Şub
23
    
Posted (serkan) in Bilkent, Ankara, AG Biyoinformatik, staj, biyoteknoloji, biyoinformatik on Şubat-23-2009

Daha önce de bahsettiğim gibi yirmi günlüğüne AG Biyoinformatik‘de staj yapmak üzere Ankara’daydım. Gerçi halen Ankara’dayım birazdan yola çıkacağım. Esenboğa’da beklerken kısaca ne kadar güzel bit tatil yaptığımdan bahsedeyim dedim. Evet aslında staja geldim ama burada çok eğlendiğim bir işle, eğlenceli kimselerle birlikte çalışınca ve bir yandan da Ankara’da gezmek için bolca vakit bulunca yaptığımı sadece saymak biraz eksik olur. Tatil gibi stajdı yani. Herkese de tavsiye ederim.

Ben buradayken staj konumla ilgili olarak benimle ilgilenen Ahmet Raşit Öztürk ve Deniz Ashan Madencioğlu’na buradan tekrar kalıcı olarak teşekkür etmek istiyorum. Geçirdiğim vaktin bir işkence değil de eğlence olmasının temel sebebi onlar zaten. Çok fazla münasebetimiz olmadı ama özellikle stajımın sonunda sunumumu izlemek için bana zaman ayıran Bala Gür-Dedeoğlu ve sunumumla birlikte ille de Linux isterim kaprisime katlanan Ozan Yerli’ye de teşekkür ederim.

Tabi yaşadığım şehirden kalkıp Ankara’ya gelmek öyle kendi başıma kafama esti diye halledebileceğim bir şey değildi. Bu konuda gerekli ekonomik imkanı sağlayan ve burada konaklayacak bir yer bulan aileme de teşekkür ederim. Burada Gölbaşı’nda benim daha önceden tanışma fırsatı bulamadığım annemin teyzesinde kaldım ki konaklama ve ulaşım konusunda arada gelmek bilmediği için sinir eden Bilkent dolmuşları dışında hiç sorun olmadı. Burada benim derdimi çeken kimselere de teşekkürü bir borç birim.

Unutmadan şuan Esenboğa’daki GloriaJeans Coffees’den yazıyorum. Onlara da Cappuccino ve kablosuz internet için teşekkür ederim.


 
Şub
13
    
Posted (serkan) in savaş, siyaset on Şubat-13-2009

Burnumun dibinde geçen savaşların hepsini an an takip ediyorum. Biraz uzaktakileri de. Ama neredeyse hiçbiri hakkında yazmıyorum. Çünkü sıcağı sıcağına yazılanların gerçeği yansıtmayacağını düşünüyorum. Tabi bu durumda o anki duyguyu da kaçırmış oluyorum. Belki bundan sonra daha fazla zaman hassasiyeti gösterebilirim bu gibi konularda.

Savaş kötü bir şeydir. Nasıl ve ne için olursa olsun kötü bir şeydir. Kimi zaman kendinizi içinde bulmanız, eğer bir lider değilseniz, pek sizin elinizde değildir.  Öldürme izninizin olduğu tek durumdur savaş. Zaten bu bile başlı başına ne kadar kötü olduğunu gösterir. Çünkü siz öldürmezseniz o sizi öldürecektir. Sıkıyorsa merhamet edin.

Gazze’deki savaş da farklı değildir. Hatta zamanında o bölgede ezilen Arapların ihanetine uğramış dahi olsanız farklı değildir. Savaş ölüm getirir. Hem de küçücük çocuklara ölüm getirir. O çocukların yarın bir gün Nobel Barış Ödülü alma şansları, bugünün eli kanlılarından daha olasıdır. Hiç kimsenin “bize ne Filistin’deki savaştan” deme hakkı olduğunu sanmıyorum. Arap milletler zamanında bizim kuyumuzu kazan terör örgütlerini beslemiş olasalar da sonuçta suçlu olan Arap liderlerdir. Bombalanan okullara giden çocuklar değil.

Savaşa hayır demek alkışlanacak bir şey de değildir. Boynumuzun borcudur.

Daha önce de bahsettiğim gibi Erdoğan’ın Davos hareketi oy kaygısına dönük sayıldı. Bizim saf halkımızın bu şekilde uyutulduğu iddia edildi. Doğrudur. Bizim halkımız dış siyasette hoşa giden bir hareket karşısında bu hareketi yapan kimsenin gösterdiği belediye başkanı adayına oy vererek teşekkür etmesini bilir. Bu bir saçmalıktır, ama yapar. Hangimiz hiç saçmalamadan yaşıyoruz?

Erdoğan günahımı istese vermem. Yerel seçimde de oy verdiğim kimsenin hangi partiden olduğu da umurumda değildir. Ama eleştirinin de bir dozu vardır. “Sana mı kaldı Filistin’deki vahşeti çözmek” demek insanlığa sığmaz.

Evet artık ara buluculuk diye bir şey olamaz. Ara bulucu tarafsız olmalı. Türkiye artık taraf olmuştur. Peki bana tek bir tarafsız kimse gösterebilir misiniz? Tarafsız görünen değil. Gerçekten tarafsız olan birileri.

Yabancı basında Türkiye’nin görünüşünün artık kökten dinciliğe kaydığı yönünde yazılar çıkmış. Ben okumadım ama bizim basınımızdan duydum. Peki yabancı basın görünümümüzün Avrupalılıktan yana olduğunu düşündüğünde ne kazandık? Şeker mi verdiler?


 
Şub
10
    
Posted (serkan) in siyaset on Şubat-10-2009

Yerel seçim zamanı geldi. Çoğu kimse şehrini ve onun yönetimine talip olanları tanımadan körü körüne seçecek. Eğer bir yere yeni taşınmış, oy verilecek kimseler arasından hiç birini tanımıyor veya hiç birinin işe yarayacağını düşünmüyor olsaydım sandığa gitme zahmetine katlanmazdım.

Genellikle oy verilen partiler genel seçimlerde ve yerel seçimlerde hep aynıdır. Mutlaka farklı olacak diye bir şey yok ama bu çoğunlukla başkan olacak kimsenin değil de onu aday gösteren partinin önemsenmesinden kaynaklanmakta. Halen daha başbakanın tutumuna göre oy vermeye kalkışan, ona duyduğu sevgi ya da nefret sayesinde oy vereceği adayı seçen kimseler görmek mümkün ve bana kalırsa sayıları hiç de az değil.

Zaten bu yüzden başbakanın Davos atağını oy toplamaya yönelik olarak değerlendiriyorlar. Evet yapılan hareketlerin hepsi hem iç hem de dış siyasette bir amaca yöneliktir. Zaten öyle olmayacaksa o hareketi yapmanın da bir anlamı olmaz. Eğer başbakan Davos’ta sert çıktı diye onun aday gösterdiği beldendeki belediye başkanı adayına oy veriyorsan çok safsın demektir.


 
Şub
09
    
Posted (serkan) in Ankara, Bilkent, KTÜ on Şubat-9-2009

Bugün Ankara’da evde oturduğum ilk gün. Aslında 8 Şubat’ta yazıyorum ama internet bulduğum ilk yerde yayınlandığından 9 Şubat tarihli gözüküyor yazım. Hafta içinde günün büyük bölümünü Bilkent’de geçirmiştim. Dün ise genel olarak şehri gezdim. Sanırım okulların açık olmadığı bir dönemde dolaşma fırsatı bulmam ulaşım konusunda hiç zorluk çekmememi sağladı.

Belirtmeden geçemeyeceğim Bilkent Kütüphanesi harika. Normalde KTÜ’de olsaydım misafir olarak okulun kablosuz internet ağından faydalanmam mümkün olmazdı. Burada görevliden alınan basit bir internet hesabı ile günlük ya da daha uzun süreli, örneğin ay sonuna kadar sınırsız kullanım hakkı veriyorlar. Doğal olarak tek kuruş ödemeye de gerek yok. Bilgisayarsız gelenlere de yetecek kadar bilgisayar var. Kendi üniversitesinde bile internet ağına erişemeyen biri için nasıl bir nimet siz tahmin edin. Tahminim sınav dönemlerinde piriz veya bilgisayar bulmanın zor olacağı yönünde ama o da beni bağlamaz. Bilkent öğrencisi değilim.

Cyberplaza’daki ofisten farklı olarak kütüphane interneti akademik veritabanlarına erişim şansı tanıyor. Bir KTÜ öğrencisi olarak Linux yüklü bilgisayarım ile kendi üniversitemdeki ağa erişemiyor oluşum düşünülürse akademik veritabanlarına rahatlıkla erişebildiğim Bilkent’de kendimi pek de misafir gibi hissettiğim söylenemez.

Henüz kütüphanenin kitap-dergi içeriğine dalma fırsatı pek bulamadım. Umarım ona da vaktim olacak.