Ara
21
    
Posted (serkan) in internet on Aralık-21-2007

Az önce bloğumdaki Bloglama.com reklamlarından ikisini geçici olarak kaldırmak zorunda kaldım. Sanırım reklam sunucusundaki kısa süreli bir bakım veya hata sebebiyle reklam yayını tıkanmış durumda. Hatta alternatif bir nesne yayına konmamış olduğundan bu bloglardaki reklam ve onun ardından yüklenen içerik görüntülenemiyor. Hata saatlerdir sürmesine ve bloğumu da benden habersiz kesintiye uğratmasına rağmen benim açımdan hoş görülebilir bir durum. Daha kısa süre önce bu sefer benim karşılaşamadığım bir zaman aralığında tüm Google servisleri benzer bir azizlik yapmıştı diye hatırlıyorum.

Pek çok merkezden hizmet alıyoruz. Hatta yeni nesil hibrit uygulamaları düşünürsek bizim hizmet aldığımız yerler bile başka sunucuların uyanık olmasına muhtaçlar. Oysa hiçbirimiz bir uygulamayı kullanmaya başladığı sırada elindeki servisin ya da o servisin ufacık bir parçasının kesintiye uğrama olasılığını önemsemiyor.

Aslında bu konuda diğer ülkelere nazaran daha şanslıyız. Çünkü:

  • İnternet teknolojilerine uyum konusunda geri kalmış bir ülke olduğumuzdan çok fazla web hizmeti kullanmıyoruz ve herhangi bir kesinti nüfusun çevrimiçi %99′unun sadece sohbet zevkini baltalamış oluyor.
  • Türk Telekom sağ olsun, servis sağlayıcılarımıza güvenmeme konusunda yıllarca yok olmayacak bir bağışıklık mekanizması geliştirmemizi sağladı. Artık belgelerimizi Google Dökümanlar‘ına katmadan önce Google’ın servis dışı kalma ihtimalini değerlendirmek yerine mesai saatleri dışında hatlarda problem çıkarsa her şeyin yarım kalma ihtimalini değerlendiriyoruz.

Hal böyle olunca daha garantici yaşamaya başlıyorsunuz. Örneğin bugün Google Chart API‘dan haberdar oldum. Belgenin içinde gezinirken “ah ne kadar da kolaymış bununla şunları şunları yaparım” diyordum derken bir yerlere bağımlı kalmanın ne kadar da acı verici olabileceği aklıma geldi. Oysa tembel yanım ısrarla bastırıyor: “İki uyduruk grafik için gnuplot öğrenecek değilsin ya!”

Alakasız not: Bu arada geçen gün haberdar olduğum üzere Beyn.org‘un 100. üyesi olduğumdan kavanozda maymun ruhu kazanmış bulunmaktayım. Barış Ünver‘e teşekkürü bir borç birim. Yıllar önce bir TRT radyosunda bilişimle ilgili bir programdan kazandığım Bilim Teknik sayısı ve Tübitak yayınlarından Alıç Ağacı ile Sohbetler kitabını halen saklıyorum. İkinci kez böylesi bir ödüle layık görülmek beni duygulandırdı. Mutluluktan ağlamak üzereyim!..


 
Ara
19
    
Posted (serkan) in animasyon, sinema on Aralık-19-2007

Arı Filmi

Arı Maya aşkına! Ben arıları altı bacaklı sanıyordum. Hani mesela şu çizimde gösterildiği gibi. Bir de ölmüş çiçeği polen gücü ile hayata döndürmeleri beni benden aldı ki anlatamam. Ama yok en iyisi çok fazla uzatmamak. Onca emek etmişler hatta bir de çocuk filmi demişler. En iyisi bir gün böcek gibi uçabilen uçakların icat edileceğine inanıp Vikipedi’deki arılara göz atayım.

Bu aralar nedenini çözemediğim şeytanca bir dürtü izlediğim her şeyden böyle kıl tüy ayrıntılar çıkarmaya itiyor beni. Oysa baksanıza şu güzelim film için tam dört yıl uğraşmışlar. Nedir bendeki bu karalama aşkı? Emeğe saygı falan kalmamış işte bende!

Neyse, eğer halen daha benim gibi çocuksanız bu filmi kaçırmayın.

(Görüntü Sinemalar.com’dan)


 
Ara
16
    
Posted (serkan) in Trabzon, tiyatro on Aralık-16-2007

Bugün küçük bir hayal kırıklığı yaşıyorum. İlk defa Trabzon Devlet Tiyatrosu çok güzel bir öyküyü beklediğimden daha kötü sahneledi. Deli Dumrul, aslında Canguz’uyla Azrail’iyle harika bir hikaye. Daha önce müzikal versiyonunu yine aynı sahnede İzmir Devlet Tiyatrosu’ndan izleme fırsatı bulmuş ve günlerce aklımdan çıkaramamıştım. Posteri helen odamda aslıdır.

Pek çok oyunu farklı kimselerin yorumlarından izleme fırsatı buldum ve sahnelenişteki çeşitlilikleri severim. Yeniliklerle karşılaşmak daha çok hoşuma gider ancak bu sefer hiç etkilenmedim. “Can ne kadar tatlıdır?” oyundan çıkınca aklıma bile gelmedi! Oysa genellikle her oyunun sonunda ayakta alkışladığım ve ardından eve gidene kadar büyüsünü üstümden atamadığım oyunların tiyatrosu böylesi güzel yazılmış bir hikayede sınıfta kalmamalıydı.

İzlemeyin demiyorum. Zaten burada yazıyorsam izlemeye değer bulmuşum demektir. Ödeyeceğiniz iki liranın kat kat daha fazlasını hak eden bir oyun, ben ne dersem diyeyim. Ancak, ikinci kez izleyeceğimi sanmıyorum ne yazık ki.


 
Ara
10
    
Posted (serkan) in bloglama, internet, mim, serkan on Aralık-10-2007

Normalde burada bloglardan ya da bloglama işinden bahsetmeyi tercih etmem. Blog yazarı olmak amacım değil, serkan.gen.tr basit bir araç sadece. Hem bir de Barış Atasoy’un dediği gibi “blog yan sanayisi” gibi işleyen bir bloglar alemindeyiz. Onun için hiç bulaşmaya değmez.

Ama hazır fırsat gelmişken değinelim diyorum. Yalçın’dan mim gelmiş beş soruluk bir röportaj yapmalıyım şimdi kendimle. İşin kötüsü bir de Altan’ı mimlemiş ki o aynı gün yazmış bile.

  1. Blog yazmaya ilk defa nasıl başladım?
    Elbet bir gün yazacağım hadi şimdi yazmaya başlayayım diye başladım sanırım! Yanlış hatırlamıyorsam 2004 yılı Kasım gibiydi. Blogger.com ile (Ağustos’ta Byte dergisi sayesinde) yeni tanışmıştım. Kapatmak zorunda kaldığım için üzgün olduğum bir site anısına bir blog açmıştım toplamda üç ya da dört yazı yazılmıştı hatta yazılardan birini zorla Özkan‘a yazdırdığımı hatırlıyorum. O küçük denemeyi saymazsak yine şuan benim olmayan tiyatro.tv adresinde (WordPress ile) 2005′in ilk aylarına denk gelmiş olması muhtemel şimdi bile internet arşivi sayesinde erişilebilen yazılar gerçek blogculuğu ilk tadışımdır. Şuan o iki blog da benim kontrolümde değil. Hatta biri blog bile değil. Bunların ardından zaten serkan7 ve serkan.gen.tr geldi.
  2. Blog yazılarımın konusu belli bir çizgide olması için çaba gösteriyor muyum? Yoksa içimden geldiği gibi mi yazıyorum?
    Evet. Buradaki yazıların çok önemli bir ortak özelliği var. Hepsi benimle alakalı. Ya benim yaptığım bir şey ya da benim hoşuma giden, sinirime dokunan… Her ne olursa olsun içinde bir ben var basit bir blogdan öte. Kim ne düşünürse düşünsün burası sadece benim bloğum. Google’ın son satın aldığı şirket eğer benimki değilse burada bahsedilmek için Yomra’daki kurbağalardan daha az şansa sahip.
  3. Blog yazmak için gün içinde bazı şeylerden feragat ediyor muyum?
    Mutlaka. Eğer buraya zaman ayırmayacaksam burası neden var olsun? Zaman harcanır tabi. Kısacası tembellik saatlerimin bir kısmını serkan.gen.tr çalıyor. Şimdilik göz yumuyorum.
  4. Blog yazmak benim için eğlenceli bir uğraşken şimdi artan bekleyiş yüzünden zorunlu bir hal almaya başladı mı?
    Daha çok yazmak isterim tabi. Hatta kendimi yazmak zorunda bile hissederim. Özellikle şu iki aydır yaşıyorum ama bu duygu hoşuma da gidiyor. Gün gelecek aynı gün iki yazı yazmamak gibi gıcık bir prensip edindiğim için kendime kızacağım, gün gelecek Şubat 2007′de olduğu gibi hiç yazmayacağım. İnsanım ben sonuçta, bir günüm diğerini tutamaz ki! Verimli bir blogcu falan olmak umurumda değil.
  5. Blog yazmayı daha ne kadar sürdüreceğim?
    Teknik bir aksaklık olmazsa ömrümün sonuna kadar yolu var. Ama bir bakarsın yedi yıl yazmamışım birden aşka gelip her gün yedi yazı yazmadan uyuyamaz olmuşum. Hiç belli olmaz. Unutmadan tekrar hatırlatmakta fayda var. Burası benim herhangi bir konuda yazı yazdığım herhangi bir site değil. Doğrudan benden ibaret. Yani Yalçın’ın dediği gibi işi tadında bırakmak, zamanı gelince intihar etmek gibi bir şey olur burası söz konusu olunca. Ama bir bakarsınız aksilik bu ya güzelim adresimi kaybederim başka bir yerde yazarım veya dedim ya yıllarca yazasım gelmez, belli olmaz. Ama hiçbir durumda bu blog durmuş olmaz. Sadece yavaş gidiyordur bizim gibi fanilerin gözleri seçemiyordur.

Sıra geldi bu mimi kimlere yollayacağıma. Giden gitmiş kalan sağlar bizimdir misali ben Altan‘ı zaten mimlemeyecektim diye benim bile inanmadığım bir yalan atmak istiyorum. :) Bu sefer Samed ve Emrah‘ı mimliyorum. Hadi rast gele…