Tem
27
    
Posted (serkan) in internet on Temmuz-27-2008

Eski Çember.net Xing oldu. Daha önce sadece üye olmuştum ama kullanmıyordum. Şimdi fırsat buldum denemeye başladım.

Çember.net’ten kalma ilginç bir özellik halen devam ediyor. Bağlantılarınıza birini eklediğinizde 300 karakterden az olacak şekilde bir mazaret girmek zorundasınız. Mesela az önce Barış Atasoy’u eklerken on dakika ne yazayım diye düşündüm. Anlaşılan o kutucuğu biraz fazla önemsedim ki şöyle bir şeyler yazdım:

Xing bağlantılara neden eklemek istediğimi soruyor ama ben de bilmiyorum neden diye! Profesyonel ağ platformu olduğundan mantıklı bir soru gibi geliyor ama kullanmak zorunda olunca ne kadar saçma olduğu ortaya çıkıyor!

Hatta sonuna parantez içinde sırf bu zorunlu alanı doldurmak için yazdığımı anlamışsındır herhalde diye ekledim.

Sanırım daha önce de bağlantı eklemenin zorluğundan dolayı Çember.net’i etkin bir şekilde kullanmıyordum. Oysa sosyal ağ denilen şeyin en temel özelliği neredeyse her şeyin bu bağlantılara dayanması değil mi? Tabi ki profesyonelce bir iş olunca öyle her önüne geleni eklemez insan. Eklese de olay alamaz. Tanımadığım biri olsa ama bir iş bağlantısı için eklersem orayı zaten doldururum. Mesela Altan’ı ekleyecek olsam ne yazacağım ben oraya? Şu üsttekine benzer bir şey olacak herhalde. Hatta ruh halime göre Xing’i dalgaya bile alabilirim.

Bu özellikle tekrar karşılaştığım iyi oldu. Neden etkin bir Çember.net üyesi haline dönüşmediğimi hatırladım.

Ancak başka bir özelliğine hayran kaldım. Pek çok site e-posta adresi ve şifre bilgilerinizi sizden isteyip, adres defterinizdeki herkese (hatta size de fazla çaktırmadan) davetiye yollar. Hatta bu sayede rezil olmanız falan bile mümkündür. Yıllardır yazışmadığınız birini Facebook’a davet etmeniz olasıdır. Oysa Xing, ilk etapta, adres defterinizi alıyor ve adres defterinizdeki zaten Xing üyesi olan kimseleri gösteriyor. Siz isterseniz bağlantılarınız arasına ekliyorsunuz ve benim üstte bahsettiğim gereksiz kutuyu doldurmak zorunda kalıyorsunuz. Yok ben üye olmayanları çağırmak istiyorum derseniz o bir sonraki basamakta mümkün ve tamamen sizin kontrolünüzde.


 
Tem
26
    
Posted (serkan) in alışveriş, KVK, sinir bozucu, Trabzon on Temmuz-26-2008

Telefon alırken mutlaka sorun: Teknik servisi KVK mı verecek?
Eğer cevap “evet” ise koşarak uzaklaşın.

Acaba ben mi abartıyorum? İki hafta başkasının telefonuna muhtaç kalmak çok da sorun olmasa gerek. Hatta teknik servis sizinle dalga geçercesine işini savsaklarken bunu umursamamayı becerebilirsiniz değil mi?

Ben müşteriliğimi bilip servis bedelimi ödüyorsam sen de üç iş günü dediğin süreyi iki haftaya kafana göre çıkaramazsın. Yok gerçi çıkarırmışsın da benim haberim yokmuş. Ne yapabilirim ki?

Biraz kızgınlığım geçsin diye iki gün bekledim öyle yazıyorum. Yapmak istediğim sadece bir süre kardeşim kullandığı için içerisi bir sürü ıvır zıvır yüklü ve eski bir yazılım kullanan Nokia 6600′ımın yazılımını sıfırdan kurdurtmak ve içinde yüklü olarak sadece işletim sistemi ile geri almaktı. Hatta hafıza kartımı da bıraktım. O da dahil hiç bir şeyin yedeklenmemesi gerektiğini belirttim. Bana üç iş gününde bitireceklerini söyleyip elime bir belge tutuşturdular. Tarih: 09.07.2008 – 15.34 (KVK kayıtlarında belge numarası: 2008/181-025291)

İşlem bitince bana mesaj atacaklarını söylediler. Ben de telefona takılı olmayan bir hatta mesaj atamazlar diye üç iş günü bekledim ve ayın 14′ünde sabahtan uğradım. Cihazımın son aşamada olduğunu ve ertesi gün alabileceğimi söylediler. Dördüncü iş gününe sarksa bile çok sorun değildi ne de olsa işlem bitmek üzereydi. Bu arada kardeşimin telefonunu kullanmaya başlamıştım.

Ancak ertesi gün uyandığımda beklenmedik bir mesajla karşılatı:

Gönderen: KVK TSERVIS
Tarih: 15.07.2008
Sn. Musterimiz,2008/181-025291No.lu cihazinizin servis bedeli 20,00 YTL.dir.Onayinizi hafta ici 9:00-18:00 saatleri arasında bildirebilirsiniz.KVK

Ne onayı Alah aşkına? Nasıl yani hani telefonum son aşamadaydı. “Bir yanlışlık olacak.” diye düşündüm tüm iyi niyetimle. Mesajı almamın üstünden 1 saat geçmemişti ki KVK’daydım. Kağıdı uzattım.

Adam: 20YTL ücreti var
…cüzdanımı çıkarıyorum….
Adam: Onayınızı verdim parayı cihazı alırken ödersiniz.
Ben: Nasıl yani cihazın işi bitmedi mi?
Adam: Yok daha onayımızı yeni verdim.
Ben: Ee ne zaman biter?
Adam: Akşama 5te uğra.
Ben: Tamam
…dedim ve çıktım…
(Burada Adam diye geçen kişi orada çalışan güvenlik görevlisi. O sırada diğer görevliler meşgul olduğundan benimle o ilgilendi.)

O gün laboratuvarda işim çok uzun sürdü, gidemedim. Ertesi gün akşam 6 gibi gittim ki kepenk kapanmak üzere. Sağ olsun çıkmak üzere olan bir abi “Telefonunu mu almaya geldin ver bakiyim seninki bitmiş mi?” dedi. Kağıdı verdim kısa sürede içerden baktırdı ve sonuç olumsuzdur. Hatta bana “Sormak için gelmene gerek yok, kağıttaki numarayı arayabilirsin.” dedi. Hatta kolay erişim için şimdi hatırlayamadığım bir dahili numara bile verdi.

Ertesi sabah bir mesaj daha geldi.
Göderen: KVK TSERVIS
Tarih: 17.07.2008
Elimizde olmayan sebeplerden cihazinizin servis suresi 7 gunu asmistir, ozur dileriz. Cihaz islemi tamamlandiginda sizi yeniden bilgilendirecegiz.

Bu mesajdan sonra umursamamaya başladım taa ki sonucu belli eden mesaj gelene kadar.

Gönderen: KVK TSERVIS
Tarih: 23.07.2008
Sn. Musterimiz,2008/181-025291 form 3537***********63 IMEI No.lu cihazinizin servis bedeli 20.,00YTL.dir. Hafta ici 9:00-12:00-13:00-18:00 arasi teslim alabilirsiniz.

Bu arada laboratuvarda neredeyse tüm mesaji saatleri boyunca vakit geçirdiğimden ilgili belgeyi anneme verdim ve cihazı almasını istedim. Gitmiş ve her müşteri gibi görevini yapmış 20YTL’sini ödemiş ve cihazı almış. Her ne kadar KVK sözünü tutmadıysa da taraflardan en azından birinin sözünü tutaması ya da kısacası “Aman lanet olsun yeter ki ver şu cihazı başka bir şey istemem.” deyişi olası problemleri önlüyor. Peki ben gitseydim ne olurdu? Muhtemelen gecikmeyle hiç alakası olmayan birinin sinirini bozardım. Alabileceğim en ufak ters bir cevapta soluğu bunu ödetebileceğim bir yerde/yetkilide alırdım. Ya da ne bileyim KVKdanalma.com gibi bir internet eylemi bile başlatabilirdim. Şanslılar!

Ben herşeyi silmelerini söylemiştim. Hafıza kartını formatlamamışlar. Bu hata bunca gecikme olmadan yapılsaydı umrumda olmazdı. Zaten on saniyeye kendim hallettim ancak hafıza kartımda bir Symbian virüsü kalmış olamaz mıydı?

Cihaza format atmak için neden benden onay beklediler. Teslim ettiğim sırada “Format atmanın bedeli bu kadar kabul ediyor musunuz?” diye sorabilirlerdi. Ben onlardan hasar tespit falan istemedim ki. Zaten cihazda hasar falan da yok sadece söylediğimi yapacaklar. Ben, onay vermeden önce gelinen ama bir buçuk hafta süren son aşamanın ne olduğunu merak etmekteyim mesela. Ayrıca onay istiyorsan arar sorrasın ben de cebaplarım beni neden bir daha oraya kadar hem de bir mesaji saati zorlaması dahilinde yoruyorsun. Kısa mesajla veya telefonla ücretsiz bir şekilde cevap verme hakkım yok mu? Bunu servis bedeline eklersin fazla bir maliyeti de olmaz ama benim o an kontörüm olmayabilir, hattım kesik olabilir tüm bunlara rağmen o cihaza bir an önce ihtiyacım olabilir.

Bari tam olsun diye elimdeki faturanın tarihini de yazayım: 23.07.2008. Kısacası tam on dört gün! Çok değil üç iş gününden birazcık daha fazla…

Ayrıca şimdi dikkat ettim. İyi ki teslim ederim de bende bir kopyası kalmaz diye Teslim Formu’nun bilgilerini bir kağıda yazmışım. Çünkü annem bu belgeyle gittiğinde değiştirip yenisini vermişler. Kimden neyi saklıyorlar ki?

Uzun lafın kısası: KVK benim için ölü bir markadır!


 
Tem
11
    
Posted (serkan) in bloglama, girişim, internet, yatırım on Temmuz-11-2008

7 Numara bitti biteli televizyona küsmüş birinin yeniden düzenli bir takipçiye dönüşme öyküsü.

Beni zaman kovalamak zorunda bırakmayan TeknoSohbet.tv, aradığım içeriğin hemen kıyısından geçerek yeterince etkilemişti. Hatta bir keresinde -bozuk çıksa da halen sevgiyle sakladığım bir- hediye bile göndermişti. (Ekrandan yaptıkları o kadar ısrara rağmen bir fotoğraf bile gönderemedim kusura bakmasınlar artık. Tabi ısrar sadece benim için değil, benim gibi hediyeyi almasına rağmen fotoğraf göndermeyen tüm talihliler içindi.)

Şimdi ise zaten TürkTelekom veri merkezinde barındırıldığından Türkiye içinde hız sorunu bulunmayan sunucularını kendileri gibi profesyonelce kayıt yapabilen kimselere açmışlar. İlk nasiplenen de Webrazzi.com olmuş. Bir süredir beklediğim Webrazzi.tv, yine kendilerinden duyduğum kadarıyla, bugün yayına başlamış. Artık babam kotalı ADSL kullanmama konusundaki ısrarlarımı sürdürmesem bile ilk fırsatta bit TTnet şubesine uğrayacaktır. :)

Aslında benim derdim bunu sağlayan Televidyon.com altyapısının harika bir fikir olduğu falan değil. O kısım umurumda hiç değil. Açılan ikinci kanalın Webrazzi.tv olması ise ilgilendiğim tek nokta. Tabi buna benzer bir sürü teknoloji kanalına gebe olup sonuçta istediğim zaman göz atabileceğim yığınla içerik sağlıyor olacaklar ama bir bakıma artık profesyonel bir iş olarak gördüğüm internet girişimciliğinin en net takipçisini bir de izlenebilir bulmak harika.

Webrazzi MeetUp’da çekilmiş kayıtları birkaç saat önce sabaha karşı izleme fırsatı buldum. Bir anda saatler süren bir yayınla karşılaşmak gerçekten keyif verici. Umarım kesintiye uğramadan hatta mümkünse benim yetişmekte zorlanacağım bir yayın akışına sahip olacak şekilde devam eder.


 
Tem
10
    
Posted (serkan) in biyoloji kongresi, biyoteknoloji, Etkinlik on Temmuz-10-2008

Çünkü at gözlükleri çok şık duruyor.

Gerçi kimse bu kongreye ev sahibi olmaya niyetlendiğinde katılımcılardan gelecek paradan fazlasını düşünmüyor. Tabi kahraman olmaya da gerek olmayınca ne diye değiştirsinler gelenekleri. Bugüne kadar Biyoloji Kongresi hep yeni yetme akademisyenlerin puan kapma yarışına alet olmuştur ve bu şekilde işini çok iyi görmektedir. Değişmesine de işte sadece bu yüzden gerek yoktur.

Bu tip işlerde en çok paradan söz edilir. Edilmesinde de sakınca yoktur zaten, ta ki onu kazanmayı bilenler bu işi yapıyorsa. Ama kalkıp da hayatını biyolojiye vermiş adama kongre düzenle dersen çuvallatırsın tabi.

19. kongrede salonların en altındaki alanda sponsorlara özel bir bölüm vardı ve beş altı firma stantlarını açıp tanıtım yaptı. İşte sorun da burada zaten. Sponsorların amacı sadece laboratuvar sahibi hocalara ellerindeki cihazları duyurmak, fazlası değildi. Elbette burası satış yeri değil ama bu kadarı yeter mi?

Gelin geçenlerde gerçekleşmiş tamamen farklı bir toplantı ile Biyoloji Kongresi’ni karşılaştıralım. Söz konusu edeceğim toplantı TechCrunch & Webrazzi MeetUp.

Genel bir bilgi vermek gerekirse yerli bir blogger (internet yazarı, yani benim gibi biri) ve onun dünya markası olmuş öncülü olan başka bir bloggerın bir günlük sponsor destekli ve 400 katılımcıya açık toplantısı. Ayrıntılı bilgiye kaynağından ulaşabilirsiniz.

MeetUp hiç de akademik bir temele oturmuş değil. Belki de bu açıdan karşılaştırmanın saçma olduğunu düşünebilirsiniz ancak zaten eleştirdiğim şey de Biyoloji Kongresi’nin sadece akademik temele oturması ve dünyanın geri kalanını umursamaması. Sanki tüm biyologlar akademisyen!

Katılamadığım ama olanı biteni internette yayınladığı için içeriğinden haberdar olabildiğim MeetUp’da temel konu tahmin edebileceğiniz gibi “para”. Tabi buradaki para dünyayla rekabet etmeye çalışan zehir gibi bilgisayar şirketlerince üretilen ekonominin parası. Yani ülkenin cari açığından bahseden sonuçsuz ekonomi analizleri değil.

Birileri sponsor olmuş. İlk etapta sanki boşuna para yatırmışlar gibi duruyor. Ortada tanıtmak üzere getirdikleri ürünler bile yok, ne kadar ilginç değil mi? Ama anlaşılan medikal şirketlerinden farklı bir yaklaşımla gitmişler oraya. Acaba ne beklemişler? Benim akıma gelenler:

  1. “Ben de bu sektörde önemli bir değerim.” diye sesini rakiplere duyurmak.
  2. “Bu sektörde öylesine nitelikliyim ki en çok benimle çalıştığınızda mutlu olursunuz.” diye potansiyel çalışanlara (!) sesini duyurmak. Yani en kaliteli beyinleri kapmaya çalışmak.
  3. Toplantıya gelecek olası iş ortaklarına gücü temsil eden bir duruş sergilemek.

Şimdi bir bir inceleyelim sizce bunları bizim kongremizde uygulamak mümkün mü?

  1. Rekabet her yerde var. Bunun üstünde durmaya gerek duymuyorum. Elbette piyasa tüccarları benden iyi biliyordur.
  2. Beyin avlamak! Buna gerek var mı? Eğer en iyi çalışanları kaparsanız en iyi olursunuz. Bu her durumda doğru olmasa da başarının %80′idir diye tahmine diyorum. Ama tabi ihaleye adam sokmak için akıllı birine değil de arkası kalın birilerine ihtiyacınız olduğu doğru. Anlaşılan bizim medikalcilerin bu çeşit bayağı elemanı var ki etraftan akıllıları toplamak için çaba gösterdiğini gördüğüm tek şirket Ati Teknoloji. (Tabi bana “seni kim ne yapsın ava çıkmış onca şirket var sen görmüyorsun, duymuyorsun” diyen varsa sorun yok.) Ortada biyologların okul bitince girmeye can atacağı Ati Teknoloji dışında şirket göremiyorum. Aslında bu konuda hakkını yememek gereken bir tane daha var; o da şirketlerin en büyüğü olan DEVLET yani KPSS. :)
  3. Bizde şirketler hava atmayı sevmiyor. Bizim internet şirketlerimiz el değiştirirken bile satış rakamları konuşulmaz. Evet ticaret başkasının merakını tatmin etme sanatı değildir. Pek çoğu da halka açık olmadığından satış rakamlarını gizli tutar. Oysa bu alımı yapana da şirketi elden çıkarana da büyük prestij kaynağıdır. İnternet sektörü bir kenara, konu biyoloji sektörü olduğunda bırakın fiyat konuşmayı, birinin diğerine satıldığını bile duymazsınız. Muhtemelen satılacak bir şey yoktur. (Türkiye’de biyolojiye sektör yakıştırması yapmak gerçekten komik değil mi?)

Aslında burada kendi kazdığım kuyuya düşüyorum gibi. Yani hem Türkiye’de biyoloji sektörü diye bir şey yok diyorum, hem de para odaklı etkinlikler düzenleyelim diyorum. Haklısınız. Hemen bir adımda dönüştürmek istersek çuvallarız. Zaten bu konuda ilk adım atması gerekenler etkinlikleri bu amaçla kullanmak isteyecek şirketler olmalı. Ya da böyle gelmiş böyle gider diye ufacık bir pastadan eş dost ahbap ilişkisi ile aldıkları çalışanlarla pay almaya devam edecekler.

Benden söylemesi; Google biyolojiye göz kırpmaya şimdiden başladı. Daha önce fark edemediyseniz bari “e google burnunu soktuğuna göre bu işte galiba gerçekten para var” diye düşünmeye başlayın. Halen bir lokma bir hırka ile devam etmeyi düşünüyorsanız siz bilirsiniz. Ben söyleyeceğimi söyledim. Son gülen iyi gülecektir.