Tem
15
    
Posted (serkan) in eğitim, internet, serkan on Temmuz-15-2007

Bugün yaptıklarımı gözden geçirince eski gazetelerde elbet ilgili bir yazı vardır diye “internet” ve “aptallaştırmak” sözcüklerini aradım. Karşıma NTVMSNBC’den çok yakın tarihli bir haber çıktı:

‘YouTube, Wikipedia, MySpace aptallaştırıyor’

Aslında içerisindeki bir paragraf hariç pek de benim anlatmak istediğimden değil. Hatta Vikipedi’nin aptallaştırmaya katkıda bulunduğunu bile düşünmüyorum. Seviyeyi biraz olsun yukarı çektiği ortada.

Haberin içerisinde çok güzel bir kısım var:

“Herkese söz hakkı tanıyan Web 2.0 sisteminin, kişileri bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olmaya yönelttiğini ve uzmanlaşmaya gerek olmadığı mesajı verdiğini söyleyen Keen, bilgi kalitesinin de bu siteler sayesinde düştüğü konusunda uyarılarda bulunuyor.”

Aslında düşen bilgi kalitesi çok önemli değil. Kimse bilimsel açlığını gencecik çocukların sosyal ağında tatmin etmeye çalışmıyor. Bir şekilde arama motorlarını doğru kullanmayı öğrenerek çöp içerikten uzaklaşabilirsiniz ama kapıldığınız paylaşma rüzgarından kurtulmak o kadar da kolay değil.

Bir bakıyorsunuz kendinizi gecelerce ekran karşısında ana dilinin ne olduğunu bile tahmin edemediğiniz birilerinin fikirleri ile boğuşurken bulmuşsunuz. Biraz daha abartıp artık laf yetiştirme konusunda öğle vakti kadın programlarında gösterilen performansın daha üstününü sağlamaya soyunmuşsunuz. Sürekli okuyorsunuz ve yeni yeni fikirler ediniyorsunuz. Kendinize göre doğrular oluşturup, savunmaya başlıyorsunuz. Yanlız bir eksik var. Bu arada hiç birşey öğrenmiyorsunuz. Yani bir öğretmenimin deyişiyle “bu aralar hep cepten yiyorsunuz”. Gün gelecek kendinizden de katamayacaksınız çünkü çoktandır unutmuşsunuz gerçek kağıda baskılı yüzyılların getirdiklerini okumayı.

Hatırlıyordum da eskiden yaz mevsiminin gelmesini iple çekerdim. O mevsim gelmeden okunacak kitapları topluca alıp saklar hatta Haziran ayı ortasına kadar dokunmadan seyrederdim. Haziran ortasında okul bittiği gibi başlardım ve Temmuz gelmeden biterdi. En az Ağustos ayında okurdum. Okul zamanı ise zoraki okumalar işte… Bir çeşit düzensizlik dolu düzen.

Peki şimdi ne yapıyorum. Ödev ya da herhangi bir merakımı tatmin eden teknik belgeleri okunmuşlar arasına hiç katmadan şöyle bir bakınca özellikle son üç yılda neredeyse yılın her mevsimi hemen her gün bir şeyler okuyor halde buluyorum kendimi. Ne kadar da güzel değil mi? Değil. Bu yaptığımın bana katkısı ile annemin izlediği televizyon programlarını ona katkısı arasında neredeyse hiç fark yok. Yani yıllardır cepten yiyorum. Sanırım sona gelmek üzereyim de… Ya da çoktan bittim ve ben farkında değilim.


 
Tem
13
    
Posted (serkan) in sinema on Temmuz-13-2007

Sıçradıktan sonra kocaman kara aracına konmak Bruce amcayı artık yeterince tatmin etmiyor ki artık hava araçlarına terfi etmiş.

Yazıları süratle değişen konsollar ve sürekli açılıp kapanan pencereler bulunca bilgisayar başındakinin hacker olduğuna ikna etmek de mümkün. Biraz da profesyonel bir bakış ile Matrix hissi uyandırmayan tasarımlar oluşturup işin içine kod, algoritma, programlama tarzı unsurlar serpiştirdin mi işte sana yeni nesil bir Amerikan filmi: Zor Ölüm 4. Kabul ediyorum, daha iyi bir film Kod Adı Kılıç Balığı‘nda o da yoktu. Tabi gelenekselleşen ses ve görüntü efektlerini saymıyorum bile.

Ama bu filmin Türkçe dublajlı halini kesinlikle izlemek istiyorum. Siyah-beyaz şapkalılık ayrımını güzel yapmışlar. Bakalım bizim televizyonlara nasıl yansıyacak. Ayrıca Bruce Willis’i benim gözümde halen Cüneyt Arkın’ın gölgesinde kalabilmiş biri olarak da başarısız buluyorum. İlk defa sen yapmadıysan daha iyi bir şeyler yapmanı beklerler!

Bir de tam kestiremedim acaba filmde başından beri öldürülmek istenen hacker çocuk I’m Mac, I’m PC reklamlarında izlediğimiz Mac mi yoksa ben hayal mi görüyorum?


 
Tem
09
    
Posted (serkan) in siyaset, Türkiye on Temmuz-9-2007

Az önce kendi sayfalarımda gezinirken bir siyasi partinin reklamlarına rastladım. Epeydir ötede beride görüyorum zaten. Kimse “a bakın bunlar internete önem veriyor ki reklam vermeye değer buluyor” diye düşündüğümü sanmasın. Anlaştıkları reklam ajansının elindeki araçlardan biri de bu sonuçta. Ama bu partilerin ya da hiç olmazsa reklam ajanslarının aklına gelmesi gereken bir şey vardı. O olsaydı gerçekte öyle sanabilirdim. Siyaset de beni ikna etme sanatı değil mi?

Öncelikle bu Google AdSense güzelliğinden doğru dürüst faydalanmalı. Bu araç size içeriğe bağlı reklam yayınlama şansı tanıyor. Yani istediğiniz seçmen kitlesine istediğiniz reklamı gösterebilirsiniz. O zaman sıradan vaatler yerine neler söyleyebilmeli?

  • Türkiye’nin internet omurgasını geliştireceğiz.
  • Kablosuz internet her sokakta, sizin köyde bile.
  • E-devlet uygulamalarını dünya standartlarına çıkaracağız, sizi standart dışı tarayıcılara mahkum etmeyeceğiz. Hatta siteler Web 2.0 olacak.
  • İnternet sansürüne hayır!

Tabi bu reklamları içinde web 2.0 ya da Ajax tarzı kelimeler geçen sitelere ya da Bildirgeç gibi yerlere hedeflenmiş reklam olarak sunulmalı. Böylece her iki tarafta kazanmalı. Tabi iktidara gelip sözünü tutmanın gerekliliğinden hiç bahsetmiyorum. Çok kısa zamanda hayata geçirilebilir olduğu pek çok kimse (ve özellikle vaatlerin hedef kitlesi) tarafından bilindiğine göre “beş yıl içinde yaparız bir ara” usulü, işi hiç yapmamakla eş değer olacak.


 
Tem
08
    
Posted (serkan) in serkan, uçmak on Temmuz-8-2007

Abaccus abaccus yediagustosus‘un (ilk bilgisayarım ve onun şimdiki evrimleşmiş hali) dünyaya gözlerini açışından sadece bir yıl kadar önceydi. Türk Hava Kurumu tarafından hazırlanmış maket uçaklar arasından bir planörü uçurmayı başarmış ama diğer bir lastik motorlu uçağımı ise masada kalmaktan kurtaramamıştım. İçimde kalmıştır hep. Yaklaşık dokuz yıl kadar önceki bir olay bu. Aslında bence tek sebep de Abaccuidae‘dir.

Az önce Bilim Teknik’in Temmuz 2007 (Sayfa 58-61) sayısında Evde Uçak Yapımı başlıklı bir yazı ile karşılaştım. Ancak burada yapılan bir maket uçak değil. Motorlu taşıt vergisine dahi tabi, kendiniz geliştirdiğiniz ve fabrikaların ticari ürünleri gibi lisanslı bir uçak. Rüya gibi değil mi?

Yazıda geçen bir cümleyi aynen aktarıyorum: Yasal uçuş kuralları açısından fabrika çıkışı tescilli uçaklardan bir farkı yok.

Böyle deneysel uçak yapımında kit uçaklar ve planlardan yapılanlar gibi iki farklı yöntemin mevcut olduğunu öğreniyoruz. Yıllara yayılan bir çalışma söz konusu. Mümkünse atölyemizin yatağımızdan en çok yirmi adım uzakta olması gerektiğini okuyup ihtiyaç duyulanların aslında hiç de tahmin edildiği gibi astronomik bedellerle ede edilen araçlar olmadığını öğrenince kararımızı veriyoruz. Kırkımıza varmadan kendi yaptığımız bir uçakla uçmuş olacağız!

Benim burada bahsettiklerim o yazının en çok etkilendiğim kısımları. Bence siz de kendinize haksızlık etmeyin ve kaynağından okuyun. Hatta bakarsınız siz de benim gibi oradaki tavsiyeye uyar kendinizi deneysel uçaklarla ilgili sayfalarda bulursunuz. Gerekli olan tek şey istek, sabır ve bilgi. Yani paranın adı bile geçmiyor. Zaman da bol, kimse yarın uçacağım demiyor.