Eyl
05
    
Posted (serkan) in sinir bozucu, Türkiye on Eylül-5-2007
  • Size link versin diye sahte Pagerank değerine sahip bir siteye para ödeyerek.
  • Kafayı Pagerank işine takarak.

Biraz kafa dinleyelim dedik ne komediyi kaçırmışız meğer. Adamın biri Tekmetokat.org‘da bahsedilidiği gibi harika bir alan adını kendi saflığına mağdur edip boşa harcamış hem de bir bakımıma bulaştığı sahtekarlığı dünya aleme ilan etmiş. Hadi yaptın bir halt niye ihbar ediyorsun kendini. :) Bırak da ortaya çıkıncaya kadar üç kuruş kazanırsın belki… İşte böyle tipler yüzünden ülkemizdeki en gözde soygun kapkaç. Hemen herşeyde olduğu gibi bu konuda da sınıfta kalmış olmayı seviyoruz. Elin Amerikalısı devlet eliyle uçak ihalesine fesat karıştırmanın peşinde biz kendi bankamızı soymaktan ötesine gidemedik. Bakın İtalyan mafya alemine, adamlar zekalarını konuşturuyor bizdekiler halen ucuz topuk peşide.

Bu arada yazıya yapılan yorumlarda Türkiye’de Pagerank değeri 7 olan site yok demişler. Oysa ben biliyorum bir tane:

Tübitak PR7


 
Eyl
04
    
Posted (serkan) in Etkinlik, serkan on Eylül-4-2007

Üç gün önce (1 Eylül’de) Tayfun arayıp eski okuluma çağırınca apar topar gittim. Daha ne olduğu konusunda fikrim bile yoktu. Meğerse bizim okulun her yıl yaptığı etkinlikmiş. Bir çeşit mezunlar buluşması. Aslında internet sitesini Altan sayesinde epey önceden öğrenmiştim hatta arada onun bloğundaki link sayesinde göz atma fırsatım oluyordu ama pek de böyle şeylere katılmayı sevmeyen biri olarak yeltenmiyordum.

Gidince liseden mezun olalı dört yıl olduğunu neredeyse yeni fark ettim. Bu arada bu dört yıllık süre zarfında yolumun üstünde olan lisemin bulunduğu caddeye bile uğramadığımı anladım.

Lise hayatımla ilgili çok fazla eğenceli anı hatırlamıyorum ama bu buluşma yeterince eğlenceliydi. Tayfun’dan başka Murat, Neşe ve Ahmet’le karşlaşmak güzeldi. Hatta o kadar güzeldi ki Neşe ile Ahmet erkenden dolmuşa atlayıp gitseler de Murat ve Tayfun’u eve kadar yürümeye ikna edebildim. Yol boyunca neredeyse tek konumuz okuduğu bölümü bırakıp polis akademisine başlayan Murat’ın sebebini anlayamadığımız bu seçimiydi.

Eğer yaz mevsimini yeterince uzun kabul edersek aynı lisede okumuş olduğum ama ancak üniversiteye gelince tanışma fırsatı bulduğum Nalan ve Cihan‘ı da uzun süre sonra yeniden gördüm diyebilirim.


 
Eyl
01
    
Posted (serkan) in serkan, sinir bozucu, Türkiye on Eylül-1-2007

Son günlerde yakın çevrem tarafından bir konuyu iyice kafama kazınmaya çalışılıyor. Ben de bir yandan böyle kafayı yerken yandaş toplamaya sıra gelmiştir diye düşündüm. Bana benimsetmeyi başardıkları tam olarak şudur: Sayılar ne kadar büyükseler o kadar iyidirler.

Barış demiş ki: Doğum Kontrolünü Anladık Galiba

Yazısında daha refah yaşamak için daha az olmamız gerektiğinden bahsetmiş. Sanayici değil bilgici bir çağın çocuğu olmalıyız falan filan. Gecenin bu yarısında ancak bu kadar anladım galiba. En iyisi oradan okumak.

Şimdi bunca yıl yaşamış ve artık yaşı kemale ermiş diyeceğimiz bir sürü kimse var bu dünyada. Hepsi de çok güzel konuşuyorlar hatta “ihtiyaçlar, istekler, arzular” gibi neredeyse hepsi aynı anlama gelecek kelimeleri aynı cümlenin içinde defalarca kullanıp daha büyük etkiler uyandırmak istercesine nutk eyliyorlar. Ağaran saçlar insan oğlunu daha çok ruha döndürür derler ama anlaşılan bu sözü söyleyen ruh ile nefsi birbirinden ayırt edemiyormuş. Neyse biz konumuza dönelim.

Bugün doğmuşsan, yüzyıllardır geçerli kalmışı başkaları tarafından defalarca denenmişi, şimdi de sen denemelisin. (Bir çeşit sonradan dünyaya gelmiş olmanın keyfini çıkarma anlayışı. Bana kalırsa küçük kardeş kıskançlığından farksız.) “Sen kim oluyorsun da çağ bilgi çağı eski meslekler yarın yok diyorsun” diyorlar. Aslında haksız sayılmazlar galiba. Yaratılışından gelen serbestliğiyle çıpasız döviz kuru rejimine benzetilmiş okul puanlarının yarını işaret ettiğini söylüyorlar ya işte orada damarıma basıyorlar. Söyleyecek söz bulamıyorum. Yüzyılların birikimine inanmışlar. Hatalı bir kısım varsa bile sana denk gelmez diyorlar. Biri bir şeye inanmışsa aksini söyleyerek asla caydıramazsınız ki!

Aslında ne de güzel söylüyorlar. Diyelim daha akıllı ama daha az insan var. Bunların hepsi Nikola Tesla olsa ne yazar, yeterince zengin ölmeyi beceremedikten sonra.

Bilim, araştırma geliştirme ya da her ne diyorsanız. Bunlar boş işler. Bir bilim adamının bir işi %10 daha verimli yapmanın yolunu bulabiliyorsa ihtiyaç duyduğunuz o adam değildir. Şöyle en pazılısından 10 sıradan adam yeter. İşi yüzde bin daha verimli yaparsınız. Hem hayali bir yatırım yapıp eşe dosta madara olmanın ezikliğini de çekmezsiniz. Garantili yaşarsınız. Zaten bizim mucitler de çoktan çözmüş işi; artık televizyonlara biraz daha çok enerji üreten aletlerle değil sonsuz enerji üreten zümrüdüankalarla çıkıyorlar.

Geçen gün içlerinden en aklı selim olana rastladım. Bana öyle okkalı bir öğüt verdi ki -nasıl derler- şaşkınlıktan ağzım açık kaldı. Eğer rahat yaşamak ve en garantili yoldan iş bulmak istiyorsam hastane biyoloğu olmalıymışım. Pes yani benim nasıl da aklıma gelmedi. Düşünsenize sadece Trabzon gibi küçücük bir yerde 8 büyük hastane var.

8 hastanenin 8′i de en fazla 1 ya da bilemedin 2 biyoloğa iş verir. Ama sadece bizim bölümden ise en az 50 biyolog ekmek yiyor ama ben yine de hastane biyoloğu olmalıyım. Komik değil mi? :) Ama bakın işte bu noktadan sonra o amcanın mantığı gerçekten çok işe yarıyor. Siyaset falan derken popülüzm midir ondan yapacağım diye her ilde bir üniversite kurmaya kalkmışlar. 50×80 gibi bir değeri düşünün artık.

Ne olur biri bana anlatsın nedir bu sayılardan alıp veremediğiniz. Şahsen hiç haz etmem kendilerinden.