Eyl
01
    
Posted (serkan) in çevre, sinir bozucu, Türkiye on Eylül-1-2008

Sebebini anlayamadığım şekilde bir grup kimse Greenpeace’e gıcık olsa da işe pek yaramıyor olsa bile elimden geldiğince internet eylemlerini desteklemeye çalışıyorum. Ama nasıl desteklemeyeyim? Bakın sonuncusunda ne diyorlar:

Nükleer Sabancı

Sabancı Holding, Akkuyu’da yapılması planlanan nükleer santral için ticari bir niyetinin olduğunu belirtiyor. Doğal olarak öz kaynaklarımız yetmediğinden yabancı ortaklarla birlikte bu işe girişecekler. Bunun önüne geçmek için Greenpeace’in hazırladığı sayfadan ya da kendi posta kutunuzdan bir e-posta gönderebilirsiniz. Biliyorum pek çoğu kimse umursamaz bunu. Zaten çok da işe yaramıyor ama nükleer enerji piyasasının güneşi bile balçıkla sıvayabildiğini görebildiğim için az da olsa bir umutsuzluğa sürükleniyorum.

Doğa bilimiyle alakası olmayan tüccarları ikna etmekten bahsediyoruz burada. Elbette imkansız değildir ama daha BİYOLOJİ okuyup da Nükleer Enerji denen dipsiz kuyuya yaptığı ödevde temiz enerji diyebilen vurdumduymaz biyologlar var bu dünyada.


 
Ağu
19
    
Posted (serkan) in biyobozunur, biyoteknoloji, çevre, sinir bozucu on Ağustos-19-2008

İsminden anlaşılabileceği gibi biyolojik yolla bozunma özelliği olan bir şeyden bahsediyoruz. Bunlar yeni nesil plastikler. Normal plastikler milyonlarca yıl parçalanmıyor olsa da biyobozunur teknolojisi ile üretilmiş ürünleri aylar sonra doğada gözle seçmek olası değil. Tabi bu basit bir göz boyama da değil. Doğal bakteriler tarafından gerçekten doğaya kazandırılıyorlar.

Şu sıralarda bilinen tüm plasik hatta kağıtların yerine geçebilecek biyobozunur ambalajlar var. Geçen gün CNBC-e’de Polinas diye bir şirketle karşılaştım. Türkiye’de bu konuda ihtiyaç duyulabilecek neredeyse her şeyi üretiyorlarmış. Web sitelerini incelemenizi tavsiye ederim. Tek dertleri piyasada rekabetçi koşullarda fiyat sağlayabilmek için biraz vergi avantajına sahip olabilmek. Ama tabi bu kadar basit bir şeye vergi indirimi yapmak bizim maliyecileri bozar ki böyle bir şeyin dünyanın ancak iyice içine etikten sonra mümkün olabileceğini tahmin ediyorum. Çünkü bürokrasi gerekeni yapacak. İşten anlayan yetkililer böyle bir teknolojiden haberdar olduklarında iş işten hepten geçmiş olacak.


 
Ağu
18
    
Posted (serkan) in biyoteknoloji, çevre, İran, savaş, sinir bozucu, siyaset, Türkiye on Ağustos-18-2008

Geçtiğimiz hafta İran Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinejad İstanbul’daydı. Resmi bir ziyaretti ama daha önce Beşer Esad örneğinde de gördüğümüz gibi Ankara’da ulu önderi ziyaret etmeye gerek duyulmadı.

Bizimkilerin yukarı tükürsem bıyık aşağı tükürsem sakal derdinden dolayı enerji ile ilgili anlaşma muhtemelen yapılmış olmasına rağmen ilan edilmedi. Hatta yapılmamış olma ihtimali bile olduğunu düşünmeye başladım çünkü İran kendisini -haklı olarak- bulunmaz Hint kumaşı gibi hissetmeye başladı. Daha sonra bahsedeceğim ama herkesin gözü önünde sergilenmiş bir saflık sonucu Nabucco Boru Hattı projesi tarihin tozlu sayfalarına gömülürken, konu gaz olunca Rusya bağımlısı bir ülke için en iyi diğer seçeneğin İran olduğu ortada.

Çok konuşulan ve bizim vatandaş saydığımız alemin kimlerden oluştuğunu gösteren cuma namazından hemen önce planda olmayan bir basın toplantısı yaptı Ahmedinejad. Bana kalırsa aklı başında kimseler için bir çeşit gövde gösterisi gibiydi. Sanki Türkçe cümleleri anlıyormuş gibi mimikler içeren şirinlikler ve beklediği soru üstüne Türk şehir yöneticilerini anında satışı görülmeye değerdi. Ama anlattıklarını can kulağı ile dinlemek hatta kafayı taşlara vurmak gerek.

Amerikan ambargosuna rağmen nasıl geliştiklerini anlattı. Yanılmıyorsam biyoteknolojide dünya beşincisi, nanoteknolojide ise onuncusu olduklarını söyledi. Hatta bunu da üstüne basa basa Amerika ambargosuna rağmen başardıklarını zihnime kaydetti. Yani az imkanla da yol kat edilebileceğinin hatta dünyaya meydan okunabileceğinin en iyi göstergesini önümüze serdiğini açıkladı.

Sokağa çıkın ve sorun “İran güçlü bir devletmiş bilimde bizi solda sıfır bırakmış, neye bağlıyorsunuz?” deyin. Bin kişiden bir kişi çıkıp “e çalışıyorlar ya ondan” diyecek. Gerisi “petrol var petrol” der geçer. Irak’da da petrol var. Afrika’nın güneyindeki kimi ülkelerde de. Ama bazen petrol sadece ölmeyi yürümekten önce öğrenmeyi sağlıyor.

Nükleer Çifte Standart

Ahmedinejad nükleer çifte standarttan bahsetti ve ABD’nin ve diğer büyük devletlerin kendileri kullansalar hatta silah olarak bile elde tutsalar dahi başkalarının nükleer enerjiden faydalanmasını engellediklerini söyledi. Yerden göğe kadar haklı.

İran’ın doğal yenilenebilir enerji kaynaklarından haberim yok ancak elbette bizimkinden bile büyük olan o sıcak ülkelerinde nükleer enerjiye ihtiyaç duymayacakları kadar fazla imkanları vardır. Tek yapmaları gereken diğer alanlarda gösterdikleri azmi bu alanda da göstermeleri ve nükleer enerjiyi sadece bilimsel amaçlı olarak geliştirmeleri. Belki de Amerikan ambargosu Ahmedinejad’ın da dediği gibi gerçekten de İran’ın işine geliyor. (Çevre konusunda şüphe yok.)


 
Ağu
15
    
Posted (serkan) in Artvin, çevre on Ağustos-15-2008

Artvin’e son gidişimin üstünden iki yıl geçti. Yanılmıyorsam geçen sefer döndükten hemen sonra Deriner Barajı su tutmaya başlamıştı ve bir türlü dolu halini görmek nasip olmamıştı.Derniner Barajı

Artvin’de tek bir baraj yok. Deriner Barajı su tutmuş olsa da yolların bir kısmı halen şantiye içinden geçiyor. Her ne kadar yapıldıktan sonra halka hem ekonomik hem de fiziksel ferah getirecekse de yapımı süren barajlar, yollar zamanında yapılmadığı için, çalışma süresince oluşan heyelan tehdidine karşı belirsiz aralıklarda kapatılıyor. Yolların sebep olduğu uzun araç kuyrukları illallah dedirtiyor. Üstüne üstlük gayette mümkün olmasına karşılık yöre haklının zaten planlı olan bu yol kapanmalarının önceden ilan edilmesine dair bir isteği yok. (Artvin’lilerden de bu beklenir zaten, her zaman uslu çocuk olmuşlardır.) Haliyle Trabzon’da uçağa binmek üzere sabahtan Artvin’deki evinizden yola çıkarsanız keyfi olarak durdurulan trafik sayesinde uçağı kaçırmanıza sebep olunabileceği gibi kendi aracınızı kullanıyorsanız bir trafik canavarına dönüşmeniz önündeki tüm engeller kaldırılıyor. Öfkeyle kaybettiğiniz bir saatin acısını çıkarmak üzere gazı köklememeniz için hiç bir sebep yok.Deriner Barajı

Her neyse Artvin’de yaşamayan bir Artvin’li olarak bu konuyu daha fazla uzatmıyorum. Araç içindeyken cep telefonumla çekme fırsatı bulduğum birkaç fotoğrafı ekledim yazıya. Ne yazık ki barajı görebilen bir yerde servis aracının mola vermesi mümkün değil. Ama özel araçla gitme fırsatı bulursam bir ara barajda bol bol fotoğraf çekmek istiyorum.

Bilirsiniz Türkiye’de barajlar temiz enerji sayılıyor ve hele GAP gibi projelere geleceğimiz açısından büyük umutlar bağlanıyor. Önemli oldukları hatta kimi zaman çok gerekli oldukları su götürmez bir gerçek ancak bölgedeki doğal hayat hiç hesaba katılıyor mu? Hayır.Deriner Barajı

Böyle durumlarda hayvanlar nispeten daha şanlıyken bitkilerin ise neredeyse hiç şansı yok. Sadece bu bölgeye özgü bir bitki var diye baraj inşaatını başlatmamak gibi bir şey olası değil. Çoruh vadisi gibi yemyeşil bir alanda yeşilin ortasına yerleştirilmiş mavilik tamamıyla bambaşka bir iklime sebep oluyor. Milyonlarca yılını sudan ırak geçirmiş topraklar birden bire insanlar tarafından planlanmış dev gibi bir su altı ekosistemine ev sahipliği yapıyor. Tabi değişim akar suyun içinde yaşayan ama şimdi var olmayan balıklar için de geçerli. Bana kalırsa insanlar haksızlık yapıyor, çifte standart uyguluyor. Nasıl ki evinden, köyünden ettiğin türdeşine istimlak için bir şeyler ödüyorsan aynısını papatyalar ve sincaplar için de yapmalısın. O nasıl olacak diye sormaya ise hiç hakkın yok. O akla zarar dünyanın en derin üçüncü barajını kurabiliyorsan bunun yolunu da hayli hayli bulursun.

TRT tarafından geçtiğimiz yıllarda hazırlanmış Çoruh Artık Durgun Akacak isimli belgesel dizisini Artvin’li olsanız da olmasanız da izlemenizi tavsiye ederim.