Oca
30
    
Posted (serkan) in Kategorisiz on Ocak-30-2011

Başlık yanıltmasın. Yakın Çağ’ın bittiği sadece benim fikrim. Henüz kitaplara girmedi. Girmesi için de en az beş yüz yıl var. Erkenden bildiriyorum. İnanır mısınız inamaz mısınız umurumda değil.

Tunus ve Mısır gibi ülkelerde internette örgütlenen kimseler soğağa dökülüyor, başkanı değiştirmeye çalışıyor. Kimilerine önemsiz gelebilir ama 1789’dan farkı ne? Tamam rejime karşı koyan yok, vatandaş rejimin başındakilere karşı koyuyor. Aslında ayrıntılı incelersek rejime karşı geldikleri bile söylenebilir. Yerine oğlunu geçirmek isteyen birine, yani demokrasiyi tarihin tozlu sayfalarına itmek isteyen birine karşı çıkıyor Mısırlılar.

Sebep ekonomiktir ve sıradan bir isyandır diyebilirsiniz. 1789’da halk keyf için mi ayaklanmıştı? O zaman ekonomi mükemmel miydi? Halk daha fazla özgürlük için sokağa döküldü. Özgürlük denen şey de rahat yaşamak için istenmiyor muydu? Halk hali vakti yerinde insanlardan oluşuyor olsaydı 1789 bugün benim ezberimde olur muydu?

1789 Fırasız İhtilali ismiyle tarih sahnesine geçti ve istanbul’un Fethi ile başlamış Yeni Çağ’ı kapatıp yerine Yakın Çağ’ı açtı. Elbette bu değişim kararı da olayın üstünden yıllar geçtikten sonra verildi. Ben ise şimdiden haber veriyorum Yakın Çağ bitmiştir.

Çağ değişimini toplumsal olayları körükleyen icatlar sağlamıştır. Öncekilerde kale surlarını yerle bir eden güçlü toplar, Vatikan’ın bilgi edinme önünde kurduğu engelleri yıkan matbağa ve şimdi de Matbağa 2.0 diyebileceğimiz İnternet.

Kim ne derse desin Yakın Çağ bitmiştir. Yenisi için karizmatik bir isim gelmiyor henüz aklıma.


 
Haz
04
    
Posted (serkan) in Kategorisiz on Haziran-4-2010

Burada yazı yazdığım WordPress’imi uzunca bir süredir güncellemiyordum. Aklıma geldiğinde hiç bilgisayar başında olmamış olmamdan kaynaklanıyor olabilir. Emin değilim ama belki de iki yıl olmuştur 2.2 sürümünü kullandığım. Şimdi ise 2.9′un türevlerinden biri.

Bu kadar zaman eski bir yazılımı kullanmama rağmen hiç bir şekilde zarar görmemiş olması da ayrıca ilginç. Belki benim fark etmediğim bir zararlı bulaşmıştır diye ciddi ciddi inceledim ama çok şükür internete zehir saçan bir bloğa dönüşmemiş bu kadar uzun bakımsızlık dönemine rağmen. Şans mı desem yoksa hiç kimsenin sinirini bozmayan uslu mu uslu bir çocuk gibi davranıyorum ya ondan mı bilemedim? İlkini tercih ediyorum ama.

Kullandığım eski sürümün etiket desteği bile yoktu. Bir sürü kategori açmışım bu yüzden. Şimdi onları etikete dönüştürmeyi düşünüyorum yavaş yavaş. Tek tek elle yapmayı seçtim. Muhtemelen bunu sağlayan bir eklenti vardır ama tüm yazıları zaten elden geçirip yeniden okumak istediğimden sıkılmadan halledebileceğimi düşünüyorum.

Bundan sonra daha sık yazarım herhalde. İyice seyrek gelmeye başladı yeni yazılarım. Ama bu planlı olmuyor. Tamamen nasıl denk gelirse öyle gidiyor. Akıntıya düşmüş yaprak misali. Yani en sevmediğim şekilde.


 
Haz
10
    
Posted (serkan) in Kategorisiz on Haziran-10-2008

Elbette mantıklı bir tarafı vardır ama sonuçta ne anlama geldiğini ben bilmiyorum.

Az önce, hattımı iptal ettirmeme rağmen kapatıldığına dair belge göndermeyen Turkcell’i aradım ve istediğimi belirttim. Sağ olsun ilgili hanımefendi bir süre kendi kendine klavye tıkırdattıktan ve bu sırada iki dakikada bir akışımı oluşturduğunu bana hatırlattıktan sonra bir iki şey sorup görüşmemizi sonlandırdı. Aslında istediğime ulaştım belki ama akışımı oluşturmak da ne ki?

Tahmin etmesi zor değil. Tabi ki şirket içinde belli kırtasiye işlerini halledebilmek için pek çok süreç gerekiyor. Muhtemelen buna da kendi içlerinde akış diyorlar. Buraya kadar sorun yok. İsterlerse proses falan desinler umurumda değil ama bu şirket içi terimden bana ne? Aslında kafaya takmış olmamın sebebi durduk yerde bana “Akışınızı oluşturmamı ister misiniz?” diye bir soru sorulmuş olması yoksa laf arasında geçti de işim gücüm yok diye buna takılmış değilim.

Eğer hizmet verdiğiniz ülkenin her kesiminden insanlarla muhatap oluyorsanız şirket içi terimleri bir kenara bırakın ve sadece onları ilgilendiren kelimeler kullanın.


 
Eyl
09
    
Posted (serkan) in Kategorisiz on Eylül-9-2007

Bir baktım bu sene farklı farklı aylarda toplamda üç tane para dergi satın almışım. Sadece çok ilgi çekici bir grup başlıkla ya da güzel bir kitapla birlikte gelirse alırım bu tür dergileri. Yıllar önce de bir kere yanılmıyorsam Capital almıştım.

Elimdeki üç dergiye bakıyorum da üçünün de bir kapak kızı kapak iş adamı / kadını var. Aslında derginin sayfalarını çevirdikçe daha fazlası ile karşılaşmanız mümkün. Yazıdan çok fotoğraf ile karşılaşıyorsunuz.

Belki ben tam hedef kitleleri olmadığımdan anlamıyorumdur ama merakımı cezbetti. Acaba iş dünyasından insanlar birbirlerinin yüzlerini görmeyi bu kadar mı çok istiyorlar. Ya da birilerinin sözlerini dergilere taşımak için ille de fotoğraflarını mı yayınlamak gerekiyor. Sadece isimlerini yazsalar tehlif sorunu mu çıkıyor.

Hem bir de öylesine işi aradan çıkarmak üzere çekilmiş fotoğraflar değil bunlar. Profesyonel fotoğrafçılarla çalışıldığı ortada. Hatta iş insanlarının bütçe danışmanları kadar imaj makerlara da ciddi anlamda para yedirliği belli oluyor.

Bizimkilerin işleri yanında kendilerini de pazarlamak istedikleri ortada. Bu bana sadece komik geliyor.