Ağu
19
    
Posted (serkan) in biyoteknoloji, eğitim, evrim, sansür, sinir bozucu on Ağustos-19-2009

Harry Potter seyreden veya okuyanlar bilirler. Öyküdeki bir karakterden özel bir sebepten dolayı asla ismi ile bahsedilemez. Herkes “kim olduğunu bilirsin sen” der söz konusu kişi o olduğunda. Öyle ortalık yerde de bahsedemezler. İşte bizim evrim konusu da buna dönmüş yeni uyanıyorum.

Belgeseller hakkında seri yazılarıma kısa bir ara veriyorum. Bir an irkilip kendime gelmemi sağlayan bir yazı okudum birkaç saat önce. Hep diyordum acaba ben neden hiç şu konudan bahsetmiyorum diye.

Bu yazıyı okumaya devam etmeden önce DoğaTarihi.net’deki şu yazıyı okumanızı tavsiye ederim. Hatta burada yazdığım o yazının altına eklediğim yorumun biraz genişçesi o kadar.

Az önce burada neden daha önce evrimden bahsetmediğimi kendi kendime sordum. Bir kaç kere çok yaklaştığımı ama geri döndüğümü hatırladım.

Baştan belirteyim evrim konusunda belirmiş toplumdaki hiç bir kutuplaşmanın taraftarı değilim. Ne evrim karşıtıyım ne de evrim yandaşıyım. Hatta evrim denen konunun kutuplaşmaya sebep olmasını hayretler içinde seyretmekte olan saf (aptalca) bir bakış açısına sahibim.

Neden yazmadığımın sebebini bulmak zor olmadı. Çok emin olmadığım konularda hiç bir şey yazmıyorum. Yarım yamalak bilgiyle yazmak bir kenara dursun konuşmayı bile sevmem. Evrim hakkında yazmamış olma sebebim de budur.

Dört yıldır lisans düzeydinde biyoloji eğitimi alıyorum. Okulun en devamlı öğrencilerinden biri oldum bu süreç içerisinde evrim hakkında hiç birşey bilmiyorum. Bu biraz saçma değil mi? Hatta sıradan bir öğrencinin yapacaklarına ek olarak bir hayvan sistematiği araştırma laboratuvarında üç buçuk yıl deney yapmış ve pek çok çalışmayı izlemişliğim var. Buna rağmen sistematik biliminin de temeli olan evrim hakkında söz söyleyecek ya da en azından bir fikir sahibi olacak kadar dahi kendime güvenmiyorum. Burada ciddi bir sorun yok mu?

Evet var çok büyük oranda sorumlu kişi benim. Öğrenmeliydim. Hiç kimsenin bana öğretmesini beklememeliydim. Hele hele elimin altında onca kitap ve Evrimi Anlamak Projesi gibi rehberler varken öğrenmeliydim. Bu benim ayıbım. Amaaa bir bakalım sadece benim sorunum mu?

Lisans sırasındaki dersler boyunca evrim denen şeyden eğer sadece iki kere bahsedilmişse burada bir sorun var demektir. İnsanlar inansınlar ya da inanmasınlar filogenetik bu kavram üstüne kuruludur ve okulumdaki araştırmacıların / hocaların yarıdan fazlası sistematikçidirler (filogenetiği kullanırlar). Evrim denen şeyi ne kadar iyi bildikleri çalışma alanlarına bakılırsa su götürmez bir gerçektir. Ancak bize anlatmaya bir türlü sıra gelmez.

Hocalarımın hiç birinden evrime inanmalarını beklemiyorum. Eğer böyle bir inanç gösterisinde bulunursalar dersin ortasında bu fikirle dalga geçecek kadar  korkusuz ve ukala olduğuma emin olabilirsiniz. Bu gibi inançlar dogmadan başka bir şey değildir ve bilimsel düşünceyi baltalar. Burada bir paradoks gözünüze çarpacak belki ama bilim söz konusu olduğunda hiç bir fikri peşinen kabul etmemek asla caymamanız gereken tek kabulünüz olmalıdır. Yoksa yaptığınız şey bilim olmaz. Sadece bilimsel yöntemleri kullanarak savınızı desteklemek için havalı çözümler üretmiş olursunuz o kadar. Sonuç bir buluş yada keşif değildir.

Dönem dönem dogmalara inanmış insan oğlunun nasıl da kendi kuyusunu kazdığına ilerleyen günlerde değinmeyi düşünüyorum. O zaman bugün aklınızdan geçen “ama bu başka” dediğiniz pek çok konuyu nasıl da tekrar gözden geçirmek gerektiğini anlayacaksınız diye umuyorum.

Din konusunda en ufak bir uzmanlığım yok. Aslında bilmem gerekenden az bildiğim pek çok konudan biri de dindir. Bu yüzden hiç bir zaman din konusuna girmeyeceğim. Ama açıktan belirtmeliyim ki evrim konusunda fikir veren birileri ile karşılaştığında o kişiyi baştan dinsiz sayan kimseler beni çok eğlendiriyor. Din saydıkları şeyden ne anladıklarını dinlemek isterim. Eğer onlardan biriyseniz bana ulaşmanın bir yolunu bulun lütfen. Sizi saatlerce dinleyebilirim hatta en ufak bir itirazda bulunmadan. İsterseniz sırf sizi biraz daha heyecanlandırmak için arada kafa sallayıp “hı hı” gibi sesler bile çıkarabilirim. Biraz eğlenmek istiyorum bu aralar.


 
Eki
25
    
Posted (serkan) in bloglama, internet, sansür, sinir bozucu, Türkiye on Ekim-25-2008

Bu konuda hayalperest farz edilmeyi kabul ediyorum ancak sansür denen engellemenin o kadar da masumane olduğunu düşünmüyorum. Bugün Barış Atasoy‘un açtığı facebook grubu ile fark ettim ki Blogger erişime engellenmiş.

Kim engelledi? Tabi ki bizim kanunlarımız ve onları bilinçsizce uygulayan yetkililer. Kim engelletti? Bu durumu harika bir silaha dönüştürmeyi akıl edecek kadar alçak zararlılar. Zamanında belirli konularda uç noktalarda yer edinmiş, bu yüzden internet ortamında hakarete sık maruz kalan kimselerin internet sitelerini kapattırdıkları oldu. Bu bir yere kadar anlaşılabilir bir durum. Her ne kadar hedef aldıkları tek bir blog olmasına rağmen tüm altyapısı sağlayıcısını erişilemez hale getirmelerine rağmen ortada gerçek suçlar vardı.

Bu dönemde site kapatma sebepleri açıklanmıyor. Muhtemel sebepler arasında Mustafa Kemal’e karşı işlenmiş suçlar olabileceği gibi bireysel hakaret de kapatma sebebi olmuş olabilir. Bu sadece mahkemeyi ikna etmek için ortaya konmuş bir sebeptir. Bu gibi sebepler kolaylıkla bulunabilir. Eğer biri Türkiye’de geniş çevrelerin yayın yaptığı bir alanı (WordPress, Blogger vs.) kapatmak isterse rahatlıkla bir arkadaşının adına karalayıcı yazılar yazabilir ve ertesi gün arkadaşının bir dava açıp tüm sistemi engelletmesini sağlayabilir. Hatta daha ucuz bir yol olarak devletin kadrolu savcılarını iş başı yapmaya davet edecek şekilde Mustafa Kemal’i bile pis işlerine bulaştırabilir.

Bu durumda bu işe kalkışan kişinin asıl suçu sadece hakaret midir? Bana kalırsa artık yapılan halkın genel kullanım alanlarını erişilmez hale getirmek ve bu şekilde huzursuzluk yaratmaktan başka bir şey değildir. Bu bir parka bomba koymaktan, halkı sokağa çıkmaya korkar hale getirmekten farksızdır.

Bu topraklarda, telgraf memurlarının sığınaklarda, tavan aralarında korka korka çalıştığı zamanlar yaşandı. O zamanlar da engellenen sadece iletişim değil bir milletin egemenlik mücadelesiydi. Sokakta gazete dağıttığı için çocuklar vuruldu çünkü iletişim kurmamız istenmiyordu! O zaman da o çocuğu vuran kurşunun emri bizzat sadrazam tarafından verilmişti. Bizzat kendi kanımız tarafından. Ama o zaman da şimdi de ortak olan bir şey var. Asıl suçlu piyon olup öldüren ya da kapatan değil. Asıl suçlu bu cehaleti kullanandır.

Asıl Çözüm: Kendi içinde öz denetimi bulunan, içerisinde suç işlemek amacı ile yer edinmeye çalışan hiç kimseye tahammülü olmayan, mümkünse fazla büyümeyen blog toplulukları. Alt yapıyı da zaten WordPress Mu sağlıyor.

Kısa Süreli Çözüm: Sansürzedelere bir el uzatın!


 
Ara
28
    
Posted (serkan) in internet, sansür on Aralık-28-2007

Herkes giremesin. Hatta neredeyse hiç kimse…

Hangi dilde olursa olsun “internet” denilen şey kalitesiz. Ortalamaya bakıldığında rezillik yuvasından öteye geçemiyor. Ama düzeltmek ise çok kolay. Hani derler ya “Amerika’yı yeniden keşfetmeye gerek yok.” diye… İşte çözüm: Kendi kendimize internet amborgosu koyalım.

Yıllardır Kuzay Kore tarafından kullanılan ve geçerliliği kanıtlanmış tek yol internet ambargosu. Belki kendi istekleri ile yapmadılar ama uluslararası toplumun onlara en büyük hediyesi bu. Artık böyle bir fırsatları olmayacakmış ama.

Kuzey Kore’de sadece akademisyenler internet erişimine sahip. Hatta o da internet olmaktan çok geniş bir intranete benziyormuş. Sadece Kuzey Kore içinde yayın yapan üniversiteler arası bir ağ ve dışa açık değil. Haliyle içinde sapık ruhluların yayın yapması veya izleyici bulması pek olası değil. Özellikle kırk yaşın üstü profesörlerin tenezzül edeceğini sanmıyorum. Dolayısıyla bu kadar düşük potansiyele internet ekonomisinin kaymağını yiyen süper özel eğlence sektörü bile giremiyor.

Babam hep der: “İnternet kullanmayınca daha ucuz.” Aynı durumu kalite için de düşünmeye başlayabiliriz.

Kural 1: İnternetimiz dışa kapalı olsun.
Kural 2: Sadece doktorasını bitirmiş akademisyenler erişebilsin.

Emin olun o zaman ne kredi kartı hırsızlığı kalacak ne de sübyancılar.


 
Eyl
12
    
Posted (serkan) in internet, sansür, sinir bozucu, Türkiye on Eylül-12-2007

Az önce posta kutuma Telekomünikasyon Kurumu’ndan bir cevap düştü. Ayne aktarıyorum:

Sayın Altuntaş,

Tüketici Şikayetiniz incelenmiştir. Bahse konu WordPress.com isimli sitede sadece alt alan adlarının erişime kapatılması şikayetinizde de ifade edildiği gibi teknolojik olarak mümkünken, pratikte bunu uygulamak mümkün değildir.

4/5/2007 tarihli ve 5651 sayılı İnternet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesi ve Bu Yayınlar Yoluyla İşlenen Suçlarla Mücadele Edilmesi Hakkında Kanunun 9 uncu maddesi, İçeriğin yayından çıkarılması ve cevap hakkını düzenlemektedir. Bu tür durumlarda mahkemece sitenin erişime kapatılmasına karar vermek yerine içeriğin yayından çıkarılmasına karar vermesi çözüm olacaktır.

Bilgilerinizi rica ederim.

Muhtemelen Telekomünikasyon Kurumu’na WordPress.com ile ilgili yazı yazan herkese bu ya da buna benzer bir iletiyi yollamışlardır.