Mar
08
    
Posted (serkan) in alışveriş, çevre, donanım, test on Mart-8-2009

2 Ocak’tan beri Philips Xenium X800 kullanıyorum. Telefonu görmek üzere gittiğim Forum Trabzon’daki Teknosa’daki adama gıcık olunca cimri.com‘un tavsiyesiyle gedikgross.com‘dan aldım. İki ay beklememin sebebi cihazı ilk elime aldığım gibi daha neyin ne olduğunu anlamadan yazmak istememem.

Bence en mükemmel özelliği şarj aletini kaybettirecek kadar az kullandırması. Bir haftadan erken şarj ettiğimi hatırlamıyorum. Hatta buna telefonu en çok kurcaladığım ilk hafta da dahil. Daha seyrek şarj etmek zorunda olunca telefonu şarjda unutup boşu boşuna harcadığımız elektrikten kurtulmamızı sağlıyor ve bu açıdan değerlendirilidiğinde ciddi anlamda çevreci bir ürün.

Enerji konusunda ne kadar tutumlu olduğunu ısrarla gösterircesine içerdiği en güzel özelliği telefonun uzun süre dokunmayıp ekranı kararınca dokunma hareketlerini algılayan sensörün de elektrik harcamamak için kapanması. Bu nedenle uyandırmak için telefonun bir kaç tuşundan birine basmak zorunda kalıyorsunuz. Eğer diğer dokunmatik cihazlardan birine alışkınsanız bu durum size çok saçma gelebilir ama fazladan elektrik harcayan bir parçanın sarfiyatından kurtardığından başarılı bulduğum bir tercih.

Satın almadan önce birkaç gün forumlarda dolaşıp kim ne demiş diye baktım. Bir kaç ciddi gözüken incelemeyi okudum ve hatta bir seferinde az daha telefonu almaktan vaz geçecektim. Bir tanesinde telefonun ses kalitesinin kendi kulaklığı ile çok düşük olduğunu ancak bluetooth kulaklık kullanılırsa yüksek olduğundan bahsediliyordu. Hatta buna öylesine inanmışım ki kutudan çıkan kulaklığı cihazı aldıktan bir hafta sonra denedim. Denemenin ardından da internet yorumlarına eğer gerçekten emin olduğum bir kaynaktan gelmiyorsa kulak asmamaya karar verdim. Oysa dört beş farklı yerde aynı ses sorunundan bahsedildiğinden iyice inanmıştım. Belki yalan değildir. Güçlü kulağa sahibi biri böyle demiştir geri kalan bir sürü kişi de sırf o dedi diye kendini kalitesiz duymaya şartlamıştır. Belki yeni bestelediğiniz senfoniyi dinlemek için yeterli bir cihaz olmayabilir ama bestenizi bana yollarsanoz dinlemek için kutudan çıkan kulaklığı kullansam hiç bir şey kaybetmiş olmam çünkü daha kaliteli sesi zaten duyamam. Müzisyen değilim.

Yeni bir telefon almayı düşünüyorsanız benim de cihazla tanışmamı sağlayan TeknoSohbet bölümünü izlemenizi tavsiye ederim. İlk izlediğimde halen Türkiye’de 3G’yi yakın zamanda kullanabileceğime dair saçma bir iyimserliğim olduğundan satın almayı düşünmemiştim ama Televidyon arşivde gezinirken tekrar karşılaşınca 6 yıldır kullanmama rağmen eskitemediğim Nokia 6600′ı Gözde’ye vermek üzere satın aldım. Bir sürü arkadaşımdan “e bozuluur” yorumları duydum. Ön yargıyı sevmem. Bir deneme yaparız beğenmezsek bir daha uğramayız.

Şu ana kadar hoşuma gitmeyen en önemli özelliği güneş altında ekranı okumanın ciddi anlamda güçleşmesi. Bunun dışında çok mesaj yazan biri olsaydım telefondan kesinlikle nefret ederdim. Bir de birkaç saniye deneyen Cihan‘ın söylediğine bakarsak araba kullanırken telefon etmek imkansız.

Telefonun fotoğraf çekim kalitesini merak ediyorsanız Flickr’a eklediğim* ve ekleyeceğim** birkaç fotoğrafa göz atabilirsiniz.
* [1]
** [2]


 
Kas
29
    
Posted (serkan) in çevre, TEMA, Türkiye on Kasım-29-2008

Bugün öğleden sonra TEMA‘nın Trabzon’da yıllardır faaliyet gösteren topluluğunun toplantısına katıldım. İlk defa fırsatım oldu. Daha doğrusu dün o zamana kadar tanımadığım iki arkadaşım bölümün alt katında stant açıp, “TEMA’ya katılmak ister misiniz?” diye sordu ve basit bir form doldurmamla işlem tamamlandı.

Dürüst olmak gerekirse TEMA‘nın Trabzon’da bulunduğunu bile bilmiyordum. Hatta zamanında Kanuni Kampüsü’nde (yani burnumun dibinde) olduklarını ama halkla daha iç içe olmak için kent merkezine taşındıklarını duyunca iyice utandım.

Neyse olan olmuş dördüncü sınıfa gelene kadar o kadar gereksiz işle uğraşmışım buna fırsat olmamış, kalan zamanı değerlendirelim diyorum. Herkesi de TEMA‘ya katılmaya davet ediyorum.

Unutmayın siz olmadan bir eksiğiz!

Niyetimde etkin bir Genç TEMA üyesi olmak var. Ne kadar becerikli olacağımı şimdiden kestiremiyorum ama yaptığım hemen her etkinliği buraya taşıyacağım.


 
Eki
06
    
Posted (serkan) in animasyon, çevre, sinema on Ekim-6-2008

Wall-E

Wall-E, nedense ismi Türkçe okunuşu ile afişlere aktarılmış çok eğlenceli bir animasyon film. Bizdeki ismiyle: Vol. İ.

Filmin ilk yarısında neredeyse hiç konuşma yok. Zaten Wall-E her zamanki gibi şirin tasarlanmış bir robot kahraman. Kirlilikten terk edilmiş dünyayı temizlemeye programlanmış bir cihaz. Dillere destan bir çalışma usulü var. Sevimli arkadaş o kadar akıllı ki kendi kendini bile tamir edebiliyor. Bir de güneş enerjisi ile çalıştığına bakılırsa dünyayı terk etmek zorunda kaldığımız dönemde güneşin değerini nihayet anlamışız.

Filmde yer yüzüne ne kadarda muhtaç olduğumuzu en basit dille anlatmışlar. Çoluk çocuk etrafta kim varsa yanınıza alın ve izleyin. Özellikle zeka yaşı çocukluktan çıkmamış olanları götürün. Onlar bile eğleneceklerdir.


 
Eyl
17
    
Posted (serkan) in çevre, sinir bozucu, Türkiye on Eylül-17-2008

Az önce posta kutuma Greenpeace’in Kömürü Terk Et eylemi üstüne eylemcilere verilen 6000 YTL ceza hakkında yolladığı “Suçlusunuz!” diyen e-postası ulaştı.

Suçluyuz tabi. Greenpeace bir kenara çoğumuz gerçekten suçluyuz.

İçimizde yaşayıp amacı iklim değişikliğini engellemek olan bu örgüte dolandırıcı damgası vurmaya çalışandan, çevreci geçinip teknolojiyi son noktadan takip etmek bahanesiyle ihtiyaç duymadığı ya da hiç duymayacağı cihazlara para ödeyene kadar herkes suçlu. Daha da kötüleri var aslında ama hiç biri bahane değil.

Çin’deki çevre katliamını bahane edip en çok onlar kirletiyor demek palavra. Bizim başkasından gelen enerjiye ihtiyaç duyduğumuz da palavra.

Bana kalırsa her ne kadar etkili olsa bile artık Greenpeace ve benzeri çevre örgütlerinin faaliyetleri yetersiz kalmaktadır. Sorunun da tek bir çözümü vardır. Bizzat kendimizi ve birinci derece yakınlarımızı kontrol etmek.

Boşa giden enerjiye göz yummamak için mümkünse artık kendimden yaşça büyük ve çoğu israf denen kelimeyi sadece faturaya olan yansıması ile tanıyan kimseleri acımasızca uyarmanın hatta üstelerlerse açıkça ihtar etmenin zamanı gelmiştir. Bunu ya uygularız ya da ekmek bırakmayı beceremeyeceğimiz çocuklarımızı aynı zamanda havasız susuz koyarız.

Bir israfı açıkça belli etmek kişisel hakarete girer mi bilemem ama gerekirse bloğumun erişime engellenmesi pahasına gördüğüm her örneği buraya taşıyacağıma emin olabilirsiniz. Bu davranışı internette yazan diğer tüm arkadaşlarıma da tavsiye ediyorum.Yaptığımız işe bir kat daha anlam katalım.