May
01
    
Posted (serkan) in Adobe, Apple on Mayıs-1-2010

Apple iPad’in en önemli eksiği neydi? Adobe Flash Player içermiyor hatta kurulmasına bile izin vermiyor oluşuydu. Adobe önce çok kızdı. Sonra ne gerekiyorsa yaparız diye alttan aldı. Ama olmadı. Olmayacak da.

Her ne kadar iPad satın almayı planlayan biri olarak Flash desteğinden yoksun bir internet tarayıcısına sahip olmanın çok hoş olmayacağını düşünsem de iPad’e Flash Player kabul etmemenin doğru bir karar olduğunu düşünüyorum.

Bu ne biçim özgürlük anlayışıdır diye bana karşı çıkabilirsiniz. Bu kararı verirken Jobs’ın kaleminden dökülen gerekçelerin hiç birini umursamıyorum. Yıllardır GNU/Linux kullanıyorum ve Linux ile ilk tanıştığım günden bu güne kadar süregelen bir sorunun yegane üreticisidir Adobe. Daha doğrusu düzeltmeyi aklına getirmeyen yegane umursamazdır Adobe.

Kısa süre öncesine kadar çok önemsediğim projemde kullanmak üzere Flex öğrenmeye başladım. Daha sonra Flex ile geliştirme yapmanın doğru olmayacağını düşünüp projemin arayüzünü tamamen başka bir teknolojiyle geliştirmeye devam ettiysem de Flex benim için halen önemli bir teknoloji ve kullanılmaya değer bir ürün.

Gerektiği zaman Adobe ürünlerini eline almış biri Linux kullanıcısının asla Adobe’u sevmesine ihtimal vermiyorum. Linux üstünde Flex ile çalışmak kendini ikinci sınıf bir Adobe tüketicisi olarak düşünmek için ideal bir durum. Unutmadan bir not eklemeliyim. Adobe Flex için hazırlanmış resmi Flex Builder (yeni adı Flash Builder) Eclipse tabanlı bir ürün. Linux’a uydurmaları ve bunu çok iyi yapmaları için sadece saatlere ihtiyaçları var.

Kısacası Adobe, Windows kullanıcıları ve bazen de Mac kullanıcıları dışındakileri umursamaz. Dünyanın en iyi Flash oynatıcısını kullanan bir video sitesine girdiğinizde “çal” butonunun her zaman doğru çalışmadığına şahit olmanız olasıdır. Eğer Linux kullanıcısıysanız  Adobe ürünlerini tüketirken ikinci sınıf bireysiniz.

HTML5 bir Adobe Flash Player alternatifi olduğu için değil. Adobe Flash Player bugüne kadar benim için o kadar da önemli olmadığı için Jobs’ın kararını yadırgayamıyorum. Eğer kendi ürünü içindeki kararlılığı konusunda bir tereddütü varsa elbette Adobe’a kapıyı gösterebilir.


 
Eyl
06
    
Posted (serkan) in 3G, Apple, Turkcell, Türkiye, Vodafone, alışveriş, avea, internet, sinir bozucu on Eylül-6-2008

Apple iPhone 3G‘nin Türkiye’de henüz 3G yokken alınmaması gereken bir cihaz olduğunu hep söylerim. Bu konuda bir de şu yazıya bakmanızı tavsiye ederim.

Türkiye’de yaşayıp da internet bağlantısı konusunda sorunu olmayan kimse yok. Aynı şekilde yine Türkiye’de yaşayıp da cep telefonu üstünden internet hizmeti alma konusunda memnuniyetini belirten kimse ile de karşılaşmadım. Gerçi sıkıntı çektiğini anlatan pek kimse de yok çünkü sıkıntı çekmek için servis veren birileri olmalı. Fahiş fiyatlı serisleri hiç sağlanmıyor sayıyorum.

Türkiye’de iPhone’u satma hakkına sahip iki operatör Turkcell ve Vodafone. Avea bu sefer araya kaynayamamış ama bir yolunu bulup diğerlerinin işine taş koyacaktır diye tahmin ediyorum. Şuan ülkemizde 3G şebekelerinin kurulmuyor olmasının iki sorumlusundan biri de o. Hatta bana kalırsa ilk sıradaki sorumlusu.

Numara Taşınabilirliği dediğimiz nüfusun sadece %1-2′sinin kullanma ihtimali olacak bir teknolojiyi dayatarak neredeyse tüm genç nüfusun müptelası olacağı 3G’nin önüne taş koymak öyle her baba yiğidin harcı değil. Şuan internet altyapısı konusunda en iyi ikinci operatör olmasına karşın tek isteğim bir an önce batmasıdır.

Bir uyarı: Vodafone üstünden iPhone alacakların dikkat etmeleri gereken bir nokta daha var. Bu operatörün EDGE dediğimiz 3G öncesi hızlı internet becerisi sağlayan bir altyapısı yok (ya da çok kısıtlı). Bugün Turkcell üstünden iPhone alırsanız 3G şebekeleri Türkiye’de hizmete girinceye kadar yavaş da olsa hiç yokdan idare eder bir internet bağlantınız olur. Ancak Vodafone ile alırsanız Telsim zamanında kurulan GPRS hatlarına mahküm kalırsınız. Zaten kullanamadığınız telefonunuz bir de bu dertten muzdarip olur. Ama yok ben her yerde wifi bulurum diyorsanız orasını siz bilirsiniz.


 
Mar
28
    
Posted (serkan) in Apple, Microsoft, sinir bozucu on Mart-28-2008

Teknosohbet’te çıkan haberde okuduğuma göre Safari 3.1 isimli web tarayıcısı iTunes ve QuickTime kullanıcılarına yazılım güncelleme sihirbazı ile iletiliyormuş. Bu durumda Safari net bir kullanıcı isteği ile yüklenen bir yazılım olmadığından ve daha önce kapılmış bir pazardan faydalanma arzusu üstüne kurulu bir yayılma politikası güdüldüğünden rekabet hukuku üstüne tartışmalar başlamış. Apple’ın başı ağrıyabilirmiş.

Sonucun ne olacağı çok önemli değil. Değişik ülkelerde değişik mahkeme kararları ile Apple geri adım atmaya zorlanabilir ancak önemli olan bu davranışa kalkışan şirketin aklından geçenlerin bizi nasıl etkileyeceği. Öncelikle bir Windows kullanıcısı olmadığımdan veya herhangi bir Apple ürünü ile muhatap olmadığımdan doğrudan etkilenmem söz konusu değil ama yazılım sağlayıcılarının sahip olduğu değer yargıları ve bu yargılardaki değişimler dolaylı da olsa tüm tüketicileri etkiliyor.

Şimdiki örneğimizden daha önce yine bir web tarayıcısı olan İnternet Explorer’da aynı yoldan geçmiş ve yazılım satıcılarının zihnine gayeye ulaşmakta her yol mubahtır fikrini iyice kazımıştı. Hem seçilmiş harika ismi ile hem de Windows 1.0 içinde ön yüklü olarak gelmesiyle Netscape’i alaşağı etmek zor olmamıştı. Rekabet etiği de bir kere delinmişti. (Turgut Özal’ın o unutulmaz sözü aklıma geliyor hep: Anayasayı bir kere delmekle bir şey olmaz.)

Şimdi aynı yoldan Apple yürüyor. Sicilinin çok temiz olduğunu düşünmediğim ama bu kadar da abartılı hareketlerini pek hatırlamadığım bir şirket bu işe umarsızca girebiliyorsa daha pek çok gariban yazılım geliştirici de artık yeni dünya kurallarına uyum sağlama konusunda etik falan dinlemeyecek.

Bu olayı Türkiye’nin güney doğusunda bazı bölgelerde çok eşliliğin doğal kabul edilmesine benzetiyorum. Babası da çok eşli olup neden tek eşli kalması gerektiğine anlam veremeyen gençler Türk aile yapısına yeni ve ahlaki(!) başka bir boyut kazandırıyor. Burada da Microsoft kendi tarayıcısını müşterisine dürtüyor ve Apple da, ben neden dürtmeyeyim ki diyebiliyor.

Çalışma ahlakı bu kadar kolay değişebiliyorsa Windows üzerinde yazılım satmak her zamankinden kolaylaşmıştır. İsterseniz bir virüs yazın ve sessiz sedasız tüm dünyaya bulaştırın. Ardından en güvendiğiniz teknolojinizi tüm kurbanlarınızın masaüstlerine birkaç saat içerisinde çekin. Hem bu şekilde hiç kimseyi kurulum yapma derdiyle uğraştırmış olmayacaksınız.