Eki
30
    
Posted (serkan) in mim on Ekim-30-2007

Bu sefer de gelen mim yine Yalçın’dan. Aslında daha erken cevap vermek istiyorum mimlere ancak bir önceki yazımı yazdıktan hemen sonra karşılaşınca haliyle bir günlük bir gecikmeye sebep oluyor her gün en fazla bir yazı prensibim. Gecikme iyi olmuş diyebilirim. Şuan sahip olduğum halet-i ruhiye ile aşağıda yer vereceğim İlker Barut şiiri neredeyse birbirini tamamlamak için yaratılmışlar. Birkaç saattir iliklerime kadar işleyen bir (aslında iki, hatta üç) gerilim filmi ile cebelleşiyorum ki sanırım bu yüzden burada yazmayı planladığım birkaç yaşam bilim yazımı da bir süreliğine rafa kalkacak.

Gelelim mim olayına. Sanırım Beyn‘e bıraktığım bir yorumda daha önce söylemiştim, mimlerin niteliği beklenmedik bir şekilde artıyor sanki? Bu sefer beni en güzel anlatan şiir neymiş onu söyleyeceğim. Telif hakkı nedir ne değildir bilemediğimden beni defalarca okumaya iten sadece sekiz mısrasını koydum buraya. Ortada da şiirin kaynağı olabileceğini düşündüğüm adres var. Ancak şiirin ilk mısralarını okuduğunuz gibi bu sayfadan geçip gideceğinizi bildiğimden mimleme kısmını öne alıyorum:

Bir sonraki mimde kesin değerlendiriyorum dediğim bloggerlardan biri bu mimi aldığım kişi olunca yine hevesim kursağımda kalıyor aslında ama tabi ilk fırsatı değerlendirmek üzere beklediğim ikinci blogger’ın da mimin bana gelirken saptığı patikalardan birinin çıktığı bloğun yazarı olması ayrı bir üzücü durum. Ama tabi günü üzüntü ile kapatmıyorum Cihan‘la verdiğim Altan‘ı kim mimleyecek savaşından bu sefer de galip gelmiş namağlup bir lider olarak uzundur bloğundan uzak Özkan‘ı ekleyip kapatıyorum mim dalgamı.

Mimler geldikçe kendimi daha da çocuk gibi hissediyorum onun için böyle komşunun balkonuna her gün on on beş kere topunu atıp tekrar isteyen çocuk gibiyim ama en çok da bir bebek gibi tekrar doğmak istiyorum. Buyurun işte beni anlatan şiir:

Doğdu bir bebek daha
Açılsın perde
Dünya kocaman bir sahne
Öğrensin repliklerini

 

…ortası bu bağlantıda…

 

Görünen o ki rolünü iyi oynadın
Aferin sana
Kapansın artık perde
Hadi sana güle güle


 
Eki
29
    
Posted (serkan) in biyoloji kongresi, Trabzon, Etkinlik, biyoteknoloji, KTÜ on Ekim-29-2007
23-27 Haziran 2008 Karadeniz Teknik Üniversitesi / Trabzon

İki yılda bir düzenlenen Ulusal Biyoloji Kongresi bu sene KTÜ’de. Hiç bir şekilde görev almayı düşünmediğim bu etkinliğe izleyici olarak katılabilmemi engelleyecek bir aksiliğin çıkmamasını umuyorum. Normalde biyolog olmuş araştırmacılara hitap eden bir kongre ancak ayağıma kadar gelmiş fırsatı tepme niyetinde değilim ve henüz lisans öğrencisi olsam da katılmayı planlıyorum.

Yüksek lisans, doktora ve post-doktora sürecindeki araştırmacıların puan kapmak için değerlendirdikleri bir etkinlik olduğu için hepsinin zaten haberdar olduğunu biliyorum ancak ben yine de benim gibi öğrenci arkadaşlara, katılım masrafını göze alıp, kongreye gelmelerini tavsiye ediyorum. Bildiğim kadarıyla yabancı davetlilerin de dahil olduğu bir etkinlik olacak ve bence pek çok müstakbel araştırmacı için gizli fırsatlarla dolu.

Yüksek lisans yapma konusunda kararsız arkadaşların özellikle katılmasını bekliyorum çünkü yeni yetme pek çok araştırmacının aslında kendilerinden ne kadar da farksız olduğunu görecekleri bir sunumlar dizisi ile karşılaşabilecekleri gibi belkide biraz karamsar baktıkları dünyada yeni bir ışık bulmanın ne kadar da kolay olduğunu hissedecekler.

Erken kayıt için son tarih 29 Şubat 2008 ve bu tarihten önce yapılan kayıtlarda ödenecek katılım bedeli 60 €.

Ayrıntılı bilgiyi kongre internet sitesinden alabilirsiniz.


 
Eki
23
    
Posted (serkan) in biyoteknoloji on Ekim-23-2007
Anlamlı bir RNA dizisi oluşturabilen (sentezleyebilen) DNA’daki nükleotid sırasıdır.

“Gen nedir?” sorusu bundan yaklaşık bir yıl kadar önce bir profesör tarafından doktora savunmasını yapmakta olan moleküler yüksek biyoloğa sorulmuş cevap ise savunmayı izleyen lisans öğrencileri tarafından bile pek tatminkar bulunamamıştır.

Gen’in ne olduğuna dair en kısa ve net tarif yukarıdaki cümleden ibarettir ancak internette yapacağınız kısa süreli bir araştırmada bile olası nükleotid sayısından alellere kadar pek çok gereksiz bilgi ile karşılaşırsınız.

Tanım yapılırken dile getirilen en büyük eksiklerden biri de şifre sözcüğünün kullanılmasıdır. Nice moleküler biyologlar saçmaladığımı düşünecekse bile her zaman dile getirdiğim bir gerçek vardır ki DNA’daki herhangi bir bölge (gen olsun olmasın fark etmez) şifre falan içermez. Tıpkı Mors alfabesi bir şifreleme olmadığı gibi Mors’un biraz gelişmiş bir versiyonu diyebileceğimiz nükleotite dayalı kodlama dili de hiç bir durumda şifreleme değildir. En güzel benzetme yine bilgisayar bilimindeki program kodları ile yapılabilir. Pek çok kişi ise dil sürçmesi ile şifre dediği halde kod sözcüğünü kastetmektedir.


 
Eki
21
    
Posted (serkan) in savaş, Türkiye on Ekim-21-2007

Kimlikleri belli oldu diye haberler geçip gidiyor. Geçmeye de devam edecek, hiç bitmeyecek. Birileri içinden “askerdir iş ne ki, ölecek tabi” diyor. Doğrudur şehit olanlar fil dişi kulelerdeki ofislerinde can veren masum Amerikalılar değiller.

Dilleri mi sürçmüş birilerinin? “Şehit ailelerine baş sağlığı diliyoruz. Türkiye bizden PKK yetkililerini istiyor. PKK’nın burada büroları yoktur. Dağlarda bulunuyorlar. Orası çok güç bir yerdir. Kürt yetkililerin bunları yakalaması ve teslim etmesi bu bir rüyadır ve gerçekleşmeyecek. Türkiye büyük gücüne rağmen onları yakalayamıyorsa biz nasıl yakalayalım” demişler. Doğrudur ben de baş sağlığı diliyorum o iki lider bozuntusunun ailelerine gün gelecek ananız ağlayacak yazık olacak.

Bugün onlar ölmeyi nasıl becerdilerse bu ülkenin geri kalanları da ölmeyi o kadar güzel becerir gerektiğinde. Ama önemli olan bundan en iyi dersi çıkarmak. Alçak dostların hakkını verecek hazırlığı yapmak gerek.

Güney Doğu bölgesinde Türk askerini ve savunduğunu iddia ettiği vatandaşı öldüren asıl kişi belki PKK’dır. Ancak tek kişi o değildir. Bunu bugün öğrenmedik yıllardır biliyorduk. Daha ben doğmadan farkına varmıştık ama şimdi benim yaşımdaki gençleri gerçeğe inanmak istemediğimizden şehit veriyoruz.

Halen siyaseti ve küçük ekonomi oyunlarını sorun çözecek bir unsurmuş gibi farz ediyoruz. Evet ekonomi önemlidir, evet siyaset çok sorun çözer ancak elinde silahın yoksa ölümü en fazla geciktirirsin. Hiçbir sorun hemen ertesi gün çözülmeyecek. Buna da silahlı kuvvetlerin acizliği falan sebep olmayacak. Bugün bir sorunu çözmüş gibi olacaksak da yarın yine başımıza bitecekler ne zaman ki dünyanın en çok üreten ve en adil ulusu olacağız işte o zaman rahata ereceğiz. Belki bu bir ütopya ama bunun için çalışmak zorundayız ki bir şeyler iyiye gitsin.