Eyl
24
    
Posted (serkan) in eğitim, KTÜ on Eylül-24-2007

Bugün okulun ilk günü olunca sınıfın yarısı gibi ben de bölümdeydim. Ders kaydı yaparken ya da programı duvara dayanmış şekilde yazarken hiç bir dersimin isminin İngilizce yazılmamış olduğu dikkatimi çekmedi. Tabi olay milletin konuştuğu tek konuya dönüşünce öğrenmekte gecikmedim. Sevindim.

Aslında İngilizce anlatılan derslerde daha avantajlı olduğum su götürmez bir gerçek. Sınavda sorular daha basit oluyor. Dersle olan ilginize bağlı olarak İngilizcenizi (gerekirse hocayı da bıktıracak kadar) konuşturup başkalarının umursamadığı dersten istediğiniz verimi alabiliyorsunuz. Eğer ilginizi çekmeyen bir konu varsa da “zaten İngilizce anlatıyor hiç bir şey anlamıyorum” diye suçu üstünüzden atabiliyorsunuz.

Ama tüm bunlara rağmen derslerin artık ana dilimde verilecek olması güzel. Evet (konuşma) ingilizcemi korumak eskisinden daha zor. Türkçe belge araştırmanın hobi sayıldığı bir bilim olan Biyoloji ile çalışırken tabi ki İngilizce makalleri okumaya mahkumsunuz. Açıkçası benden sonra gelen arkadaşların hallerine acıyorum. Tabi ana dil rahatlığı ile Biyoloji’ye hakim olmanın zevki bir başka olacak.

Peki derslerin Türkçe’ye dönmesine acaba sadece öğrenciler mi sevindi? Nasıl oldu da öğrencilerin istekleri hiç de mırın kırın edilmeden olduğu gibi gerçekleşti. Bana sanki daha çok öğretim elemanları istiyordu gibi geliyor. Evet akademik literatür takibinde kullanıkları metin bazlı İngilizcelerine laf yok. Bunun yanında gerektiğinde ilişki kurdukları ve vakit geçirdikleri yabancı laboratuvarlarda da İngilizce ile var olabiliyorlar ama kabul etmeliler ki İngilizce ders anlatmak -birkaçı hariç- hiçbirine göre değil. Bir de beceremediklerinden değil de doğru bulmadıklarından dolayı dersi Türkçe anlatıp İngilizce sınav yapanlar var ki o derslerden sırf kendileri yüzünden CC ile geçtiğimi belirtmek isterim. Hiç bir aklı başında öğrenci son haftasını kelime ezberlemek gibi bir saçmalık için harcamamalı.


 
Ağu
26
    
Posted (serkan) in GNU/Linux, KTÜ, Linux Gezegeni, Microsoft on Ağustos-26-2007

Daha önce Karadeniz Teknik Üniversitesi’nin kütüphanesindeki bilgisayarların Fedora’ya döndüğünü ve bunun yepyeni bilgisayarlara geçişle gerçekleştiğini yazmıştım. Eğer bu yaz ben yokken bir değişiklik olmadıysa şu aralar kampüse uğramışken bütünleme kaydını da yapmayı düşünen arkadaşlar ilginç bir durumla karşılaştılar. Bütünleme kayıt arabirimi sadece İnternet Explorer ile çalışıyor. Firefox, Konqueror, Opera vs. ne denerseniz deneyin hatta tarayıcıyı İnternet Explorer taklitine mecbur bırakın, ne çare. Hiç bir yolu yok.

Bizim okulu FSF‘ye şikayet mi etsek?

Sonradan gelen bir ek: http://tr.pardus-wiki.org/NASIL:ies4linux adresinde Pardus’ta nasıl İnternet Explorer çalıştırılabileceği anlatılmaktadır. Bilgilendirme için Selim Tavşan‘a teşekkür ederim.


 
Haz
25
    
Posted (serkan) in biyoinformatik, biyoteknoloji, entomopatojen, Etkinlik, KTÜ, mikrobiyal mücadele on Haziran-25-2007

21-24 Haziran 2007 tarihlerinde Türkiye’nin ilk Entomopatojenler ve Mikrobiyal Mücadele Sempozyumu bizim (Biyoloji Kulübü’nün) de sponsorluğumuzda gerçekleşti. Bu alandaki dünyanın neredeyse tüm ileri gelenlerinin katıldığı etkinlikte, yayınladığı makale sayısı ile beni hayretler içinde bırakan Society of Invertebrate Pathology’ın başkanı Just Vlak’dan biyoinformatik çalışma yapıp ilgi odağım olmayı başarmış Moleküler Virolog Basil M. Arif’e kadar pek çok kişiyi dinleme fırsatımız oldu. Tabi birkaç da fotoğraf çektirmeyi ihmal etmedik.

Benim alanıma girmeyen bir konuya sahip olsa bile böyle bir organizasyonda görev almış olmak öncelikle bilimsel arenada çalışırken ve yayın yaparken en çok nelere dikkat etmem gerektiği konusunda çok şey öğrenmeme fırsat tanıdı. Bunların en unutulmaması gerekeni de bir konuda üstat olmadan, otoritelere danışmadan metodolojiye yönelik farklı yaklaşımlarda bulunmamak gerekti ve buluşçusunun ismi ile anılan deneyleri Türkçeleştirmemenin önemi.

Sabır sınırlarımızı zorlayan Bacillus thuringiensis seansları bir organizmanın nelere kadir olabileceğini zihnimize çivilerken, ekosistemdeki işlevi üstüne hiç kafa yormadığım nematodlar, neredeyse tüm akademik planlarımı değiştirmemi ve onlarla ilgilenmemi bekliyordu. Tabi böyle bir şey olmayacak ama Selçuk Hazır ve Harry K. Kaya’nın sunumları unutulması en zor olanlardan. Her şeyin yanında işi Türkiye ve dünya üstatlarından dinlemek bir başka tabi…

Bacillus thuringiensis ile ilgili oturumun çok sıkıcı geçtiğini düşünsem de yine aynı organizmayla igili Meriç Kumbaşlı’nın sunumunun ufak bir istisna olduğunu söylememek haksızlık olur. Bitki koruyuculuğu konusunda herkes altı bacaklıların zararından bahsederken o, iki bacaklı istilasını hatırlattığı için tebrik etmek isterdim ama fırsat olmadı.

Genel olarak sunumların ardından soru sorma ortalamamızın çok düşük olduğunu fark etmek aslında benim için ciddi bir hayal kırıklığına sebep oldu. Ancak bizi bir kenara bırakarak baktığımızda yabancı (hepsi Profesor) konuklarımız anlaşılan çok az şey biliyorlar ki neredeyse tüm İngilizce (hatta bazen Türkçe) sunumlarda anlatıcıyı köşeye sıkıştıracak kadar ısrarcı oldular bir şeyler sorma konusunda. Belli ki bizimkiler her şeyi yabancı üstatlardan çok daha iyi biliyorlar.

Ayrıca farklı bir nokta var ki kafama takılanlar arasında en hoş olmayanlarından. KTÜ dışından gelen Türk katılımcılar sunumlarını İngilizce yapma hakları olduğunu önceden bilmediklerini ve eğer fırsat olsaydı hiç olmazsa slaytlarını İngilizce hazırlama yolunu seçeneklerini söylediler. Bu kadar mı acizmiş Türk bilim adamları anlayamadım. Eğer yaptığınız çalışmanın konunun uzmanı tarafından yorumlanmasını istiyorsan bir dergide yayınlarsın olur biter. Elbette o kişiler senin yazını okuyacaktırlar. Yok eğer arada kaynama korkun varsa bir çıktı alıp eline tutuşturmak ya da dünyanın öteki ucunda bile olsa elektronik yolla fikrini almak çok mu zor?

Mesela benim yaptığımı yapabilirler, giderler hocanın yanına sorarlar fikri ne diye. İlginç anlarınız da olur hem o zaman. Siz dersiniz “hocam biyoinformatik ile ilgili ne konuda çalışmayı tavsiye ederdiniz bir lisans öğrencisine”. O da direk “tavsiye ederim, biyoinformatik en güzelidir ben de onunla çalışıyorum” der. Sonra siz “iyi de hocam biyoinformatik ile bir konu üstüne eğilmek gerek o açıdan sordum” diye üstelersiniz en kesin cevabı alırsınız. Moleküler Mikrobiyoloji’den fazlasına ihtiyacınız yoktur meğersem. İyi ki o heyecanla “İyi ama ben zoolog olacaktım dememişim. :)”

Ayrıca aynı konuda çalışan yerli ve yabancı araştırıcılar arasında ilgilendikleri metot çeşitliliği açısından da bir karşılaştırma yapmak isterdim ama bu daldaki bilgimin darlığını göz önünde bulundurarak çok fazla bir şey söyleyemeyeceğim. Tabi ki böyle durumlarda kesinlikle araştırıcıları suçlar bir tavır sergileyemem. Her şey elde edilen imkanlar sayesinde oluyor. Ama bazen üzülüyor işte insan…

Muhtemelen bugüne kadar biyoloji için yaptığım gönüllü etkinliklerin sonuna gelmiş bulunuyorum. İlk iki yılda üç çok büyük organizasyonda kimi zaman yüksek kimi zaman düşük etkinlik göstererek işin başarı ile sonuçlanmasına katkıda bulundum. Artık bundan sadece basit bir katılımcı olmak istiyorum. İnşallah gerçekleşirse 3. Moleküler Biyoteknoloji Bahar Okulu’nda ya da Trabzon’da düzenlenecek olan Ulusal Biyoloji Kongresi’nde tüm araştırıcı biyologlarla görüşmek dileğiyle.

Unutmadan eklemeliyim ilki KTÜ’de gerçekleşen Entomopatojenler ve Mikrobiyal Mücadele Sempozyumu’nun ikincisi 2009′da Adnan Menderes Üniversitesi’nde Doç.Dr. Selçuk Hazır hocamızın düzenleyiciliğinde gerçekleştirilecek. Muhtemelen akademik ilgi alanıma girmeyeceği için orada olmayacağım ama bu konuda çalışmaları olan araştırmacıların dört yıl sonra Aydın’da çok iyi ağırlanacağına eminim.


 
May
28
    
Posted (serkan) in biyoinformatik, biyoteknoloji, Etkinlik, KTÜ on Mayıs-28-2007

Birkaç arkadaşımın bana verdiği en iyi hediye diyebileceğim bir etkinlik daha sona erdi. Daha önce de söylediğim gibi en az çalışan düzenleme kurulu üyesi olarak neredeyse bir katılımcı gibi takip ettim tüm organizasyonu. Ama hiç şüphe yok ki en fazla faydayı ben sağladım. Anlaşılan yine mum dibine ışık vermedi. Elbet hepsi takdir edildi. Hatta takdir edilmediklerinde unutulduklarını sandılar. Ana en güzeli yer yer takdir edilmemenin nede kötü bir durum olduğunu hissedebildiler.

Peki neler oldu bahar okulunda? Bu güne kadar sadece internet sayfalarında karşılaşabildiğim biyoinformatiği Özlen hoca’nın sunumu sayesinde araştırmacısından dinleme imkanım oldu. Hatta kendisi ile konuşma fırsatı sağlayabildiğim için, normalin üstünde bir şansa sahip olduğum kanısındayım.

Ne için olursa olsun miroçip teknolojisine merakım biraz daha perçinlendi ve üzerine gidebilmek için her şeyden vazgeçebileceğim daha da çok ortaya çıktı. Geleneksel yolları belkide hiç bulaşmadan teğet geçme fırsatım olursa ne ala.

Özlen hoca dışında çok fazla önemsediğim bir diğer karşılaşma da müstakbel meslektaşım Naşit ile olan. Daha önce çok kısa bir e-posta alışverişi dışında pek iletişim kuramamıştık ama aynı ana bilim dalında çok yakın konularda çalışma yaptığımız ortaya çıktı. İnşallah onun daha güzel kelimelerde ifade ettiği ve benim burada öylesine açık seçik bir şekilde söyleyemediğim gibi. Umarız birilerinin yapmadığı gibi, biz ortak bir şeyler çıkarabiliriz.

Çok mu hayalperestim bilmiyorum? Bugün ancak rüya sayılabilen bir çalışmanın gerçek olabileceğini düşünmezsem nasıl yeni bir şeyler yapmış olacağım?