Haz
29
    
Posted (serkan) in biyoloji kongresi, Etkinlik, internet, KTÜ on Haziran-29-2008

KTÜ’de düzenlenen ve daha öncekiler için de geçerli olan en büyük sorunlardan biri eş zamanlı sunumların çakışması oluyor. Haliyle kongre süresi 5 gün ile sınırlı olunca aynı saate birden fazla oturum denk geliyor. Çözümün çok zor olduğunu sanmıyorum.

Bırakın yandaki salondaki oturumları kaçırmayı, ben dünyanın öteki ucundaki konferansları internet üzerinden rahatlıkla takip edebiliyorum. Hatta istediğim zaman istediğim konforda seyredebildiğim gibi tekrar tekrar bile izleyebiliyorum. Bunca video sitesi boşuna mı var? Yeter ki birileri oturumları kayda alsın ve internetten yayınlasın.

Kongre bütçesinden çekim için harcanacak paradan çok daha az bir kısmını videoları yayınlamak için harcamak yeterli. İlle de kendi sunucumuzda olsun derseniz DreamHost gibi bir servis sağlayıcıdan alacağınız yaklaşık yıllık 120 dolarlık bir paket ile veya bilindik video sitelerinde bedavaya sunabilirsiniz. Tek büyük masraf kamera ve kameraman. (20. kongre 2 yıl sonra düzenleneceğinden VDSL2 ile sunucuya yükleme yapma konusunda sorunumuz olmaz gibi geliyor bana.)

Bunu 20. kongreye ev sahipliği yapacak üniversiteden ilgili hocaya söylediğimde bana verdiği cevap; bir anket düzenleyecekleri ve fikrimi oraya yollamam oldu. Hadi hayırlısı.


 
Haz
28
    
Posted (serkan) in biyoloji kongresi, biyoteknoloji, eğitim, Etkinlik, KTÜ, Trabzon on Haziran-28-2008

Çok uzun yazmamak adına birkaç parçaya bölüp yayınlamaya karar verdim. Bu ve bundan sonraki birkaç yazım KTÜ’de düzenlenmiş Ulusal Biyoloji Kongresi ile ilgili olacak.

Ulusal Biyoloji Kongresi bu sefer de önceki senelerden daha kalabalık ve nitelikli olarak gerçekleşti. Artık herkes giderek özelleşmesi gerektiğini ve Botanik, Zooloji gibi alt dallarda ayrı kongrelere bölünmesi gerektiğini anladı diyebilirim. Ama tahminimce en az iki Biyoloji Kongresi daha bu şekilde devam edecektir. Bir değişikliğin olmasından umutluyum. Yoksa birbirine çakışan oturumlar ve endüstrinin umursamadığı bir etkinlik sadece yeni yetme akademisyenlerin puan kapma yarışına alet olmaktan öteye gidemeyecek.

Çakışmalar yüzünden izleyemediğim bir sürü sunumu unutmadan söylemem gerekir ki kongreye kesinlikle damga vurup yeterli ilgiyi toplamış iki sunum var. Bunlardan birinin bir hematolog diğerinin de biyofizikçi tarafından sunulmuş olması düşündürücü. Evet artık çok şükür melez alanlar ciddi miktarda yer işgal ediyor ama açılışta tek bir biyoloji kökenli kimse bile konuşma fırsatı nasıl bulamaz? Tabi burada kızdığım programın böyle hazırlanması değil. Dal milliyetçiliği yapmadan meslektaşlarımı iğnelemek istiyorum. Sunacak kimse vardır da onlar mı sundurmadı sanki?

Katılımcıların tamamına yakınının akademik kökenli olduğunu ya da akademik yaşantıya başlamak üzere olan lisans öğrencilerinden oluştuğunu gördüm. Kamuda çalışan birkaç biyolog ve öğretmenle karşılaşmak güzel ancak sadece üç-beş kişiden mi ibaret kalmalı? Şehrimdeki biyoloji öğretmenlerimi aradım. Okuttukları kitapların yazarlarını ayaklarına kadar gelmişken görmeden geçmeleri ne kadar üzücü! Acaba okul bitti hasbelkader bir yerlere de atandılar diye ayaklarına kadar gelmiş bilimsel yeniliklere sırt çevirme hakları var mı? Ya da böylesi bir davranıştaki kimselerin neden biyoloji öğretmenleri atanmıyorlar, neden az maaş alıyorlar diye ağlamaya hakları var mı? En azından Trabzon’un hiç yoksa kendi mezun olduğum anadolu lisemin öğretmenlerini bekledim. Oysa şimdi kongreden haberdar oldukları konusunda şüphelerim var.

Kongre bitti ama yazacaklarım tabi ki bitmedi. Gördüğüm, not aldığım, kimi zaman üzüldüğüm bir sürü şeyi buraya taşıyacağım ama söylemeden geçemem; bir aksilik çıkmazsa 20. Ulusal Biyoloji Kongresi’nde Denizli’de yani Pamukkale Üniversitesi’nde görüşmek dileğiyle.


 
Haz
23
    
Posted (serkan) in biyoloji kongresi, biyoteknoloji, Etkinlik, KTÜ, Trabzon on Haziran-23-2008

Bizim bölümün aylardır uğraştığı kongre nihayet başladı. Ben de nasıl becerdiysem katılımcı kalabildim. Henüz bana bir şey yaptıran çıkmadı. Ama Cihan benim kadar şanslı değildi. :)

Açılış güzeldi, kokteylde yeterince geyik yapacak kadar kimse vardı derken şimdiki izlenimin iyi olduğu yönünde ama bilimsel yönüne değinmek için bitmesini beklemem gerek. Bir de kongreye bir gün kala internet sitesinin trafik limiti dolmasaydı veya dolduğunu umursayan birileri olsaydı iyi olacaktı. Sabah kaçta gideceğimi bilemedim bir an.

Kısacası; finaller bitti ama ben halen yoğunum. Görüşmek dileğiyle…


 
Haz
15
    
Posted (serkan) in alışveriş, hosting, internet on Haziran-15-2008

Uzunca süre kullandığım ama iki yıldır uğramadığım ElmaHost kapandığını açıklayınca, burada bahsetmeye değer diye düşündüm.

ElmaHost, ilk internet girişimimin (şimdiki adıyla yedinumara.net‘in) hayata gözlerini açtığı, genel anlamda iyi diye hatırladığım sıradan bir internet servis sağlayıcısı. Sunucusu Amerika’da bulunan bildiğim kadarıyla tek kişi tarafından yönetilen ve HostBul‘dan bulduğum bir şirket. Çok iyi hatırlıyorum HostBul’un ana sayfasına verdiği reklama tıklayarak ulaşmıştım ve çok düşünmemiştim. Ucuzdu. Elektronik posta yoluyla kısa sürede cevap alıyordum. Hatta bir bakıma bu özelliğinden etkilenmiştim. Ama o zamanlar hiç bir şey bilmiyordum. Kolay tavlanacak bir müşteri olduğum ortadaydı. Yarım Elma (50MB web alanı ve sanırım 3GB trafik hakkı) ile başladığım tüketime en son beş kat daha büyük bir paketle devam ederken son verdim. Neden?

Çünkü yeni seçenek daha ucuzdu. Dev gibi (halen %1′ini kullanamadığım) bir alan teklif ediyordu. Alanıma istediğim kadar projeyi birbirinden bağımısız ekleyebileceğimi söylüyordu. Hele hele öyle bir ilk açılış ücreti vardı ki ucuz demek yeterli değil. ElmaHost’a ödediğim fiyatın yarısını bile ödemeden dev gibi bir sunucum varmış gibi hissetmem mümkündü.

Sonuçta yedinumara.net veritabanındaki Türkçe karakter sorunlarını ortadan kaldırmak zorunda kalıp, bunun için bir hafta kadar uğraş verip yeni sunucuya taşındım. O sıralarda bloğumun ilk denemeleri ve onlarca başka proje için yeterince geniş alanım oluştu. Kısacası her şeyi daha ucuza veren birinin beni tavlaması zor olmadı. Veritabanımın bakımını yapmak için çektiğim zahmeti kredi kartımın ekstresini gördüğüm an unutuverdim bile.

Yarın bir başkası daha ucuza aynı servisi verirse ne yaparım? Bilmiyorum. Taşınma kolaylığına bağlı olarak değişir tabi ama sanırım şimdiki servis sağlayıcımın en büyük avantajı; taşımayı külfet sayacağım kadar çok web sitesini kendi üstünden sunmama sebep olmuş olması. O kadar çok alan veriyor ki kullanmadığınızda israf olduğunu düşünmeye başlıyorsunuz. Sağladığı ferahlık hissi yanında çekip gitmeniz zorlaştıkça zorlaştırıyor. Engelleyici bir özelliğin müşteri tarafından sevildiği nerede görülmüş?

Peki ElmaHost şimdiki servis sağlayıcımdan pahalı olmasına rağmen sağladığı 300-500MB’lık alanda ufak tefek siteleri açmak için sınırsız fırsat verseydi ne olurdu?

  • Öncelikle çok fazla deneme yapmayı seven benim gibi biri ile duygusal bir bağ oluştururdu. Bu bağ da kapandığı gün hüzünlenip bloğuna taşımak kadar önemsiz olmazdı. Benim daha uzun süre müşteri kalmamı sağlardı.
  • Alan dar kaldığı sürece hesabımı kimseyle paylaşmazdım ama ben yeni servis sağlayıcıma geçerken bunu yapabileceğimden zaten haberdar değildim ki. Bu eski servis sağlayıcımın bir eksiği sayılmazdı. Hatta o dönem, ne gerek var gigabytlelarca alana diye Gmail ile dalga geçtiğim bir dönemdi. Bu çeşit bir aç gözlülük yapmazdım.
  • ElmaHost’da hiç birşey değişmiyordu. Hem de hiç bir şey… Belki sadece düzgün çalışsın yeter diye düşünebilirsiniz ama bir bloğu olsaydı RSS’ye ekleyip beni arada varlığından haberdar etmesine müsaade ederdim. O zaman zihnimde daha çok yer tutardı.

ElmaHost başarısız bir girişim olduğundan mı yoksa başka kişisel sebeplerden mi kapandı bilmiyorum? Ama kayda değer bir başarıya sahip olsaydı kapatılmazdı herhalde değil mi?