Kas
26
    
Posted (serkan) in serkan, sinir bozucu on Kasım-26-2007

Ne de verimli bir aymış şu Kasım. Zamanında yazan yazmıştı da sadece okuyup geçmiştim. Arşive tekrar göz atınca fark ettim, seyreltik de olsa depresif bir dönem geçirmişim haberim yok. Düşünün; fotokopiler, sınavlar, ödevler, hep sonraya atılan işlerden şişmiş yapılacak listeleri, pek de hoş bulunmamış yavaş gelen sınav sonuçları… Daha saymama gerek var mı? Anlaşılan öğrenciliğimin tamamını Kasım ayında yaşıyormuşum. Unutmadan bir de sanırım gerçekleri bir an dahi olsa unutabilmek adına sınav haftası bittiği gibi aralıksız ne bulursa oynamak gibi aç gözlü davranışlar baş gösteriyor bu ayda.

Sanırım ay sonu ödülü olarak da üç günlük bir seyahate çıkıyorum. Daha doğrusu Hücre Kültürü dersini bahane edip gezme fırsatı bulduk desek yeridir. (Hatta sırf teknik gezisi için bu dersi seçtim desem mi?)

Bir de yazmadan edemeyeceğim yılın son ayına doğru ilerlerken bu bloğu açtığım sıralarda (Ocak ayının ilk günleri…) bir yılda elbet yetiştiririm diye bir liste yaptığım aklıma geldi. Kontrol ettim de kendiliğinden gerçekleşen bir tanesi hariç sıfır çekmişim. :) Yeni yıl için plan falan yapmıyorum artık…


 
Kas
16
    
Posted (serkan) in serkan on Kasım-16-2007

Arman Aksoy, bloğunda kendisine ulaşılamama ile ilgili harika bir yazı yazmış. Sınav haftasında olduğumdan biraz geç fark ettim.

Son ayları saymazsak o yazıda gördüklerinizin neredeyse tamamı benim için de geçerli. Burada yayınlamış gibi okursanız beni bir kopyala-yapıştır derdinden bir de telif ihlalinden kurtarmış olursunuz. Yanlız benim ki için küçük bir düzeltme yapmak gerekecektir. Arman gibi Genetik laboratuvarında değil Zooloji laboratuvarında çalışıyorum. Ayrıca meşgul yerine ulaşılamaz olmamın sebebi de laboratuvarın telefon operatörüm tarafından kapsama alanında farz edilmemesi.


 
Kas
02
    
Posted (serkan) in Biyologlar Birliği Derneği, biyoteknoloji, Etkinlik on Kasım-2-2007

Geçrek bir birlikten bahsetmenin ütopya olduğu bir evrende hele hele biyologların birliğinden bahsetmek masal olsa gerek!

Ne yazık ki gerçek böyle. Aynı laboratuvarda çalışan iki kişiden birinin diğerine santrifüj tüplerini yerleştirecek sporu bile vermek istemediği durumlarla karşılaşmak zor değil. (Allah’tan şimdilik çok şanslıyım bu konuda ama gün gelecek bu yılan beni de sokacak…)

Seda sayesinde BİYOLOGLAR BİRLİĞİ DERNEĞİ e-posta grubu ile karşılaştım. Başlangıçta isim ilginç geldi “birlik”, “dernek” hepsi aynı isimde… Ama haklılık payı var ismin. Biyoloji ile ilgili posta listelerine bakarsanız Biyologlar Derneği merkezi ile ilgili söylenenler kimi zaman mide bulandırıcı!

Biyoloji, endüstriyel yönü önemsenmediğinden şimdilerde çoğunlukla araştırma laboratuvarlarına gömülü bir çalışma alanı halinde. Bu da demek oluyor ki araştırma üstüne çalışmayacaksanız yapacak iş pek (hatta hiç) yok. Sanırım umut azalınca insanların birlikte iş yapma azmi de ortadan kalkıyor. Biraz olsun kendine güven olsa keşke… Ama bazılarında varmış işte.

İki dönem önceki şuan ismini hatırlamadığım Biyologlar Derneği başkanının ben daha 1.sınıftayken sarf ettiği sözleri hayal meyal hatırlıyorum. Biz hiç endüstriyi düşünmüyormuşuz. Elin adamı mantar işinden para kazanıyormuş ama biz mantarın bilimi ile uğraşıp kenara çekiliyormuşuz. Muhtemelen söyledikleri doğru ve bu biyologlarında el atması gereken bir dal ama ben o konuşmadan biraz da keskin zekaları bilime değil daha paralı işlere çekme tavsiyesi sezdim. Yanlış anlamış olabilirim.

Posta kutuma düşenlere bakıyorum da birliğin Genel Sekreteri Gökhan KAVUNCUOĞLU‘dan gelmiş bir e-postadan anladığım kadarı ile bu seneki Biyoloji Kongresini de derneğin bilimsel yönünü göstermek adına değerlendirecekler.


 
Kas
01
    
Posted (serkan) in korku, sinema on Kasım-1-2007

Testere 4Hiç de anlatıldığı gibi değilmiş.
Hakkında o kadar çok atılıp tutulmuştu ki Cihan zorlamasa yanından bile geçmeyeceğime emin olduğum iğrenç bir filmdi. Sonuç: Bana film sahnelerinden heyecanla bahsedenlerin tümü:

  • Sadist,
  • İzledikleri film hakkında fikirleri bile olmayan,
  • Dehşet anlarını kesip birleştirsek daha çok zevk alacak arda kalan zamanda neyle uğraşacaklarını şaşıran tipler.

Testere aslında korku filmi değil ama korkutucu sahneleri olduğu için benim için gerilim korku fark etmez. Korkutma üstüne kurulu filmleri zaten izlemiyorum.

Filmin ahlaki yanı bir kenara -bence fazla ahlaklı ama- aslında her an yaptıklarımızı aklıma getirdi. Örnek olarak yaşama hakkı hatta acı çekme duygusu kullanılınca yani basitçe abartmak en etkili ikna yoldur yaklaşımı tercih edilince itici bulmamak mümkün değil. Oysa ben dördüncü film bitince iyiden iyiye John’ın bir katil olmadığını benimsedim. Aslında her saniye biz kendimizi öldürüyoruz farkında değiliz. Tabi bunu yeni fark etmiş değilim. Film de bunun zaten farkında olanlara ufak bir hatırlatma. Yoksa ne kadar sadist olduğunuz ortaya çıkıyor sadece.

Oyunu kurallarına göre oynamak üstüne çok konuşulabilir. Film öyle yerlere çekilebilir ki okuyucunun aklı hayali durabilir. Bunu başka yazılara bırakıyorum. Hatta J.R.R. Tolkien’i mezarında rahat uyutmadığını düşündüğüm Yüzüklerin Efendisi yorumlarını hatırladıkça uslu durmayı tercih ediyorum.

Eğer 18 yaşından büyükseniz izleyin bu filmleri. Şayet küçükseniz 18′inizde size alınabilecek en iyi doğum günü hediyesi de bu olur bence.

Ayrıca filmde hiç bir saçmalık olmadığını ısrarla söyleyenlere sesleniyorum. Dördüncü filmin başında otopsi sırasında boğazı kesik zat-ı muhteremi inceleyen doktor abimiz nasıl oluyor da midesinden kaset çıkınca cinayet şüphesine düşüyor. Kereste makinesi ile nazikçe çizilmiş boğaz ortada bir cinayet olduğu hakkında hiç mi fikir vermiyor?

Aslında film bir yönden Matrix’i hatırlattı. İkisi de hayatınıza birkaç dakika daha kendi kendinize düşünme süresi katan yapıtlar. Böylesi filmlerle sık karşılaşmıyorum. Sanırım çok fazla vakit ayırmıyorum.