Oca
10
    
Posted (serkan) in bloglama, internet, serkan on Ocak-10-2008

Merve’nin 1.yıl hediyesi.Bugün burada ilk yazımın yayınlanmasını üstünden bir yıl geçmiş.

Açıkçası beklemediğim bir ilgi ile karşılaştığımı söylemem çok doğru olur. Yazdıklarım sayesinde kazandığım çok şey var. Aslında bloglama ile ilgilendiğim için kazandığım desem daha mantıklı olur.

Belki de 2007 içinde gerçekleşmiş en önemli şeylerden biri az da olsa bir şeyler yazmış olmak oldu.

Mesela artık arama motorları beni seviyor. Onlara beni sorduğunuzda size doğruyu söylüyorlar. Ben de onları seviyorum.

Zamanında Altı Üstü Tasarım‘ın yaptığı gibi geçmiş yılla ilgili istatistikleri yayınlamak isterdim ama fazla abartmadan 49 kategori altında 88 yazı yayınlayıp 340 yorum almış bir bloğun yazarı olduğumu söyleyebilirim. Türkiye şartları için iyi bir ortalama.

Gel gelelim daha önemli olanlara, yani serkan.gen.tr’nin bana kazandırdıklarına:

  • Bloğumun sanırım ilk düzenli okurlarından biri Yalçın Can. Buraya okur çekmek için uğradığım Oyyla‘nın katkılarıyla geldik.biz ile karşılaşma fırsatı bulmam yine bloğumun bana kattığı nadide kazanımlardan biri.
  • Zaten daha önceden Pozitif PC – PDF dergisi sayesinde tanıdığım ama bloğum sayesinde iletişim kurma fırsatı bulduğum Barış Atasoy hemen hemen Yalçın ile aynı dönemde serkan.gen.tr’nin hayatıma kattıklarından.
  • Bir de tam olarak serkan.gen.tr sayesinde olmasa bile blogosfer ile ilgilenmem hatta daha çok WordPress kullanmam sayesinde aniden tanışma fırsatı bulduğum, bu sayfadaki 1.Yaş görselini bana hediye eden, Merve Dilek var ki bir bakıma senenin son dakika golü. :)

Bu sene gerekirse daha az okur çekecek yazılar yazmak istiyorum. Artık biraz daha profesyonel ilgi alanımda içerik üretmem gerektiğini düşünüyorum. Bu kadar az biyolog blog yazarının olduğu ülkemde ben yazmazsam kim yazacak diyorum ama ben de pek bir şey yapmıyorum!

Yılın son dakika gollerine daha birkaç saat önce kantinde Samet ve Eray ile sohbet ederken bir tane deha eklendiğini söylemek yanlış olmaz. Meğer sık okuduğum bloglardan biri olan Renkliblog‘un yazarı Erman Haskan‘ın soyadının bizim Eray’ınki ile benzerliği basit bir rastlantı değilmiş. Dünya ne kadar küçük! Haberiniz olmadan en iyi sınıf arkadaşlarından birinin kardeşi en çok okuduklarınız arasında bulunabiliyor. Daha nice örneklerle karşılaşmam dileğiyle.


 
Ara
10
    
Posted (serkan) in bloglama, internet, mim, serkan on Aralık-10-2007

Normalde burada bloglardan ya da bloglama işinden bahsetmeyi tercih etmem. Blog yazarı olmak amacım değil, serkan.gen.tr basit bir araç sadece. Hem bir de Barış Atasoy’un dediği gibi “blog yan sanayisi” gibi işleyen bir bloglar alemindeyiz. Onun için hiç bulaşmaya değmez.

Ama hazır fırsat gelmişken değinelim diyorum. Yalçın’dan mim gelmiş beş soruluk bir röportaj yapmalıyım şimdi kendimle. İşin kötüsü bir de Altan’ı mimlemiş ki o aynı gün yazmış bile.

  1. Blog yazmaya ilk defa nasıl başladım?
    Elbet bir gün yazacağım hadi şimdi yazmaya başlayayım diye başladım sanırım! Yanlış hatırlamıyorsam 2004 yılı Kasım gibiydi. Blogger.com ile (Ağustos’ta Byte dergisi sayesinde) yeni tanışmıştım. Kapatmak zorunda kaldığım için üzgün olduğum bir site anısına bir blog açmıştım toplamda üç ya da dört yazı yazılmıştı hatta yazılardan birini zorla Özkan‘a yazdırdığımı hatırlıyorum. O küçük denemeyi saymazsak yine şuan benim olmayan tiyatro.tv adresinde (WordPress ile) 2005′in ilk aylarına denk gelmiş olması muhtemel şimdi bile internet arşivi sayesinde erişilebilen yazılar gerçek blogculuğu ilk tadışımdır. Şuan o iki blog da benim kontrolümde değil. Hatta biri blog bile değil. Bunların ardından zaten serkan7 ve serkan.gen.tr geldi.
  2. Blog yazılarımın konusu belli bir çizgide olması için çaba gösteriyor muyum? Yoksa içimden geldiği gibi mi yazıyorum?
    Evet. Buradaki yazıların çok önemli bir ortak özelliği var. Hepsi benimle alakalı. Ya benim yaptığım bir şey ya da benim hoşuma giden, sinirime dokunan… Her ne olursa olsun içinde bir ben var basit bir blogdan öte. Kim ne düşünürse düşünsün burası sadece benim bloğum. Google’ın son satın aldığı şirket eğer benimki değilse burada bahsedilmek için Yomra’daki kurbağalardan daha az şansa sahip.
  3. Blog yazmak için gün içinde bazı şeylerden feragat ediyor muyum?
    Mutlaka. Eğer buraya zaman ayırmayacaksam burası neden var olsun? Zaman harcanır tabi. Kısacası tembellik saatlerimin bir kısmını serkan.gen.tr çalıyor. Şimdilik göz yumuyorum.
  4. Blog yazmak benim için eğlenceli bir uğraşken şimdi artan bekleyiş yüzünden zorunlu bir hal almaya başladı mı?
    Daha çok yazmak isterim tabi. Hatta kendimi yazmak zorunda bile hissederim. Özellikle şu iki aydır yaşıyorum ama bu duygu hoşuma da gidiyor. Gün gelecek aynı gün iki yazı yazmamak gibi gıcık bir prensip edindiğim için kendime kızacağım, gün gelecek Şubat 2007′de olduğu gibi hiç yazmayacağım. İnsanım ben sonuçta, bir günüm diğerini tutamaz ki! Verimli bir blogcu falan olmak umurumda değil.
  5. Blog yazmayı daha ne kadar sürdüreceğim?
    Teknik bir aksaklık olmazsa ömrümün sonuna kadar yolu var. Ama bir bakarsın yedi yıl yazmamışım birden aşka gelip her gün yedi yazı yazmadan uyuyamaz olmuşum. Hiç belli olmaz. Unutmadan tekrar hatırlatmakta fayda var. Burası benim herhangi bir konuda yazı yazdığım herhangi bir site değil. Doğrudan benden ibaret. Yani Yalçın’ın dediği gibi işi tadında bırakmak, zamanı gelince intihar etmek gibi bir şey olur burası söz konusu olunca. Ama bir bakarsınız aksilik bu ya güzelim adresimi kaybederim başka bir yerde yazarım veya dedim ya yıllarca yazasım gelmez, belli olmaz. Ama hiçbir durumda bu blog durmuş olmaz. Sadece yavaş gidiyordur bizim gibi fanilerin gözleri seçemiyordur.

Sıra geldi bu mimi kimlere yollayacağıma. Giden gitmiş kalan sağlar bizimdir misali ben Altan‘ı zaten mimlemeyecektim diye benim bile inanmadığım bir yalan atmak istiyorum. :) Bu sefer Samed ve Emrah‘ı mimliyorum. Hadi rast gele…


 
Kas
26
    
Posted (serkan) in serkan, sinir bozucu on Kasım-26-2007

Ne de verimli bir aymış şu Kasım. Zamanında yazan yazmıştı da sadece okuyup geçmiştim. Arşive tekrar göz atınca fark ettim, seyreltik de olsa depresif bir dönem geçirmişim haberim yok. Düşünün; fotokopiler, sınavlar, ödevler, hep sonraya atılan işlerden şişmiş yapılacak listeleri, pek de hoş bulunmamış yavaş gelen sınav sonuçları… Daha saymama gerek var mı? Anlaşılan öğrenciliğimin tamamını Kasım ayında yaşıyormuşum. Unutmadan bir de sanırım gerçekleri bir an dahi olsa unutabilmek adına sınav haftası bittiği gibi aralıksız ne bulursa oynamak gibi aç gözlü davranışlar baş gösteriyor bu ayda.

Sanırım ay sonu ödülü olarak da üç günlük bir seyahate çıkıyorum. Daha doğrusu Hücre Kültürü dersini bahane edip gezme fırsatı bulduk desek yeridir. (Hatta sırf teknik gezisi için bu dersi seçtim desem mi?)

Bir de yazmadan edemeyeceğim yılın son ayına doğru ilerlerken bu bloğu açtığım sıralarda (Ocak ayının ilk günleri…) bir yılda elbet yetiştiririm diye bir liste yaptığım aklıma geldi. Kontrol ettim de kendiliğinden gerçekleşen bir tanesi hariç sıfır çekmişim. :) Yeni yıl için plan falan yapmıyorum artık…


 
Kas
16
    
Posted (serkan) in serkan on Kasım-16-2007

Arman Aksoy, bloğunda kendisine ulaşılamama ile ilgili harika bir yazı yazmış. Sınav haftasında olduğumdan biraz geç fark ettim.

Son ayları saymazsak o yazıda gördüklerinizin neredeyse tamamı benim için de geçerli. Burada yayınlamış gibi okursanız beni bir kopyala-yapıştır derdinden bir de telif ihlalinden kurtarmış olursunuz. Yanlız benim ki için küçük bir düzeltme yapmak gerekecektir. Arman gibi Genetik laboratuvarında değil Zooloji laboratuvarında çalışıyorum. Ayrıca meşgul yerine ulaşılamaz olmamın sebebi de laboratuvarın telefon operatörüm tarafından kapsama alanında farz edilmemesi.