Ağu
31
    
Posted (serkan) in Google, Google Chrome, internet, Mozilla Firefox on Ağustos-31-2009

Yeni aldığım Lenovo bozulup bir aydır tenik servisten dönmek bilmeyince evdeki en eski sağlam kalmış bilgisayarı sık sık kullanmaya başladım. Windows yüklü bir makine olduğundan da Google Chrome tarayıcısını deneme fırsatı buldum.

Kullandığım makinanın işlemcisi AMD Sempron 2500+ ve 256MB kadar da belleği var. Günümüz bilgisayarlarına göre hayli eski ve Mozilla Firefox açılma konusunda biraz nazlanıyor. Google Chrome ise açılırken çok hızlı. Kullanırken bariz bir fark hissetmedim. Hani Webkit sayesinde JavaScript ağırlıklı siteler daha hızlı açılıyor diyorlar ama bizzat fark ettiğim bir şey yok.

Sadece iki durumda Mozilla Firefox’u kullanmak zorunda kalıyorum. Biri bloğumda yazı yazmam gerektiğinde çünkü Chrome’da yazıyı kaydettiğimde ya da yayınladığımda paragraf diye bir şey kalmıyor nedense. Bir diğeri de Amazon Web Services’ın S3 hizmetini yönetmek için kullandığım S3Fox eklentisinin benzerinin Chrome’da bulunmuyor oluşu.

Linux kullanırken de Chrome kullanabilmek güzel olur. Google elini çabuk tutsa sevinirim.


 
Ağu
29
    
Posted (serkan) in Ankara, internet, Türkiye on Ağustos-29-2009

Alkışlanacak bir web projesi.

Az önce Friendfeed’de gördüm. Bence Türkiye için yapılmış en iyi internet projesi: SanalSu.com

Şimdilik sadece Ankara’da hizmet veriyormuş. Ankara’da olsaydım hemen sipariş vermiştim. Mükemmel fikir. Umarım uygulaması da mükemmeldir. Bu ve benzeri web projelerini ülkemin her şehrinde görmeyi diliyorum.

Siteyi neden Google sayfalarına benzetmişler anlayamadım. Belki de kullanıcı hesaplarında Google’dan faydalanmalarından dolayı akıllarına gelmiş olabilir. Hem Facebook hem de Google gibi iki dev ağın kullanıcılarının herhangi yeni kayıt yapmadan girebildikleri, çok nadide bir amaca hizmet eden güzel bir iş çıkarmışlar. Tebrikler.


 
Ağu
27
    
Posted (serkan) in belgesel, National Geographic on Ağustos-27-2009

National Geographic Olağanüstü Öylüler serisinden izlediğim beşinci bölüm olan Bermuda Şeytan Üçgeni hem içerisinde en az kanıt barındıran hem de bir o kadar sürükleyen bir çekim olmuş. İlgimi çekmesindeki muhtemel sebep üçgenle ilgili adını duymuş olmak dışında neredeyse hiç bir şey bilmiyor olmamdı. Yerini bile bilmiyordum diyebilirim. Sadece Atlas Okyanusunda olduğundan haberdardım.

Her sıradışı olayda olduğu gibi yine insanoğlu olanların dünya dışı güçler tarafından gerçekleştirilmesini ummuş. Halbuki sıradan bir atmısfer olayından başka bir şey değil. İşin içinde okyanustaki hareketlenmeler de bulunduğundan okyanusta yaşayan canlıların topluca sebep oldukları bir şey olabilir mi diye düşündüm. Oysa belgeselde bununla ilgili en ufak bir şey bile yoktu.

İzlemenizi tavsiye ederim.


 
Ağu
21
    
Posted (serkan) in belgesel, National Geographic on Ağustos-21-2009

National Geographic Olağanüstü Öyküler serisinde kısa bir aradan sonra dördüncü bölüm olan Kahin Hayvanlar ile devam ediyorum.

Duymayan yoktur. Deprem önceleri köpeklerin havlamaları veya sıra dışı hareketleri ile sahiplerini kurtarma hikayeleri meşhurdur. Bu olayın sadece köpeklerle sınırlı olmadığı konusunda fikrim vardı ama neredeyse tüm hayvanları kapsayacak kadar geniş olmadığını düşünüyordum.

Hayvanların iletişim kurmadıklarını düşünmek aptallık olur. Sadece kendi aralarında değil bizimle de iletişim kurarlar. Yemlenme vakti geldiğinde elinizde lahana varsa koşarcasına yanınıza gelen bir kaplumaga buna en güzel örnek. Bunu bir iletişim olarak saymayabilirsiniz ama sonuçta bana epeydir aç olduğunu anlatmış oluyor. Demek ki öğünleri daga yakın tutmalı anlamı çıkarılabilir.

Tabi ki bu çeşit iletişimler sıradan karşılanıyor ancak bu basit yolları kullanarak gelecekten haber verirseler olağanüstü sayılıyorlar. Ama aslında abartılacak hiç bir şey yok.

Nasıl ki biz akıl dediğimiz yeteneğimizle diğer hayvanlardan bariz bir şekilde ayrılacak düzeyde yaratılmışsak diğer hayvanlarında bizden ayrışan pek çok yeteneğinin olmasını da mantıklı karşılamak gerek. Köpeklerin daha iyi koklayabildiğini bilmeyen yoktur ya da kedilerin çok iyi duyduğunu.

Biz nasıl meteoroloji bilimi sayesinde yarın yağmurun ne şekil yağacağını veya havanın ne kadar canımızı sıkacağını kestirebiliyorsak hayvanlarında etraftan duydukları sesler, kokular, elektomagnetik hisler sayesinde bir felaket olacağını ya da dedikoducu komşumuzun az sonra geleceğini anlaması kadar doğal birşey olamaz.

Bana kalırsa belgeseldeki tek yanlış Olağanüstü Öylüler ismi altında sınıflandırılması olmuş. Doğadaki olaylar gayet olağan şekilde işliyor ama biz onları bir çırpıda anlayamazsak bize göre olağanüstüymüş gibi görünüyor. Kanıt mı istiyorsunuz? Bir ilk çağ adamına yanan bir ambul gösterin saniyeler içinde sizin dünya dışı güçlere sahip bir tanrı veya tantıça olduğunuzu düşünecek.