Bugün yaptıklarımı gözden geçirince eski gazetelerde elbet ilgili bir yazı vardır diye “internet” ve “aptallaştırmak” sözcüklerini aradım. Karşıma NTVMSNBC’den çok yakın tarihli bir haber çıktı:
‘YouTube, Wikipedia, MySpace aptallaştırıyor’
Aslında içerisindeki bir paragraf hariç pek de benim anlatmak istediğimden değil. Hatta Vikipedi’nin aptallaştırmaya katkıda bulunduğunu bile düşünmüyorum. Seviyeyi biraz olsun yukarı çektiği ortada.
Haberin içerisinde çok güzel bir kısım var:
“Herkese söz hakkı tanıyan Web 2.0 sisteminin, kişileri bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olmaya yönelttiğini ve uzmanlaşmaya gerek olmadığı mesajı verdiğini söyleyen Keen, bilgi kalitesinin de bu siteler sayesinde düştüğü konusunda uyarılarda bulunuyor.”
Aslında düşen bilgi kalitesi çok önemli değil. Kimse bilimsel açlığını gencecik çocukların sosyal ağında tatmin etmeye çalışmıyor. Bir şekilde arama motorlarını doğru kullanmayı öğrenerek çöp içerikten uzaklaşabilirsiniz ama kapıldığınız paylaşma rüzgarından kurtulmak o kadar da kolay değil.
Bir bakıyorsunuz kendinizi gecelerce ekran karşısında ana dilinin ne olduğunu bile tahmin edemediğiniz birilerinin fikirleri ile boğuşurken bulmuşsunuz. Biraz daha abartıp artık laf yetiştirme konusunda öğle vakti kadın programlarında gösterilen performansın daha üstününü sağlamaya soyunmuşsunuz. Sürekli okuyorsunuz ve yeni yeni fikirler ediniyorsunuz. Kendinize göre doğrular oluşturup, savunmaya başlıyorsunuz. Yanlız bir eksik var. Bu arada hiç birşey öğrenmiyorsunuz. Yani bir öğretmenimin deyişiyle “bu aralar hep cepten yiyorsunuz”. Gün gelecek kendinizden de katamayacaksınız çünkü çoktandır unutmuşsunuz gerçek kağıda baskılı yüzyılların getirdiklerini okumayı.
Hatırlıyordum da eskiden yaz mevsiminin gelmesini iple çekerdim. O mevsim gelmeden okunacak kitapları topluca alıp saklar hatta Haziran ayı ortasına kadar dokunmadan seyrederdim. Haziran ortasında okul bittiği gibi başlardım ve Temmuz gelmeden biterdi. En az Ağustos ayında okurdum. Okul zamanı ise zoraki okumalar işte… Bir çeşit düzensizlik dolu düzen.
Peki şimdi ne yapıyorum. Ödev ya da herhangi bir merakımı tatmin eden teknik belgeleri okunmuşlar arasına hiç katmadan şöyle bir bakınca özellikle son üç yılda neredeyse yılın her mevsimi hemen her gün bir şeyler okuyor halde buluyorum kendimi. Ne kadar da güzel değil mi? Değil. Bu yaptığımın bana katkısı ile annemin izlediği televizyon programlarını ona katkısı arasında neredeyse hiç fark yok. Yani yıllardır cepten yiyorum. Sanırım sona gelmek üzereyim de… Ya da çoktan bittim ve ben farkında değilim.
