Ağu
27
    
Posted (serkan) in National Geographic, belgesel on Ağustos-27-2009

National Geographic Olağanüstü Öylüler serisinden izlediğim beşinci bölüm olan Bermuda Şeytan Üçgeni hem içerisinde en az kanıt barındıran hem de bir o kadar sürükleyen bir çekim olmuş. İlgimi çekmesindeki muhtemel sebep üçgenle ilgili adını duymuş olmak dışında neredeyse hiç bir şey bilmiyor olmamdı. Yerini bile bilmiyordum diyebilirim. Sadece Atlas Okyanusunda olduğundan haberdardım.

Her sıradışı olayda olduğu gibi yine insanoğlu olanların dünya dışı güçler tarafından gerçekleştirilmesini ummuş. Halbuki sıradan bir atmısfer olayından başka bir şey değil. İşin içinde okyanustaki hareketlenmeler de bulunduğundan okyanusta yaşayan canlıların topluca sebep oldukları bir şey olabilir mi diye düşündüm. Oysa belgeselde bununla ilgili en ufak bir şey bile yoktu.

İzlemenizi tavsiye ederim.


 
Ağu
21
    
Posted (serkan) in National Geographic, belgesel on Ağustos-21-2009

National Geographic Olağanüstü Öyküler serisinde kısa bir aradan sonra dördüncü bölüm olan Kahin Hayvanlar ile devam ediyorum.

Duymayan yoktur. Deprem önceleri köpeklerin havlamaları veya sıra dışı hareketleri ile sahiplerini kurtarma hikayeleri meşhurdur. Bu olayın sadece köpeklerle sınırlı olmadığı konusunda fikrim vardı ama neredeyse tüm hayvanları kapsayacak kadar geniş olmadığını düşünüyordum.

Hayvanların iletişim kurmadıklarını düşünmek aptallık olur. Sadece kendi aralarında değil bizimle de iletişim kurarlar. Yemlenme vakti geldiğinde elinizde lahana varsa koşarcasına yanınıza gelen bir kaplumaga buna en güzel örnek. Bunu bir iletişim olarak saymayabilirsiniz ama sonuçta bana epeydir aç olduğunu anlatmış oluyor. Demek ki öğünleri daga yakın tutmalı anlamı çıkarılabilir.

Tabi ki bu çeşit iletişimler sıradan karşılanıyor ancak bu basit yolları kullanarak gelecekten haber verirseler olağanüstü sayılıyorlar. Ama aslında abartılacak hiç bir şey yok.

Nasıl ki biz akıl dediğimiz yeteneğimizle diğer hayvanlardan bariz bir şekilde ayrılacak düzeyde yaratılmışsak diğer hayvanlarında bizden ayrışan pek çok yeteneğinin olmasını da mantıklı karşılamak gerek. Köpeklerin daha iyi koklayabildiğini bilmeyen yoktur ya da kedilerin çok iyi duyduğunu.

Biz nasıl meteoroloji bilimi sayesinde yarın yağmurun ne şekil yağacağını veya havanın ne kadar canımızı sıkacağını kestirebiliyorsak hayvanlarında etraftan duydukları sesler, kokular, elektomagnetik hisler sayesinde bir felaket olacağını ya da dedikoducu komşumuzun az sonra geleceğini anlaması kadar doğal birşey olamaz.

Bana kalırsa belgeseldeki tek yanlış Olağanüstü Öylüler ismi altında sınıflandırılması olmuş. Doğadaki olaylar gayet olağan şekilde işliyor ama biz onları bir çırpıda anlayamazsak bize göre olağanüstüymüş gibi görünüyor. Kanıt mı istiyorsunuz? Bir ilk çağ adamına yanan bir ambul gösterin saniyeler içinde sizin dünya dışı güçlere sahip bir tanrı veya tantıça olduğunuzu düşünecek.


 
Ağu
18
    
Posted (serkan) in National Geographic, belgesel on Ağustos-18-2009

National Geographic Olağanüstü Öyküler serisinde üçüncü bölüm hayaletler hakkında. Bu seferki bölüm bana kalırsa ilk ikisine nazaran daha yavan geçti ama yine de izlemeye değer. İnsan zihninin kendi kendine oynadığı oyunları konu alıyor.

Sıra dışı bir olayla karşılaştığınızda kendinizi nasıl hissedersiniz? İnsan bazen korkmak istiyor, bazen heyecanlanmak. İkisini birden duymak istediğinde de muhtemelen hayalet hikayeleri uyduruyor. Oysa basit düşünmek kadar kolay bir yolu seçip her günkü sıradan hayata devam etmek çok sıkıcı.

Bu kadar bunaltıcı bir kürede kendini farklı ve sıradışı hissetmenin en kolay yolunun normal dışı durumlar yaşamak olması evrensel kabul görmüş durumda. İşin içine bir de ölüm korkusu girince ölümden sonraki hayat hakkında fikir sahibi olmayan kimselerin ölmüş insanların geri geldiklerini düşünmeleri ve daha da önemlisi günü geldiğinde bunu kendilerinin de yapabilecek olmaları sanısı günümüz hayalet hikayeleri açısından sonu gelmez bir nehir oluşturuyor. Hikayeyi üreten yaşadığının kendi efsanevi ürünü olduğundan ise tamamen bihaber.

Belgesele eklememişler ama fikrimce ölümden sonraki yaşam konusunda yeterince tatmin edilmiş dinsel inançlar bakımından yoğun kesimler ise daha çok hayalet değil cin ve peri gibi tamamen başka ve insan ruhunun geri dönmüş hali olarak tanımlanmayan ruhani varlıklara bağlanıyor. Bu olay her ne kadar benzerlik gösterse de hayalet hikayelerinden tamamen bağımsız. Benzerlik göstermesinin sebebi ise yine aynı sebeplerden dolayı bu kesimdeki insanların da halisülasyonlar görmeleri ve bunu canları istediği gibi duygu dünyalarına göre adlandırlamaları.

Ortada tek bir kesin gerçek var o da bu gibi konuların Hollywood’a gerçekten çok kazandırdığı.


 
Ağu
17
    
Posted (serkan) in National Geographic, belgesel on Ağustos-17-2009

Türkçe’si: Tanımlanamaya Uçan Nesneler
İngilizce’si: Unidentified Flying Object

Olağanüstü Öylüler serisine devam ediyorum. Bu seferki konu UFO. Yine National Geographic Altın Belgeseller Seti’nden bir bölüm.

Belgeseli izlemeden önce UFO konusunda en abartılı üne sahip ülkenin Amerika olduğunu biliyordum. Bu konudaki fikrimi destekleyen kaçırılma hikayelerini görünce şaşırmadım ama Meksika’nın da aslında hiç hafife alınamayacak nir üne sahip olduğunu öğrendim. Meğer ülkede UFO kurultayı gibi şeyler bile varmış. Ama şaşırtıcı şekilde Amerikalıların aksine hiç kimse kaçırıldığını düşünmüyor. İlginç.

Benim çıkardığım temel sonuç; (her ne kadar belgeselin anlatmak istediğinden tamamen uzak osla da…) Kuzey Amerika vatandaşlarının bin yılların getirdiği bir korku kültürüne sahip olmadıklarıdır. Zaten anlaşılacağı üzere UFO denen şey aslında uyku felci geçiren insanların uzaylılar tarafından kaçırıldıklarını sanmalarından ibaret. Aslında Hollywood’un marifeti ile dünya dışı zeki yaratıkların varlığınan inanmış ya da inanmak istemiş kitlelerin çok sıradan bir hastalık olan uyku felci geçirdiklerinde uzaylılar tarafındna kaçırıldıklarını hissetmelerinden ibaret.

Bu kimseler eğer Asya’da yaşamış olsalardı doğdukları ve büyüdükleri kültüre bağlı olarak karabasandan tutun da tek gözlü cüce sanısına kadar pek çok fikre kapılabilirlerdi. Kültürel olarak nesilden nesile aktarılan bir korku kültürünün Amerika’da bu yüz yıla kadar oluşmamış ya da taşınmamış oluşu UFOlar tarafından kaçırılma hikayelerinin temelini oluşturuyor. Gerçi UFO konusunu artık yeterince kültürel bir boyut aldığını düşünürsek Amerikan dostlarımız da bu açığı kapatmış durumdalar diyebiliriz.