yazınca umutsuzluğa kapıldım.

Muhabirin GSM profesyonellerinin fikrini yansıttığı düşünülürse ağlanacak halimiz var demektir. Eğer 3G dediğimiz alt yapı, bir yenilik olarak daha hızlı bağlantı sağlayacaksa hatta bu fark günlük tüketimi en azından 1-2MB düzeyinden 100-200MB düzeyine çıkaracaksa GPRS ile KB başına istenen fiyatın aynen 3G dönemine de yansıması kadar abes bir şey olabilir mi? Bir GSM profesyoneli buna sadece ihtimal veriyorsa, ben ona emanet ettiğim masum iletişim kaygılarımı bir kenara bırakayım daha iyi. Biraz olsun gözlerimizi açalım bakalım hangi teknolojik yenilik geldiğinde bir önceki neslin veri hızı, depolama kapasitesi veya birim başına fiyatı aynı kalmış!

Yenilik yapmak için önümüzde duran engel, kanunlar ya da yavaş işleyen bürokrasi değil. Yaptığı işi daha öğrenemeden karargahları ele geçirmiş iş bilmezlerdir.


 
Eki
25
    
Posted (serkan) in bloglama, internet, sansür, sinir bozucu, Türkiye on Ekim-25-2008

Bu konuda hayalperest farz edilmeyi kabul ediyorum ancak sansür denen engellemenin o kadar da masumane olduğunu düşünmüyorum. Bugün Barış Atasoy‘un açtığı facebook grubu ile fark ettim ki Blogger erişime engellenmiş.

Kim engelledi? Tabi ki bizim kanunlarımız ve onları bilinçsizce uygulayan yetkililer. Kim engelletti? Bu durumu harika bir silaha dönüştürmeyi akıl edecek kadar alçak zararlılar. Zamanında belirli konularda uç noktalarda yer edinmiş, bu yüzden internet ortamında hakarete sık maruz kalan kimselerin internet sitelerini kapattırdıkları oldu. Bu bir yere kadar anlaşılabilir bir durum. Her ne kadar hedef aldıkları tek bir blog olmasına rağmen tüm altyapısı sağlayıcısını erişilemez hale getirmelerine rağmen ortada gerçek suçlar vardı.

Bu dönemde site kapatma sebepleri açıklanmıyor. Muhtemel sebepler arasında Mustafa Kemal’e karşı işlenmiş suçlar olabileceği gibi bireysel hakaret de kapatma sebebi olmuş olabilir. Bu sadece mahkemeyi ikna etmek için ortaya konmuş bir sebeptir. Bu gibi sebepler kolaylıkla bulunabilir. Eğer biri Türkiye’de geniş çevrelerin yayın yaptığı bir alanı (WordPress, Blogger vs.) kapatmak isterse rahatlıkla bir arkadaşının adına karalayıcı yazılar yazabilir ve ertesi gün arkadaşının bir dava açıp tüm sistemi engelletmesini sağlayabilir. Hatta daha ucuz bir yol olarak devletin kadrolu savcılarını iş başı yapmaya davet edecek şekilde Mustafa Kemal’i bile pis işlerine bulaştırabilir.

Bu durumda bu işe kalkışan kişinin asıl suçu sadece hakaret midir? Bana kalırsa artık yapılan halkın genel kullanım alanlarını erişilmez hale getirmek ve bu şekilde huzursuzluk yaratmaktan başka bir şey değildir. Bu bir parka bomba koymaktan, halkı sokağa çıkmaya korkar hale getirmekten farksızdır.

Bu topraklarda, telgraf memurlarının sığınaklarda, tavan aralarında korka korka çalıştığı zamanlar yaşandı. O zamanlar da engellenen sadece iletişim değil bir milletin egemenlik mücadelesiydi. Sokakta gazete dağıttığı için çocuklar vuruldu çünkü iletişim kurmamız istenmiyordu! O zaman da o çocuğu vuran kurşunun emri bizzat sadrazam tarafından verilmişti. Bizzat kendi kanımız tarafından. Ama o zaman da şimdi de ortak olan bir şey var. Asıl suçlu piyon olup öldüren ya da kapatan değil. Asıl suçlu bu cehaleti kullanandır.

Asıl Çözüm: Kendi içinde öz denetimi bulunan, içerisinde suç işlemek amacı ile yer edinmeye çalışan hiç kimseye tahammülü olmayan, mümkünse fazla büyümeyen blog toplulukları. Alt yapıyı da zaten WordPress Mu sağlıyor.

Kısa Süreli Çözüm: Sansürzedelere bir el uzatın!


 
Eyl
17
    
Posted (serkan) in çevre, sinir bozucu, Türkiye on Eylül-17-2008

Az önce posta kutuma Greenpeace’in Kömürü Terk Et eylemi üstüne eylemcilere verilen 6000 YTL ceza hakkında yolladığı “Suçlusunuz!” diyen e-postası ulaştı.

Suçluyuz tabi. Greenpeace bir kenara çoğumuz gerçekten suçluyuz.

İçimizde yaşayıp amacı iklim değişikliğini engellemek olan bu örgüte dolandırıcı damgası vurmaya çalışandan, çevreci geçinip teknolojiyi son noktadan takip etmek bahanesiyle ihtiyaç duymadığı ya da hiç duymayacağı cihazlara para ödeyene kadar herkes suçlu. Daha da kötüleri var aslında ama hiç biri bahane değil.

Çin’deki çevre katliamını bahane edip en çok onlar kirletiyor demek palavra. Bizim başkasından gelen enerjiye ihtiyaç duyduğumuz da palavra.

Bana kalırsa her ne kadar etkili olsa bile artık Greenpeace ve benzeri çevre örgütlerinin faaliyetleri yetersiz kalmaktadır. Sorunun da tek bir çözümü vardır. Bizzat kendimizi ve birinci derece yakınlarımızı kontrol etmek.

Boşa giden enerjiye göz yummamak için mümkünse artık kendimden yaşça büyük ve çoğu israf denen kelimeyi sadece faturaya olan yansıması ile tanıyan kimseleri acımasızca uyarmanın hatta üstelerlerse açıkça ihtar etmenin zamanı gelmiştir. Bunu ya uygularız ya da ekmek bırakmayı beceremeyeceğimiz çocuklarımızı aynı zamanda havasız susuz koyarız.

Bir israfı açıkça belli etmek kişisel hakarete girer mi bilemem ama gerekirse bloğumun erişime engellenmesi pahasına gördüğüm her örneği buraya taşıyacağıma emin olabilirsiniz. Bu davranışı internette yazan diğer tüm arkadaşlarıma da tavsiye ediyorum.Yaptığımız işe bir kat daha anlam katalım.