Haz
08
    
Posted (serkan) in mim, sinema on Haziran-8-2008

Bitki Fizyolojisi’nin belirgin bir sarhoşluk verdiği sırada, can sıkıntısından Technorati’ye uğradığımda, birkaç gün önce mimlendiğimin farkına varabilecek kadar zihnim yerindeymiş. Battı balık yan gider ya yoğunluk falan dinlemeyip bu cümleleri yazmaya başladım bile.

Daha önce duymadığım, okumadığım bir blog olan 60yedi.com tarafından mimlenmişim. İşte kanıtı… Konumuz Aklımıza Kazınmış Replikler

Aslında zihninde pek az şey tutabilen, sırf bu yüzden sistematik derslerine gıcık olan birine bunu sormak açıktan dalga geçmek gibidir ama bu seferlik affediyorum, hem herkes bilecek değil ya en sevdiğim yemeğin adını bile arada unuttuğumu.

Gelelim konuya. Aslında benim aklıma kazınmış bir replik falan yok ama duyduğumda çok etkilendiğim ve keşke hep yeterli olsa diye iç çekmeme sebep olmuş bir cümle hatırlamaktayım Ferhan Şensoy’ın ağzından. Halen hatırlıyor olma sebebim de filmi yaklaşık iki ay önce seyretmiş olmamdır muhtemelen.

Sen Ders filminde Saffet Hoca rolündeki üstat demiş ki: Siz öğrenmek için çalışın, dersi geçmek başa gelen bir şeydir. (ya da bunun gibiydi)

O an güzel bir cevap vermek istemiştim ama sinema dünyasının henüz seyirci ile etkileşimi kaldıracak teknolojik düzeye erişememiş olması beni bu arzuyu terk etmeye itti… Olsun, çok dert etmedim. Unuttum gitti.

Tabi mimlemeyi unutmayalım. Vakitleri varsa Altan ve Cihan‘a yollayalım.


 
Ara
10
    
Posted (serkan) in bloglama, internet, mim, serkan on Aralık-10-2007

Normalde burada bloglardan ya da bloglama işinden bahsetmeyi tercih etmem. Blog yazarı olmak amacım değil, serkan.gen.tr basit bir araç sadece. Hem bir de Barış Atasoy’un dediği gibi “blog yan sanayisi” gibi işleyen bir bloglar alemindeyiz. Onun için hiç bulaşmaya değmez.

Ama hazır fırsat gelmişken değinelim diyorum. Yalçın’dan mim gelmiş beş soruluk bir röportaj yapmalıyım şimdi kendimle. İşin kötüsü bir de Altan’ı mimlemiş ki o aynı gün yazmış bile.

  1. Blog yazmaya ilk defa nasıl başladım?
    Elbet bir gün yazacağım hadi şimdi yazmaya başlayayım diye başladım sanırım! Yanlış hatırlamıyorsam 2004 yılı Kasım gibiydi. Blogger.com ile (Ağustos’ta Byte dergisi sayesinde) yeni tanışmıştım. Kapatmak zorunda kaldığım için üzgün olduğum bir site anısına bir blog açmıştım toplamda üç ya da dört yazı yazılmıştı hatta yazılardan birini zorla Özkan‘a yazdırdığımı hatırlıyorum. O küçük denemeyi saymazsak yine şuan benim olmayan tiyatro.tv adresinde (WordPress ile) 2005′in ilk aylarına denk gelmiş olması muhtemel şimdi bile internet arşivi sayesinde erişilebilen yazılar gerçek blogculuğu ilk tadışımdır. Şuan o iki blog da benim kontrolümde değil. Hatta biri blog bile değil. Bunların ardından zaten serkan7 ve serkan.gen.tr geldi.
  2. Blog yazılarımın konusu belli bir çizgide olması için çaba gösteriyor muyum? Yoksa içimden geldiği gibi mi yazıyorum?
    Evet. Buradaki yazıların çok önemli bir ortak özelliği var. Hepsi benimle alakalı. Ya benim yaptığım bir şey ya da benim hoşuma giden, sinirime dokunan… Her ne olursa olsun içinde bir ben var basit bir blogdan öte. Kim ne düşünürse düşünsün burası sadece benim bloğum. Google’ın son satın aldığı şirket eğer benimki değilse burada bahsedilmek için Yomra’daki kurbağalardan daha az şansa sahip.
  3. Blog yazmak için gün içinde bazı şeylerden feragat ediyor muyum?
    Mutlaka. Eğer buraya zaman ayırmayacaksam burası neden var olsun? Zaman harcanır tabi. Kısacası tembellik saatlerimin bir kısmını serkan.gen.tr çalıyor. Şimdilik göz yumuyorum.
  4. Blog yazmak benim için eğlenceli bir uğraşken şimdi artan bekleyiş yüzünden zorunlu bir hal almaya başladı mı?
    Daha çok yazmak isterim tabi. Hatta kendimi yazmak zorunda bile hissederim. Özellikle şu iki aydır yaşıyorum ama bu duygu hoşuma da gidiyor. Gün gelecek aynı gün iki yazı yazmamak gibi gıcık bir prensip edindiğim için kendime kızacağım, gün gelecek Şubat 2007′de olduğu gibi hiç yazmayacağım. İnsanım ben sonuçta, bir günüm diğerini tutamaz ki! Verimli bir blogcu falan olmak umurumda değil.
  5. Blog yazmayı daha ne kadar sürdüreceğim?
    Teknik bir aksaklık olmazsa ömrümün sonuna kadar yolu var. Ama bir bakarsın yedi yıl yazmamışım birden aşka gelip her gün yedi yazı yazmadan uyuyamaz olmuşum. Hiç belli olmaz. Unutmadan tekrar hatırlatmakta fayda var. Burası benim herhangi bir konuda yazı yazdığım herhangi bir site değil. Doğrudan benden ibaret. Yani Yalçın’ın dediği gibi işi tadında bırakmak, zamanı gelince intihar etmek gibi bir şey olur burası söz konusu olunca. Ama bir bakarsınız aksilik bu ya güzelim adresimi kaybederim başka bir yerde yazarım veya dedim ya yıllarca yazasım gelmez, belli olmaz. Ama hiçbir durumda bu blog durmuş olmaz. Sadece yavaş gidiyordur bizim gibi fanilerin gözleri seçemiyordur.

Sıra geldi bu mimi kimlere yollayacağıma. Giden gitmiş kalan sağlar bizimdir misali ben Altan‘ı zaten mimlemeyecektim diye benim bile inanmadığım bir yalan atmak istiyorum. :) Bu sefer Samed ve Emrah‘ı mimliyorum. Hadi rast gele…


 
Eki
30
    
Posted (serkan) in mim on Ekim-30-2007

Bu sefer de gelen mim yine Yalçın’dan. Aslında daha erken cevap vermek istiyorum mimlere ancak bir önceki yazımı yazdıktan hemen sonra karşılaşınca haliyle bir günlük bir gecikmeye sebep oluyor her gün en fazla bir yazı prensibim. Gecikme iyi olmuş diyebilirim. Şuan sahip olduğum halet-i ruhiye ile aşağıda yer vereceğim İlker Barut şiiri neredeyse birbirini tamamlamak için yaratılmışlar. Birkaç saattir iliklerime kadar işleyen bir (aslında iki, hatta üç) gerilim filmi ile cebelleşiyorum ki sanırım bu yüzden burada yazmayı planladığım birkaç yaşam bilim yazımı da bir süreliğine rafa kalkacak.

Gelelim mim olayına. Sanırım Beyn‘e bıraktığım bir yorumda daha önce söylemiştim, mimlerin niteliği beklenmedik bir şekilde artıyor sanki? Bu sefer beni en güzel anlatan şiir neymiş onu söyleyeceğim. Telif hakkı nedir ne değildir bilemediğimden beni defalarca okumaya iten sadece sekiz mısrasını koydum buraya. Ortada da şiirin kaynağı olabileceğini düşündüğüm adres var. Ancak şiirin ilk mısralarını okuduğunuz gibi bu sayfadan geçip gideceğinizi bildiğimden mimleme kısmını öne alıyorum:

Bir sonraki mimde kesin değerlendiriyorum dediğim bloggerlardan biri bu mimi aldığım kişi olunca yine hevesim kursağımda kalıyor aslında ama tabi ilk fırsatı değerlendirmek üzere beklediğim ikinci blogger’ın da mimin bana gelirken saptığı patikalardan birinin çıktığı bloğun yazarı olması ayrı bir üzücü durum. Ama tabi günü üzüntü ile kapatmıyorum Cihan‘la verdiğim Altan‘ı kim mimleyecek savaşından bu sefer de galip gelmiş namağlup bir lider olarak uzundur bloğundan uzak Özkan‘ı ekleyip kapatıyorum mim dalgamı.

Mimler geldikçe kendimi daha da çocuk gibi hissediyorum onun için böyle komşunun balkonuna her gün on on beş kere topunu atıp tekrar isteyen çocuk gibiyim ama en çok da bir bebek gibi tekrar doğmak istiyorum. Buyurun işte beni anlatan şiir:

Doğdu bir bebek daha
Açılsın perde
Dünya kocaman bir sahne
Öğrensin repliklerini

 

…ortası bu bağlantıda…

 

Görünen o ki rolünü iyi oynadın
Aferin sana
Kapansın artık perde
Hadi sana güle güle


 
Eki
15
    
Posted (serkan) in mim on Ekim-15-2007

Çeşitlenen mimler zaman zaman kapıya dayanıyor ama zaman mimlenen için her zaman var olamayabiliyor. (<–Bir anlatım bozukluğu ancak bu kadar güzel yapılabilir herhalde.) Bunun en güzel örneğini geçtiğimiz hafta yaşadım. Hatta birilerini mimlerken keşke yazacağı yazıyı düşüneceği ve kaleme alacağı zamanı da ona yollayabilsem diye bile düşündüğümü söylesem ne kadar da melek gibi bir blogcu olduğumu düşünen çıkacaktır. Ama pek sayılmaz.

Aynı gün iki yazı yazma adetim olmadığımdan ve birini diğerinden daha önce yayınlamaya da kıyamadığımdan dolayı iki mime aynı anda cevap vermeye karar verdim.

Geldik.biz’den gelen Masaüstünü Göster Mimi için ne yazık ki pek çarpıcı bir sonuç sergileyemiyorum ama şu aşağıdaki dikdörtgen şimdilik okuyucunun işini görecektir diye düşünüyorum. Ama ciddi bir sebebim var tabi. Mim bana ilk ulaştığında Kubuntu kullanıyordum ve yaklaşık iki aylık olan Kubunu 7.04 ile mutlu mesut hayat sürerken birden bayram tatilinin ilk günü eski günlerdeki gibi oyun oynamak isteyiverince güzelim masaüstünün ekran görüntüsünü almayı unutaraktan buralara kadar geldik. Hatta bu arada kısa kaçamaktan sonra kafamı kaşıyacak zamanı bulamama durumum devam ediyor ki Automatix’in benim için gerekenleri yüklemesini bile isteyemeyeceğimden Pardus kuru verdim. Elde güncel Caracal caracal sürümü olmadığını görünce Felis chaus ile idare edip tez vakitte Cihan‘dan son sürümü getirmesini istedim. Kafamı kaşıdıktan sonra ilk fırsatta Kubuntu’ya dönerim ama o sıraya kadar çoktan KDE 4.1 içeren bir Kubuntu çıkmış bile olabilir . :(

Masaüstünü Göster Mimi için

Asıl masaüstümün (Kubuntu’lu halinin) içimdeki boşluğu daha çok yansıttığı düşünülürse aslında böylesi daha iyi olmuş gibi… Unutmadan bir de birini mimlemek gerek değil mi? Bu sefer eskisinden daha tutumlu davranıp tek kişiyi mimleyelim bilin bakalım kimi?

Gel gelelim diğer mimimize: İnsanı Çıldırtan Detaylar

Konu zor hatta şimdiye kadar karşılaştıklarımdan en zoru. Plikai.org’daki yazının iki maddesini öylece yazsam tam benlik olacak ama işin ucunda Utanç Duvarı‘na kapak olmak var hadi biraz değiştirelim, esinlendim (arakladım) derim. :)

  • Linux kullanyorum diye elin adamları bile aklına esince posta kutumdan anında mesajlaşma adresime kadar her türlü iletişim yollarımı taciz ediliyor. Vista kurmayı beceremeyenden projektör çalıştıramayana kocaman bir koloni bana soru sormaya evrimleşmiş durumda. (İçlerinde Linux’u Vista’nın üst sürümü olduğunu sandığından bana sorduğunu iddia eden var.)
  • Mahallede kuluçka makinesi ihtiyacını benimle gidermeye kalkan çıktı. Günlük bilgisayar kullanımı sürem yeterliymiş!
  • Hiç böyle bir ayrıntı duymamıştım ama sanırım bütün biyologlar resim düzenleme dehası. Çünkü hiçbirine resimleri boyutlandırırken köşelerinden tutmaları gerektiğini anlatamadım ille de iki hamle ile önce kenardan sonra alttan tutarak istedikleri büyüklüğü sağlayabileceklerini söylüyorlar. Hatta hemen hepsi bunu resimdeki gerçek oran bozulmadan sağlamanın çocuk oyuncağı olduğunu iddia ediyor. Bense onları sadece biyoloji öğreniyor sanıyorum. Bir de üstüne (mikroskop görüntülerini çizerken) ben şekilden anlamam demezler mi?

Bu sefer mimimizi (tabi ki Altan‘dan sonra bir de) son günlerde pek okumaya fırsat bulamadığım Renkliblog‘a yolluyoruz. Okuyamadık derken inşallah aynı mimi başkası göndermemiştir, rezil olduk yoksa :) Artık süratle aradan çıkaracağız bir ara…