Haz
23
    
Posted (serkan) in biyoloji kongresi, biyoteknoloji, Etkinlik, KTÜ, Trabzon on Haziran-23-2008

Bizim bölümün aylardır uğraştığı kongre nihayet başladı. Ben de nasıl becerdiysem katılımcı kalabildim. Henüz bana bir şey yaptıran çıkmadı. Ama Cihan benim kadar şanslı değildi. :)

Açılış güzeldi, kokteylde yeterince geyik yapacak kadar kimse vardı derken şimdiki izlenimin iyi olduğu yönünde ama bilimsel yönüne değinmek için bitmesini beklemem gerek. Bir de kongreye bir gün kala internet sitesinin trafik limiti dolmasaydı veya dolduğunu umursayan birileri olsaydı iyi olacaktı. Sabah kaçta gideceğimi bilemedim bir an.

Kısacası; finaller bitti ama ben halen yoğunum. Görüşmek dileğiyle…


 
May
24
    
Posted (serkan) in Etkinlik, tiyatro on Mayıs-24-2008

Tevfik Serdar Anadolu Lisesi’nin 2008 yılında sahnelediği amatör tiyatro oyunu.

Gözde’de oynadığı için izleme fırsatı bulduğum, hatta uğruna sinemaya gitmekten vazgeçtiğim ve beni pişman etmemiş bir oyun. Gözde’nin ifadesiyle tiyatro izleyicisi için değil de daha çok aileler için hazırlanmış gibiydi. Gereğinden fazla kalabalıktı. Benzer bir sürü etkinlikde bulunduğumdan biliyorum, bu gibi durumlarda bir kelimecik de olsa rol almak önemlidir. Hele hele bu sizin için ilkse.

Yanlız her ne olursa olsun yazardan mı kaynaklanır yönetmenin mi seçimidir bilmem ama anlatıcıların sırayla konuşan çiftler şekilde sunulması gözlerimin pinpon topu muamelesi görüp bir o yana bir bu yana sıçramasına sebep oldu.

Ama bunlar oyun güzel olmamış demeye yeter kusurlar değil. Geçen sene ki Şiir’e Gazel’e oyunlarında yaptıkları gibi seyirciye sırtını dönen dakikalarca bekleyen kimse olmadığı gibi sanki oyuncu arkadaşlar bu konuya özellikle çalışılmışlar gibi dikkat gösterdiler.

Keşke Yunus Emre daha iyi oynansaydı. Onu canlandıran arkadaşın geçtiğimiz yıl en beğendiğim ilk üç içinde olması ise ayrı bir şaşkınlık konusu. Tabi ben sahnedekilerden kardeşim hariç hiç birini ismen ya da cismen tanımıyorum. Evde oyun üstüne konuştukça Gözde sayesinde geçen yıl da kimin ne oynadığını hatırlayıp karşılaştırma yapabiliyorum.

Olmasaydı eksik kalırdı!

Aslında oyunda bir yıldız yoktu ama selamlamaya tek başına çıkmasını beklediğim, isminin Zeynep olduğunu öğrendiğim, biri vardı. Şimdiye kadar iki farklı oyunda görebildim, ikisinde de en iyiydi. Umarım sadece amatör sahnelerde seyretmek zorunda kalmayız.

Kültür nedir?

Ana tema kültür. Ama biraz abartılmamış mı? Televizyon ekranının başına kitlenmiş, aptal muamelesi gören ve oyunda eleştiri konusu yapılan kitlenin zihnine bir şeyler sokmak istercesine defalarca tekrarlandı kültür kavramı. Merak etmeyin siz, onlar gene anlamadılar. Eve gelip yine “Aç mısın? Tok musun?” seyretmeye başladılar bile.

Anlamadığım bir şey var?

Selamlamanın en sonunda çıkan ve o sahne için biraz fazlaca yaşlı kalan kimseler kimlerdi? Siz en son kim selamlar bilir misiniz?

Kendi yazdığım yazının sonuna açıklama yazmak ve bu şekilde ifade beceriksizliğimi ört pas etmeye çalışmak adetim değildir ama burada daha bir lise öğrenciyken okuldan, dershaneden arta kalan vakitte gezip eğlenmek yerine sanat üretmeyi tercih etmiş kimselerin emeğini eleştirdiğim sırada yaptıklarını takdir etmediğimi düşünmelerini istemem.

Kimse aklından çıkarmasın. Sahnedeki en kötü olmak için bile önce sahneye çıkmak gerekir. Koltuktan konuşmak ise her zaman kolaydır. Eleştirilmemek için hiç bir şey yapmamak gerekir.


 
Ara
04
    
Posted (serkan) in biyoteknoloji, Etkinlik, gezi, hücre kültürü on Aralık-4-2007

Ankara ve Hücre Kültürü arasındaki tek ilişki birinin diğeri için harika bir bahane olması. Ama bir bahane ancak bu kadar güzel seçilebilirdi. Geçtiğimiz çarşamba akşamı Trabzon’dan çıkıp pazar günü döndüğümüz Ankara gezisinden birazcık bahsetmek istiyorum.

Aslında amacı Şap Enstitüsü, Merkez Veteriner Kontrol Araştırma Enstitüsü ve Refik Saydam Hıfzıssıhha Merkezi ‘nin teknolojileri hakkında fikir edinmek olan olan gezimiz daha çok Medeniyetler Müzesi, Koç Müzesi, Estergon Kalesi, Atatürk Orman Çiftliği Hayvanat Bahçesi ve beklediğimden kat kat güzel çıkan Anıtkabir gibi yerlere kaydığı için epeyce tatmin olduk. Gerçi Şap Enstitüsü’nün beni hayretler içinde bırakmış ATİ Teknoloji‘den sonra gelen en etkileyici merkez olduğunu da söylemeden edemeyeceğim ama gezinin bilimsel yönünden çok eğlencesindeydik biz, her öğrenci gibi.

Tabi ki bu tadımlık Ankara turu pek yeterli olmadı. Hatta sırf istediğim kadar gezebileyim diye orada bir staj mı ayarlasam acaba diye düşünmüyor da değilim. Yoksa hücre kültürü umurumda falan değil. İlk fırsatta Medeniyetler Müzesi’ne gidip rehbere istediği kadar para ödeyeceğim, Anıtkabir’de her deliğe girip her çerçevenin önünde dakikalar geçireceğim. Bir de unutmadan aşırı yavaşlığımdan dolayı Koç Müzesini tam gezdirtmediler onun da acısını çıkarmam gerek. Anlamıyorum nasıl gezilir o güzelim yerler sadece 20-30 dakikaya!

Estergon Kalesi’ne giderken 2000li yıllarda kale mi yapılır demiştik. Hatta içine girene kadar “eh havalı da olmuş, zaten gösteriş meraklısıyız” diye düşünüyordum ama neredeyse kendimden utanmama sebep oldu bu ön yargım. Bir de Keçiören Belediye Başkanı’nı durduk yerde kaledeki restoranda grubumuza yemek ısmarlamıştı. Kendisine çok teşekkür ettik de en çok da bu yemeği bize gezide eşlik eden şoförlerimiz kaçırdı diye sevindik diyebilirim. Elin verdiği yemeği ne kıskanıyorsun demeyin bazen kendimizi zor tutuk onlara katlanabilmek için.

Ayrıca bu gezi konusunda büyük emek sarf etmiş aslan hocamız Yrd.Doç.Dr.İsmail Demir’e de ayrıca teşekkürlerimi sunuyorum. Artık gerek belgesellerde gerek böyle hayvanat bahçelerinde bu büyük kediciklerle karşılaştığımda ilk kendisini hatırlayacağımı belirtmek istiyorum!


 
Kas
02
    
Posted (serkan) in Biyologlar Birliği Derneği, biyoteknoloji, Etkinlik on Kasım-2-2007

Geçrek bir birlikten bahsetmenin ütopya olduğu bir evrende hele hele biyologların birliğinden bahsetmek masal olsa gerek!

Ne yazık ki gerçek böyle. Aynı laboratuvarda çalışan iki kişiden birinin diğerine santrifüj tüplerini yerleştirecek sporu bile vermek istemediği durumlarla karşılaşmak zor değil. (Allah’tan şimdilik çok şanslıyım bu konuda ama gün gelecek bu yılan beni de sokacak…)

Seda sayesinde BİYOLOGLAR BİRLİĞİ DERNEĞİ e-posta grubu ile karşılaştım. Başlangıçta isim ilginç geldi “birlik”, “dernek” hepsi aynı isimde… Ama haklılık payı var ismin. Biyoloji ile ilgili posta listelerine bakarsanız Biyologlar Derneği merkezi ile ilgili söylenenler kimi zaman mide bulandırıcı!

Biyoloji, endüstriyel yönü önemsenmediğinden şimdilerde çoğunlukla araştırma laboratuvarlarına gömülü bir çalışma alanı halinde. Bu da demek oluyor ki araştırma üstüne çalışmayacaksanız yapacak iş pek (hatta hiç) yok. Sanırım umut azalınca insanların birlikte iş yapma azmi de ortadan kalkıyor. Biraz olsun kendine güven olsa keşke… Ama bazılarında varmış işte.

İki dönem önceki şuan ismini hatırlamadığım Biyologlar Derneği başkanının ben daha 1.sınıftayken sarf ettiği sözleri hayal meyal hatırlıyorum. Biz hiç endüstriyi düşünmüyormuşuz. Elin adamı mantar işinden para kazanıyormuş ama biz mantarın bilimi ile uğraşıp kenara çekiliyormuşuz. Muhtemelen söyledikleri doğru ve bu biyologlarında el atması gereken bir dal ama ben o konuşmadan biraz da keskin zekaları bilime değil daha paralı işlere çekme tavsiyesi sezdim. Yanlış anlamış olabilirim.

Posta kutuma düşenlere bakıyorum da birliğin Genel Sekreteri Gökhan KAVUNCUOĞLU‘dan gelmiş bir e-postadan anladığım kadarı ile bu seneki Biyoloji Kongresini de derneğin bilimsel yönünü göstermek adına değerlendirecekler.