Ağu
23
    
Posted (serkan) in Linux Gezegeni, Türkiye, biyoinformatik, biyoteknoloji, sinir bozucu on Ağustos-23-2007

Pozitif PC okurken aklıma gelen yüksek performansa dayalı analizleri bir sunucu çiftliği ile ya da Sun gibi bir sağlayıcıdan hizmet alarak gerçekleştirme fikrim, teknoloji dünyasına katkılarını bizden esirgeyen Sun sayesinde suya düşmek ve düşmemek arasında gidip gelmeye başladı.

Sun’ın network.com ile sağladığı hizmet, elinizdeki bilgisayarda günler alacak uygulamaları dev sunucu çiftliklerinde gerçekleştirip kısacık sürede sonuca ulaşmanızı sağlamaktan ibaret. Life Sciences başlığı altında beklenen kemo-biyoinformatik uygulamaları zaten mevcut ki bir de Türkiye’de hizmet verse tadından yenmeyecek. API bile hazırlamışlar.

Hizmetin verildiği ülkelerden biri Türkiye olmayınca akla tek seçenek geliyor. Altyapı için elinizi cebe atıp kendi sunucu çitliğinizi kurabilirsiniz. Tabi Sun gibi işlemci saatini 1$’a getirmeyi de rüyanızda görürsünüz. Siz sunucu çiftliğinizi kurdunuz diyelim. Ertesi gün Sun Türkiye’de hizmet vermeye başlar ve çöpe atarsınız bilgisayarları…


 
Ağu
22
    
Posted (serkan) in biyoteknoloji on Ağustos-22-2007

Gezegen‘de şöyle bir yazı okudum bugün. Buraya eklemeden edemedim.


 
Ağu
21
    
Posted (serkan) in Türkiye, internet, sansür on Ağustos-21-2007

Pek çok ortamlarda uygulanan ve genellikle doğru bulunmayan sansürün internete hatalı bir uyarlama ile geçtiğine dair yüzlerce satır kopyalanıp yapıştırıldı.

Sansürün ne şekilde olursa olsun kötü olduğundan bahseden pek fazla kimse ile karşılaşmadım ama büyük çoğunluk televizyonlara uygulanan yöntemin aynen internette aktarılmasından yakınıyor gibi. Sansüre bir engel doluğu için hayır diyenler aramazsanız bulunmuyorlar.

Sansürün biraz yumuşatılmış versiyonu daha var: ayıklama*. Şimdilerde yayıncısının kendini içerik üretiyor sandığı çöp bloglar da mümkün olduğunca ayıklanmalı değil mi? En azından sizin gözünüzden uzak edilmeli. (Sonuna kadar aynı fikirdeyim.)

Bir açıdan bakınca sansür ile ayıklama hiç de alakalı gibi durmuyor ama ikisi de aslında var olan içeriğin engellenmesinden ibaret ve tek fark engellemenin dozu.

Oysa özgür dünyada hiç birinin yeri olmamalı. Evet ülkenizde terörist bir söylemin televizyon kanalında dillendirilmesine şahit olmak istemezsiniz ancak burada ortam başka. Burası hiç kimsenin malı olmayan bir yer: internet. Dünyanın en büyük ülkesi bile olsanız kimsenin erişimini veya yayınını engellemeniz pratikte mümkün değil. O zaman neden eski usülleri kullanmakta diretip kendimizi küçük düşürüyoruz?

Eğer çocukların erişmemesi gereken bir internet sitesi varsa suçlu olan o internet sitesini açan değil çocuklar için sakıncalı siteleri ya da o siteye bağlantı veren yönlendiricileri aile filitresine takamayan arama motorudur. Çocuk pornosunu yayınlamak suç olabilir ama asıl suç onu üretmek değil midir? Birileri işini doğru yapıp bu üretimi engelleyememiştir ve otorite de bir insanlık suçunu başka bir suç ile örtmeye kalkmıştır.

Hoş vakit geçirdiğiniz, yeni arkadaşlar edindiğiniz bir blog dizini anasayfasında ömrünüz boyunca görmek istemeyeceğiniz bir sünepeyi size reklam ediyorsa suç size özel bir liste hazırlayamamış olan o blog dizininizdedir. Yani o blog çöp falan değildir.

Çöp blog olsa olsa her son dakika haberi ile yeniden varlığını hissettiren klavye kullanmadan blog yazmayı marifet sananların geliştirdikleri bloglardır ki onları bile dizinlerden ayıklamak doğru değildir. Elbette utandırmanın bir yolu vardır. Suç, onun adresini imlecinizin altına koyandadır.

Aynısını spam postalar için de söylemeye kalkınca iş iyice “hırsızın hiç mi suçu yok” noktasına geliyor. Ama unutmamalı kapını bacanı iyi kilitlersen hırsız zaten yok!

Ortada ne bir çöp var ne engellenmesi gereken kimse. Hatta isteseniz de engelleyemezsiniz o ayrı.

*ayıklama: Bu sözcük düşük standartları temsil eden belirli koşulları sağlayan ürün ya da kişilerin tümüyle sistemden ihraç edilmesini ifade ebebilmek için seçilmiştir.


 
Ağu
07
    
Posted (serkan) in serkan on Ağustos-7-2007

Benim biyografimi yazmaya yeltenenler hariç hiç kimsenin aşağıda yazdıklarımı okuyacak kadar boş vakti olamaz. RSS okutucunuza düştüyse umursamadan geçebilirsiniz. Yazının yarıdan sonrası son zamanlarda düşen yazı kalitem üstüne bir öz eleştiridir. O kısmı okumak isterseniz son üç paragrafa göz atabilirsiniz.

Bugün benim doğum günüm! Ama gerçek değil bu. Yalancı doğum günüm diyelim. Ya da bugün yaşayan Serkan’ın doğum günü. Yarın tüm gününü laboratuvarda tüplere gömülü geçirecek Serkan’ın değil. Aslında bugün, hatta şu saatler; Abaccuidae‘nin doğum günü. Bugün, o ailenin ilk ferdi Abaccus abaccus yediagustosus‘un bizim eve geldiği günün sekizinci yıl dönümü. Yaklaşık yedi aydır ise bu ailenin ikinci ferdi Abaccus abaccus abaccus ile vakit geçiriyorum, A. a. yediagustosus Gözde’ye terfi etti.

Sekiz yıl sonra geriye dönüp bakma vaktim çoktan gelmiş, geçiyor. Bu güne kadar doğru düzgün hiç yapmamışım. Haliyle epeyce zor. Tarafsız bir karşılaştırmayı harçlığımı yatırdığım ürünlerdeki değişime göz atarak yaparım diye düşündüm.

99′a kadar ki Serkan: Bilim Çocuk okuru çatlak Serkan.

07′de ise: beş yıllık PCnet takipçisi (son iki yıl hariç), bilimsel aşkını ancak yangından arta kalan küller kıvamında sıcak tutabilmiş son iki yıldır biraz olsun doğrulmak için kendini National Geographic ve Bilim Teknik gibi antrenörlerin eline bırakmış artık ne yazık ki kendini bile dehşete düşürecek düzeyde hep mantıklı bir şeyler yapma fikrinin kölesi olmuş Serkan.

Mükemmeliyetçilik denen ve bilgisayar teknolojilerine bulaşmamla yakalandığım bu hastalık aslında hiç ama hiç gerçek bir ürün çıkarmama fırsat tanımıyor. İşte en güzel örnek bugün karalara bürünen ve sanırım bir gün sezeryanla almak zorunda kalacağımız biyoloji.org.

Tekrar manyak fikirlerin peşine düşmek istiyorum. En iyi şekilde yapamazsam çok kötü olur diye düşünmeden atladığım işlerim olsun istiyorum. Bunu sekiz yıl sonra ilk defa gerçekten yapmak istiyorum.

Kendime gelebilmek için gerçek bir tatile ihtiyacım var. Aslında WordPress yayıncılarının tatile çıktıklarında bloglarında duyurmalarına pek gerek yok. Ne de olsa önceden yazdığınız yazıları istediğiniz tarihlerde yayınlanmak üzere ayarlayabilir, bir arkadaşınızdan da gelen yeni yorumları onaylamasını rica edebilirsiniz. Bu arada kafa dinlemenize eşilik eden güncel internet siteniz geri döndüğünüzde kaldığınız yerden devam etmeniz için hiç de köstek olmayacaktır.

Ama tatil sebebiniz kalitesi düşen yazılarınız ise bunu yapmamalısınız! Kendi gözlerinizle görebilirsiniz. Bundan önceki son on yazıya şöyle bir bakın bakalım okuyucuya ne katmış? Hiç birine diğerlerinden daha az özenilmedi. Hepsi benden saatler yedi. Pek çoğu aklıma geldi gitti tekrar geldi ve bir şekilde burada duyurulmak üzere beni ikna etti ama bu testten geçebilmesine rağmen çok boş olmaktan kurtulamadı. Yadırgamıyorum her yazanın (yazar değil yazan) başına gelir. Okuyucuyu sıkmadan bir süreliğine çekilmeli. Kafa dinlemeli. Olmak istediğin Serkan’ı bu kısa sürede doğurmalı ve yıllardır aynı ağaca sırtını dayamış sünepe tipler gibi garantili hayatı sömürmemeli. Asıl “böyle gelmiş böyle gider” dediğimiz zaman istediğimiz gibi gitmiyor.

Bu yazıya veya diğer yazılarıma eklenecek yorumları yaklaşık yirmi gün sonra okuyacağımı tahmin ediyorum. Görüşmek üzere…