May
11
    
Posted (serkan) in Ati Teknoloji, biyoteknoloji, kök hücre, KTÜ, Türkiye on Mayıs-11-2007

Daha önce Cihan’ın da duyurduğu gibi, (11 Mayıs 2007 saat 10:00′da) Kök Hücre ve Biyoteknoloji Konferansı ile Prof.Dr. Ercüment Ovalı, ilk defa kendi üniversitesinde ve de öğrencilerin düzenlediği bir etkinlikle, Karadeniz Teknik Üniversitesi öğrencileri ile buluştu. Hatta işin ilginç tarafı arkadaşlarımız Ercüment hoca ile eğer İstanbul Üniversitesi’nde gerçekleştirilen Moleküler Biyoloji ve Genetik Kış Okulu’nda karşılaşmasalardı ülkemizde hatta üniversitemizde bir kök hücre merkezi bulunduğundan haberimiz bile olmayacaktı. Yetmişin üstünde farklı yerde sunum yapması için davet edilmiş bir hocayı ağırlayan bir çalışma grubunun içinde bulunduğum için sahip olduğum şansı hiç de hafife almamaya karar verdim.

KTÜ’de sunumu dinleme fırsatı bulabilmek işin ilginç tarafı tabi ama daha ilginç kısımlar var. Bundan bir kaç gün önce söz konusu kök hücre merkezi olan ATİ Teknoloji‘ye sunumla ilgili panoları almaya gittiğimizde ismini hiç duymamış olduğumuz, fotoğrafını ilk defa gördüğümüz biri ile karşılaştık. Ati’nin en güzel yerinde, sanki eksik kalmış son bir kaç kelimeyi daha söylemek üzere bize bakan bir yüz. Laboratuvarında çalışırken fotoğrafı çekilmiş bir araştırmacı. O kişi Prof.Dr.Süreyya Tahsin Aygün. İşin acı tarafı biz Biyoloji Bölümü öğrencileri hem öyle birinin ismini duymamışız hem de yüzü bile tanıdık değil. Hatta o gün Derya hoca’dan kök hücre üstüne ilk çalışma yapan kişinin o olduğunu işitiyoruz ama anlaşılan duymuyoruz bile çünkü süregelen eşekliğimizi devam ettirip en ufak bir araştırma yapmaya bile lüzum görmüyoruz. İşte gelecekte araştırmacı olabileceğini sanan gençler size… Kendimle gurur duymalıyım değil mi?

Ercüment hoca halimizin farkında ki yeni düzenlediği sunuma o fotoğrafı da yerleştirmiş. Yetmemiş Süreyya Tahsin Aygün’ün çok zor şartlarda yapıp da bugün bizim imkan bolluğu içinde aklımıza getiremediklerimizi eklemiş. Ama anlaşılan bunun da yetmeyeceğini düşünmüş ki Prof.Dr.Süreyya Tahsin Aygün hakkında bir belgesel hazırlatmaya çok önceden girişmiş. Merak ediyorum, acaba bizler Prof.Dr.Süreyya Tahsin Aygün’ün evlatları olmayı hak edebilecek miyiz?

Bunların dışında Türkiye’in pek çok üniversitesinde kök hücre ile ilgili akademik çalışmaları olduğunu duymuş olduk. Her şeyden önemlisi yenilenemez diye bildiğimiz sinir hücrelerinin laboratuvar koşullarında rahatlıkla oluşturulabildiğine şaşırdık. Hatta bunu yapmak için nice doktoralar bitirmek gerekmediğini fark edince biraz da afalladık. Olsun, daha çok şey öğreneceğiz… İnşallah…


 
Nis
17
    
Posted (serkan) in KTÜ, tiyatro, Trabzon on Nisan-17-2007

Dün (16 Nisan 2007 – Perşembe) KTÜ Tiyatro Festivali bahanesiyle KTÜ Atatürk Kültür Merkezi’nde Giresun Belediyesi Şehir Tiyatrosu’nun oynadığı Ray Cooney’in Hangisi Babası adlı oyununu izleme fırsatımız oldu. Bunca zamanlık tiyatro seyircisiyim ama bu güne kadar bu kadar çok güldürüldüğüm bir başka oyun ile karşılaşmadım. Evet daha önce pek çok komedi seyrettim ama hiç birinde gülmekten gözlerimden yaş gelmedi.

Giresun Şehir Tiyatrosu bu sene de tıpkı geçen seneki gibi sözünü tutamamış bir üniversitesi topluluğu yerine sahne almış ve geçen yılki gibi kırıp geçirdiği üniversite öğrencilerinden oyun sırasında çok iyi tepkiler almış. (E tabi, biz iyi oyundan çok iyi anlarız :) )
Oyunun bir diğer özelliği de inanılmaz ölçüde hızlı oynanması. Sanki koşarcasına geçiyor her şey ama siz hiç bir şeyi kaçırmadan rahat rahat takip edebiliyorsunuz. Shakespeare’in Onikinci Gece’sindeki gibi ipin ucunu kaçırma noktasına kadar yaklaşmak üzere oluyorsunuz ardından her şey toparlanıveriyor. (Tabi bu kısım biraz benim kavrama kapasitemle ilgili galiba :) )

Sonuç olarak; en yakın zamanda iki adım ötedeki Giresun’a gidip bu oyunu bir daha izlemek istiyorum.


 
Nis
05
    
Posted (serkan) in fedora, GNU/Linux, KTÜ, Microsoft, pardus, Türkiye on Nisan-5-2007

Bugün birden afallamama sebep olan, okulun kütüphanesine gidince gördüğüm katalog tarama bölümüne alınmış yeni bilgisayarlar oldu. Tabi yıllanmış tosbağaların emekli edilmesi ve bilgisayar sayınının iki katına çıkması yeterince ilgi çekici ama o sıralarda bir iki saniye bile daha fazla vakit geçirmemi sağlayacak güçte değil. Hızlı adımlarla ilerlerken ekrandaki DNA sembolüne benzer bir şey takıldı gözüme. Şöyle bir durdum. Bir iki adımla boş bilgisayara yöneldim. O da nesi! Bilgisayarda Fedora kurulu! Söz konusu DNA gibi şey de güncel Fedora sürümlerindeki varsayılan duvar kağıdı.

Şaşkınlıkla karşısında bir iki saniye durakladım. Fareyi elime aldım. Tarayıcıyı açtım, kapattım. Windows’a alışkın kullanıcılar zorlanmasın diye Gnome’un üstteki menü çubuğu alttakine bitiştirilmişti. Tek menüye de çevrilmemişti ve iki menü üst üste kalmıştı. Çok da fark etmezdi zaten. Ama görüntü halen bir rüyada olabileceğimi işaret ediyordu. Geçenlerde Devlet Dairelerinde GNU/Linux ile ilgili bir iki şey karaladığım aklıma geldi. Bir an önce yazmam gereken yeni bir olaydı bu.

Bilmiyorum belki de fazla büyütüyorum. Bir ihalede en ucuz teklifi veren firmanın bilgisayarları kurulmuştur. Onlar da Microsoft vergisi ödemeden daha ucuz bir bilgisayar toplamayı akıl edip ihaleyi kapabilmişlerdir. Ama sonunda “GNU/Linux da nesi?” diyene kütüphanede canlı örneği olduğunu söyleyebileceğim.
Keşke Pardus olsaydı. Herkes Zemberek‘in tadına varabilseydi. Kütüphanedeki serbest kullanıma açık bilgisayarlar da GNU/Linux’lu olsaydı da benim güzel arkadaşlarım o bilgisayarlarda OpenOffice.org denen acayip şeyle de tanışsalardı.

Neyse şimdilik bana bu da yeter. Herkese hayırlı olsun.


 
Mar
23
    
Posted (serkan) in alışveriş, donanım, GNU/Linux, KTÜ, Microsoft, pardus on Mart-23-2007

Bugün (23 Mart 2007) Microsoft Akademik Lanslamları’nın 2.sini gerçekleştirmek üzere Karadeniz Teknik Üniversitesi’nin Nazım Tersioğlu Anfisi’ndeydiler. Öğlen yemekten sonra konferansa geçtik.

Windows Vista’yı Premium özellikleri ile pek de verimi çalıştıramayan bir bilgisayar ile yapılan açılış konuşmasında üniversitemizin internet ağı sayesinde ufak tefek hoş görülebilir azizlikler oldu. Bu tabi interneti sağlayanın ayıbı!

Tüm sunumlarda arama özelliğine nedense çok değinildi. Şimdi muzip bir dinleyici olarak Google yeterince içlerine oturmuş ki derslerine iyi çalışmışlar diyesim geliyor ama gerçekten Windows kullanmak zorunda olan ve üçüncü parti yenilikleri takip edemeyen (komşunun çocuğundan da duyamayan) kullanıcıların sevineceği ortada.

Vista sunumunun hemen ardından yetkiliye soru sorma fırsatım oldu. Cevap gerçekten tatmin edici ve etkileyiciydi. Hatta peşinden gelen sohbette geçen sözler tekrar tekrar duyulmaya değerdi.

Ben: Yüksek başarım gerektiren uygulamalarımızın altından kalkabilmesi için birden çok bilgisayarı tek bir bilgisayar gibi bullanan bir kümeleme sistemi hazırlayıp işin daha kısa sürede bitmesini sağlamak için Vista herhangi bir destek sunuyor mu?
Yetkili: Vista böyle bir destekle gelmiyor ancak Compute Cluster uygulamasını tavsiye ederim.
Ben: Peki bu durumda nasıl bir lisanslama modeli uygulanıyor. Her bir bilgisayara ayrı birer Windows mu satın almak gereklidir?
Yetkili: Bu konuda bilgi sahibi değilim araştırmanız gerekecek.
Ben: Teşekkür ederim.

Aslında cevabını tahmin edebildiğim bir soruydu ancak yetkili birinden duymak güzel. Ben oraya gittiğimde zaten ufak tefek Linux muhabbetleri hatta Pardus lafları dolaşır olmuştu ama anlaşılan konuyu Linux’tan açan arkadaşların Linux ile pek alakası yoktu ki yetkili “Linux zor o bir main frame olamaz ama bunlar güzel şeyler, şaşırdım zaten kimsenin Mac’den bahsetmemesine.” diye gülücükler atıyordu. Hatta “Zor mu?” diye araya bir iki kelime sıkıştırınca hemen bana dönüp “Ama herkes senin gibi değil ben mesela Linux kuramıyorum bile…” diye ruhumu okşamaya çalıştı. Zaten benden önce de birkaçının kalbini Vista hediyeleri ile feth etmişlerdi bile…

Vista tanıtımı her yönüyle başarılıydı. Dört sunum içinde en çok onu beğendim. Ancak Vista sunumunu yapan yetki ile konferansın en sonda sorduğum sorunun cevabını vermek istemeyen yetkili aynı kişiydi.

Önce yeni Ofis Sistem’in sunumuna değinmek istiyorum ama gerçekten iyi olduğunu düşündüğüm, hatta OpenXML formatını kullandığı için beni şaşırtan yeni paketin denemeye değer bir hal aldığını görmek güzel. Darısı OpenOffice.org’un başına. Artık M$ uygulamaları bile üretse, belgeler açık standartlarda kaydedilecek ve bu ortamlar arası uyumsuzluğu yok edecek. İnşallah…

Ofis Sistemden bahsetmektense sunumdan bahsetmek daha eğlenceli olacak. Sunumu yapan hanımefendi sanırım Türkçe’yi sonradan öğrenmişti. Gerçi konuşması bir Türk gibiydi. Bakın Türkçe’yi sonradan öğrendiğini nasıl anladım: (Aşağıdaki sözler bire bir sunum sırasında not alındı!)

sörç etmek
ofis aykon
aytımlar
Ando yapmaya gerek kalmıyor.
insert edelim.
meyil çözümü geliyor.
otomatik seyv özelliği
pivot dayagram
birden fazla kişiyle şeyr edebilmek
bir takım kondişınlar buraya girilip (<<== Özellikle bu gerçek bir bombaydı!)

Bu üstte yazanlar nece? Ofis Sistem’in yerine aklımda sanırım en çok bu komik anlar kaldı!

Ardından .Net Framework 3.0 sunumu vardı. Etkili bir yazılım geliştirme ortamı oluşturmak üzere çok çalışıldığı belli. Ama aklıma en çok zaten sorulmuş sorulardan biri olan CardSpace takıldı. İlerleyen zamanlarda özellikle bu bileşene neler olacağını özenle takip edeceğim. İnternet sitelerindeki kullanıcı veritabanları topluca bu ortama geçiş yapamayacağı veya yapmak istemeyeceği için yine pek umutla bakamıyorum. Ama mutlaka M$’un aklında .NET Passport fiyaskosunu kapatacak bir şeyler gelmiş olacak.

Sadece bir tanıtım olduğunu düşünürsek üniversitemin iki dev teknoloji bölümünden dişe dokunur birkaç soru ile bile yetkililerin sıkıştırdığını görmemek çok da ayıplanmadan unutulabilir.

En sonda soru cevap bölümü vardı. Anlaşılan çoğunluk bilgisayar profesyoneli değildi ki genelde sorulan sorular XP’nin de daha güvenli bilişim orttamı iddası ile gelip bunun hiç başarılamadığını yönündeydi. Bir de fiyatlardan yakındılar. Cevap güzeldi MSDN’nin üniversiteler ve akademisyenlere yönelik programları etkileyiciydi. Hatta bitime tezi alan öğrencilere yönelik uygulamalar biraz da Summer Of Code’u anımsattı. Hatta bir ara “bilişim bölümlerinde okumak varmış firmalar öğrencilere ciddi önem veriliyor orada” diyesim geldi.

Soru sorma sırası bana gelince Microsoft’un akıllıca bir politikası ile ilgili bir soru yönelttim ancak çekincelerimi dile getirmekten geri duramazdım. Microsoft’un sadece lisanslı kullanıcılara güncellemeleri yollamasının bu işletim sistemini korsan kullananlar sayesinde internette çok sayıda bilgisayarı ele geçirilebilir ve belli alanlara saldırmak üzere kullanılabilir hale geltirdiğini (milyonlarca zombi bilgisayar) ve bu bilgisayarların spam sunucularına bile dönüştüğünü söyledim ve bu duruma karşı Microsoft’un fikrini sordum ki yetkili arkadaş bunu bir soru değil de ek bilgi olarak algıladığı söyledi ve diğer bir soruya geçmek istedi ki ardından tabi şaşkınlığımı gizleyip “Peki Microsoft’un tutumu ne?” diye üsteleyince Microsoft’un aslında bilgisayarların bu hale gelmesine müsaade etmediğini ekledi. Size inandırıcı geldi mi?

Sunumdaki en ilginç nokta soru cevap kısmının sonuna doğru lisanssız kullanıma karşı sözleri arasına açık sistemin de aslında lisanslı olduğu farklı bir gelir modeli bulunduğu onda da kurulum yaparken lisansı okursak pek çok gerçekle karşılaşacağımızı söyledi. Evet çok doğru! GPL gerçekten çok ciddi bir lisans ve bunu bir Microsoft yetkilisinden duyacağına sevinecek yeni yetme bir GNU/Linux’cu varsa buradan haber veriyorum ben birinden duydum.