Eyl
02
    
Posted (serkan) in Ati Teknoloji, biyoteknoloji, kök hücre, staj on Eylül-2-2008

Gün itibariyle Trabzon’daki Hücre ve Gen Tedavi Merkezi olan halk arasında daha çok kordon kanı bankası olarak bilinen Ati Teknoloji‘de staja başladım. Olağan olarak sürerse bir ay devam edecek olan stajım süresince devam eden diğer iki projem daha olduğu düşünülürse ciddi bir yoğunluk yaşayacağım ortada. Bu durum blogdan tutun da sosyal hayata kadar pek çok şeye yansıyacaktır diye şimdiden haberdar edeyim dedim.

Zamanında KTÜ Zooloji Araştırma Laboratuvarı’ndaki çalışmama da 2 Aralık’ta (2005) başlamıştım. Bu sefer Eylül’ün 2′sine denk geldi. İlginç bir rastlantı.


 
Ağu
19
    
Posted (serkan) in biyobozunur, biyoteknoloji, çevre, sinir bozucu on Ağustos-19-2008

İsminden anlaşılabileceği gibi biyolojik yolla bozunma özelliği olan bir şeyden bahsediyoruz. Bunlar yeni nesil plastikler. Normal plastikler milyonlarca yıl parçalanmıyor olsa da biyobozunur teknolojisi ile üretilmiş ürünleri aylar sonra doğada gözle seçmek olası değil. Tabi bu basit bir göz boyama da değil. Doğal bakteriler tarafından gerçekten doğaya kazandırılıyorlar.

Şu sıralarda bilinen tüm plasik hatta kağıtların yerine geçebilecek biyobozunur ambalajlar var. Geçen gün CNBC-e’de Polinas diye bir şirketle karşılaştım. Türkiye’de bu konuda ihtiyaç duyulabilecek neredeyse her şeyi üretiyorlarmış. Web sitelerini incelemenizi tavsiye ederim. Tek dertleri piyasada rekabetçi koşullarda fiyat sağlayabilmek için biraz vergi avantajına sahip olabilmek. Ama tabi bu kadar basit bir şeye vergi indirimi yapmak bizim maliyecileri bozar ki böyle bir şeyin dünyanın ancak iyice içine etikten sonra mümkün olabileceğini tahmin ediyorum. Çünkü bürokrasi gerekeni yapacak. İşten anlayan yetkililer böyle bir teknolojiden haberdar olduklarında iş işten hepten geçmiş olacak.


 
Ağu
18
    
Posted (serkan) in biyoteknoloji, çevre, İran, savaş, sinir bozucu, siyaset, Türkiye on Ağustos-18-2008

Geçtiğimiz hafta İran Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinejad İstanbul’daydı. Resmi bir ziyaretti ama daha önce Beşer Esad örneğinde de gördüğümüz gibi Ankara’da ulu önderi ziyaret etmeye gerek duyulmadı.

Bizimkilerin yukarı tükürsem bıyık aşağı tükürsem sakal derdinden dolayı enerji ile ilgili anlaşma muhtemelen yapılmış olmasına rağmen ilan edilmedi. Hatta yapılmamış olma ihtimali bile olduğunu düşünmeye başladım çünkü İran kendisini -haklı olarak- bulunmaz Hint kumaşı gibi hissetmeye başladı. Daha sonra bahsedeceğim ama herkesin gözü önünde sergilenmiş bir saflık sonucu Nabucco Boru Hattı projesi tarihin tozlu sayfalarına gömülürken, konu gaz olunca Rusya bağımlısı bir ülke için en iyi diğer seçeneğin İran olduğu ortada.

Çok konuşulan ve bizim vatandaş saydığımız alemin kimlerden oluştuğunu gösteren cuma namazından hemen önce planda olmayan bir basın toplantısı yaptı Ahmedinejad. Bana kalırsa aklı başında kimseler için bir çeşit gövde gösterisi gibiydi. Sanki Türkçe cümleleri anlıyormuş gibi mimikler içeren şirinlikler ve beklediği soru üstüne Türk şehir yöneticilerini anında satışı görülmeye değerdi. Ama anlattıklarını can kulağı ile dinlemek hatta kafayı taşlara vurmak gerek.

Amerikan ambargosuna rağmen nasıl geliştiklerini anlattı. Yanılmıyorsam biyoteknolojide dünya beşincisi, nanoteknolojide ise onuncusu olduklarını söyledi. Hatta bunu da üstüne basa basa Amerika ambargosuna rağmen başardıklarını zihnime kaydetti. Yani az imkanla da yol kat edilebileceğinin hatta dünyaya meydan okunabileceğinin en iyi göstergesini önümüze serdiğini açıkladı.

Sokağa çıkın ve sorun “İran güçlü bir devletmiş bilimde bizi solda sıfır bırakmış, neye bağlıyorsunuz?” deyin. Bin kişiden bir kişi çıkıp “e çalışıyorlar ya ondan” diyecek. Gerisi “petrol var petrol” der geçer. Irak’da da petrol var. Afrika’nın güneyindeki kimi ülkelerde de. Ama bazen petrol sadece ölmeyi yürümekten önce öğrenmeyi sağlıyor.

Nükleer Çifte Standart

Ahmedinejad nükleer çifte standarttan bahsetti ve ABD’nin ve diğer büyük devletlerin kendileri kullansalar hatta silah olarak bile elde tutsalar dahi başkalarının nükleer enerjiden faydalanmasını engellediklerini söyledi. Yerden göğe kadar haklı.

İran’ın doğal yenilenebilir enerji kaynaklarından haberim yok ancak elbette bizimkinden bile büyük olan o sıcak ülkelerinde nükleer enerjiye ihtiyaç duymayacakları kadar fazla imkanları vardır. Tek yapmaları gereken diğer alanlarda gösterdikleri azmi bu alanda da göstermeleri ve nükleer enerjiyi sadece bilimsel amaçlı olarak geliştirmeleri. Belki de Amerikan ambargosu Ahmedinejad’ın da dediği gibi gerçekten de İran’ın işine geliyor. (Çevre konusunda şüphe yok.)


 
Ağu
04
    
Posted (serkan) in ben yaptım, biyoteknoloji, deney on Ağustos-4-2008

sodyum dodesil sülfat poliakrilamid jel elektroforezi

Denatüre jel elektroforezi dendiğini de duyabilirsiniz. SDS (sodium dodecyl sulfate) dediğimiz köpüklenmenin şahı kimyasal sayesinde gerçekleşiyor denatürasyon ki bu da bu çeşit elektroforezin en belirgin özelliği.

Artık nihayet öğrendim. Temmuz ayının iki haftası az uğraşmadım. Akşam saat sekiz dokuzlara kadar beklediğim oldu ama artık camdan jel sıyırmak korkulacak değil eğlenilecek bir hal aldı. Gerçekten de ufacık bir hatanın saatlerin emeğini yok etmeye sebep olacağı an, jelin kıvamını doğru tuturabilmişseniz dışardan izleyen birinin tahmin edemeyeceği bir haz yaşatıyor.

Ben proteinleri yürütüp fark var mı diye baktım sadece? Bir gün blotlama falan da yaparım inşallah. O da en çok merak ettiğim bir kaç konudan biri. Gelecek dönem (nihayet) açılacak olan Moleküler Biyoloji Laboratuvarı dersinin ilk öğrecilerinden olarak her şeyi ağırdan alan bölümüme olan kızgınlığımı belki biraz olsun geçirebilirim diye umut ediyorum. Moleküler Biyoloji değil de Biyoloji bölümünde okuduğumdan SDS-PAGE öğrenmek benim için önemli bir iş oluyor ne yazık ki. Ama kimseye fazla kızamıyorsun, herkes kendine göre haklı.

Bu arada elimdeki deney notlarını da değerlendirerek hiç bilmeyen birine yardımcı olacak bir belge taslağı hazırladım. Henüz kağıt üstünde ama biyoloji.org‘un belge arayüzüne yetişecek temiz bir sonuç çıkarmayı planlıyorum.