Haz
30
    
Posted (serkan) in Türkiye on Haziran-30-2007

Hattâ bu iktidar sahipleri şahsî menfaatlerini, müstevlilerin siyasi emelleriyle tevhit edebilirler. (Gençliğe hitabe, Mustafa Kemal Atatürk 20 Ekim 1927)

Barış Atasoy’un bloğunda okuduğuma göre İTÜ Güneş Teknesi ekibi Solar Splash The World Championship of Intercollegiate Solar Boatin yarışmasında 3.lüğü elde ediyor. Ancak işin acı tarafı Hürriyet’in bir haberinde daha önceden duyurulmuş:

Elektrik-Elektronik Fakültesi Elektrik Mühendisliği Bölümü’ne bağlı Elektrik Makineleri Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Faik Mergen, fakülte hocalarından Yrd. Doç. Dr. Deniz Yıldırım’la öğrencilere açıklanmayan bir sebepten ötürü kavga etti. Bunun üzerine Prof. Mergen, Elektrik Makineleri Anabilim Dalı’na ait olan tüm laboratuvarlarda çalışmayı Deniz Yıldırım’a ve ondan ders alan öğrencilere yasakladı. Tartışmadan, güneş enerjili teknelerin yarıştırılacağı “Solar Splash”e katılacak İTÜ Güneş Teknesi Ekibi de zarar gördü. Danışmanlığını Yıldırım’ın yaptığı ekip, teknenin elektrik aksamı ve motor performans testlerini yaptıkları laboratuvarda çalışmalarına izin verilmeyince malzemelerini Deniz Yıldırım’ın odasına taşıdı. Güneş Teknesi Takımı Kaptanı Münir Cansın Özden, İTÜ Rektörlüğü’ne yazdığı şikayet dilekçesinde, projenin, Türkiye’de tasarlanmış ilk güneş enerjisi teknesi olduğunu belirterek, “Okulumuzu ve ülkemizi uluslararası bir yarışmada sponsor firmaların desteğiyle temsil edecek olan İTÜ Güneş Teknesi Takımı’nın çalışmaları yaklaşan yarışma tarihi göz önüne alındığında durma noktasına gelmiştir” dedi. Suçlamaların hedefi Prof. Dr. Faik Mergen iddiaları yanıtlamadı. Elektrik-Elektronik Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Hakan Kuntman konunun soruşturulduğunu belirterek, “İdari işlemler sürerken açıklamada bulunamam” dedi. (Kaynak: Hürriyet)

Yorum yapmaya gerek yok heralde…


 
Haz
27
    
Posted (serkan) in GNU/Linux, pardus, pozitif linux, ubuntu on Haziran-27-2007

Pozitif Linux daha önce de bahsetitğim gibi Ubuntu tabanlı Türkçe konuşan, Pozitif PC ekibi tarafından oluşturulmuş bir GNU/Linux dağıtımı. Çıkışından beş gün sonra geliştiricisi Barış Atasoy sayesinde haberim oldu. Sağ olsun hem CD hem de DVD sürümünü bana kargo ile de yolladı. Ben de ADSL ile indirme limitlerimi kat kat aşmak zorunda kalmadım.

Peki bu CD ve DVD neyin nesi? CD şeklinde olan ve buradan ücretsiz olarak indirebileceğimiz asıl sürüm. DVD ise piyasaya çıkmamış ve öncelikle geliştiri amaçlı olarak kullanılmış, indirilmesi mümkün olmayan ve olmayacak sürüm. Çünkü kimi sahipli yazılımlarla ilgili henüz aşılamamış bazı linans sorunları bulunuyor. Bu nedenle ve ülkemizdeki bağlantı dar boğazı düşünülerek sadece DVD versiyonunun hafifletilmesi ile elde edilen CD, erişilebilir vaziyette. Daha önce de belirttiğim gibi Trabzon/Merkez’de hem DVD hem de CD sürümü benden ücretsiz olarak edinebilirsiniz.

Her iki CD’de Ubuntu’dan aşina olduğumuz gibi hem Çalışan (Live) hem de Kurulan halini beraberinde getiriyor. Siz bilgisayarınızı CD (veya DVD) ile başlatıyor ve herşeyiyle çalışan bir bilgisayar ile grafik kullanıcı arayüzü üstünden kurulumunuzu yapıyorsunuz. Hatta o sırada, intenetiniz varsa, e-posta kontrolü yapmanızı veya anında mesajlaşma ile vakit geçirmenizi kimse engelleyemez. Ben buna Ubuntu devrimi diyorum, ama bilmiyorum belki ilk başkası çıkarmştır.

Şu sıralarda dağıtımın en çok konuşulan özelliği çok hızlı kurulması. Bu hız Pardus ile karşılaştırıldığında ortaya çıkıyor. Çünkü Pardus’ta paketleme sistemi içerisinde kullanılan sıkıştırma tejnolojisi ne yazık ki sistemin (özellikle eski bilgisayarlarda) aşırı yavaş kurulmasına sebep oluyor. Oysa Pozitif Linux tıpkı temel aldığı Ubuntu gibi .deb paketlemenin avantajından sonuna kadar faydalanmış. Çok iyi bir masaüstü donanımına sahip olan bir arkadaş sanırım 5 dakikadan biraz uzun bir sürede kurulumu tamamlayabildi. Ancak herkes bu tip uçuk sistemlere sahip değil. Benimki 15 dakikadan az süren bir kurulumdu.

Elime geçmesinden günler sonra tam bir denemeden geçirme fırsatı bulduğum bu dağıtım aslında bir Debian temeline sahip olmakla işe zaten çok şeyi halletmiş olarak başlıyor. Ama pek çok kullanıcı dağıtımın bu özelliğini hiç önemsemiyor. Test edenler genellikle, kısa sürede çalışır hale gelebilen üç boyutlı masaüstü desteği ve sahipli sistemlerde çalışmaya programlanmış .exe dosyalarını yürütmeye imkan tanıyan uygulamalara bakıyor. Öncelikle bu iki desteğin de yeterli düzeyde bulunduğunu ve pek çok dağıtımda uğraşarak veya deposundan edinerek elde ettiğiniz bu çeşit yeteneklerin CD sürümde hazır vaziyete kurulu olduğunu söylemek istiyorum. Hiç kullanmadığım kısımlar olduğundan yorum yapamayacağım ama büyük bir kısım okuyucunun sadece bunları merak ettiğini de biliyorum.

Çalışan CD ile açılışı yaptığınızda ya da kurulumun hemen ardından ilk etapta hata mesajı hissi uyandıran bir soru ile karşılaşıyorsunuz. OpenOffice.org’un (tüm sistemlerde yaşanan) ufak bir kusurunu kapatmak üzere sorulan soru eğer yeterli sistem kaynağınız varsa ofis araçlarınızın hızlı açılması için bellekte 30MB kadar bir dosyanın sürekli olarak kutulmasını tavsiye ediyor. Açılışta hemen bir tercih yapmak zorundasınız ama isterseniz sağ alt köşeden ofis paketine özel simgeyle bu tercihinizi değiştirebilirsiniz. Hata mesajını andıran hali hiç hoşuma gitmedi. Gözde, çalışan CD’yi yüklediği gibi okumadan hemen “abii bu ne çabuk hata verdi” dedi!

Pozitif Linux KDE ile geliyor ama Barış Atasoy’dan öğrendiğim kadarı ile kurulu olan Kubuntu ile gelen KDE değil. Kullandığım tek KDE Pardus KDE’si olduğu için bu konuda da fazla yorum yapamam. Zaten ilk defa bir Ubuntu sisteminde KDE kullanıyorum. Zamanında zor alıştım bu masaüstü ortamına, o da sırf Pardus için.

F12 ile çalışırabileceğim Yakuake’nin kululu olduğunu gördüğüm ikinci dağıtım Pozitif Linux. Tebrik ediyorum. Çünkü bu programın sağladığı kolaylık kimi zaman kullanıcısının bile tahmin edemediği boyutlara varabiliyor.

VLC Media Player’a dikkat. Çok sayıda formatı destekliyor (en azından benim elimdekilerin hepsini çaldı) ve Democracy Player ile Windows Media Player kullanıcıları kurulu tema sayesinde çok fazla yadırgamayacaklar. (Cihan testinde Kaffeine ile ilgili görüntüleme sorunundan bahsetmiş. Umarım sorunlu formatların örneğini de verir, çünkü benim elimdekilerin hepsi çalıştı: avi, flv, wmv)

Müzik dinleme konusunda sorunsuz ogg çaldığını söylemeye bile gerek yok ama mp3′de denedim o da çalışıyor. Benim bilgisayarımın hiç bir Linux ile anlaşamayan ses yönetimi kısa yolları yine doğru çalışmadı. Halbuki en iyi Ubuntu 6.06′da işliyordu. Ama hiç sorun değil genelde bilgisayarı sesi kapalı kullanan biriyim. Lazım olduğunda halen ezberleyemediğim kısa yolu aramak yerine direk uygulamanın ses ile ilgili ayarına yöneliyorum.

Cihan birden çok anında mesajlaşma uygulaması ile gelmesine çok sevinmişti. Ama ben çok da gerekli bulmuyorum. Biri yetmiyor mu? Bu anında mesajcıları anlayamıyorum bir türlü. Ben kullanmayı beceremiyorum da ondan mı böyle düşünüyorum acaba?

Zemberek (Türkçe imla denetimi) nerede? Duydum ki fırsat olunca o da eklenecek ama şimdilik yok. Sanırım bu dağıtımla ilgili kesinlikle eksik kalmış diyebileceğim tek şey. Ayrıca sadece OpenOffice.org içinde değil tüm yazı yazılan alanlarda çalışıyor olmalı.

Dağıtımın CD sürümü ile birlikte Scribus, Blender gibi yazılımlar bile gelmiş. Genelde metin editörü, konsol, web tarayıcısı ve biraz da müzik çalıcı dışında bir şey kullanmayan biri için çok fazla bir anlam ifade etmiyor ancak birilerine tavsiye ederken ihtiyaç duyulabileceklerin çok büyük bir kısmının sağlandığını söylemek hoşunuza gidiyorsa artık daha emin konuşabileceksiniz. Nasıl sığmış, merak ettim doğrusu.

Ethernet üstünden internet hattı kısa sürede fark edilebiliyor. Hatta kabloyu takıtığınız gibi. Bu Pardus’ta olmuyordu. Beklemek ya da elle etkinleştirmek gerkiyordu. Bu Pardus’ta çok da sorun teşkil etmiyordu ancak söz konusu fark Gözde’nin Pozitif’de sevdiği az sayıda özelliklerden biri. Neredeyse tüm Ubuntularda hissettiğim web sayfalarına geç erişim sorunu Pozitif Linux’ta halledilmiş vaziyette. Sanırım hiç kurcalamaya vakit bulamadığım IPv6 ayarları ile ilgili bir sorundu ve Türkiye’ye özgüydü.

Henüz makinayı ses veya video kodlaması için bırakmam veya saatlerce açık kalma denemelerimden bahsetmem için çok erken ancak iki günlük gözlemimden ibaret bütün bu bahsettiklerim.

Başka çalışmalardan dolayı kesinleştiremediysem de yaz sonuna kadar Pozitif Linux için sıradan birkaç çalışma (belge/wiki sayfası) yapabilirim. O zaman burada da yayınlarım.

Şimdilik bu kadarı yeterli gibi duruyor. Arkadaşlar hep Wine’ı soruyor ben de hep geçiştiriyorum. Bu fırsatla onunla ilgili bir şeyler yaparsam yeni testler yolda demektir. Ancak önce vakit bulmam gerek. Muhtemelen beryl ile ilgili bir çalışma yapmayacağım.


 
Haz
26
    
Posted (serkan) in Yahoo on Haziran-26-2007

Tayfun otobüsten inmek üzereyken -arama motoru diye bir şeyden- bahsettiğinde “tüh benden önce düşünmüşler” dedirten ilk site: Yahoo!

Gerçekten yıllarca kullanma fırsatı bulduğum ilk posta kutusu: Yahoo! Mail

Lise 2. sınıfa gelene kadar Google denen şeyi duymamıştım. Hatta ilk defa onu sonuç listesini de Murat ile bir kafede ödev gibi bir şey için vakit geçirirken görmüştüm yanlış hatırlamıyorsam. Hatta hep karıştırmışımdır; iki o mu var üç o mu diye. Sonraları bunu da “tıpkı Yahoo! gibi” diye hatırlamaya başladım.

Yahoo!’ya öyle büyük bir saygı duyarım ki o isminin sonundaki ! işaretini hiç eksik etmem yazarken. Hatta mümkün olsa konuşuken bile söyleyeceğim ama onun da yolunu buldum. Çok özel bir vurgu ile seslendiriyorum kimse fark etmese bile.

Az önce bir haber okudum. Aynen şöyle yazıyor:

Terry Semel’in yerine getirilen isim ise Yahoo’nun kurucu ortaklarından Jerry Yang oldu. Yang’ın göreve gelmesiyle birlikte şirket için bir diğer önemli isim olan reklam ve yayıncılardan sorumlu Susan Decker da Başkan olarak atandı.
Buradaki beklenti Apple ve Dell’deki gibi şirketin kurucularının yeniden işin başına dönerek şirketi kârlı günlere taşımaları. Analistlerin görüşü ise Yahoo’nun başarısı için yönetim değişikliğinin yeterli olmadığı yönünde.
( Kaynak: Google yükseliyor Yahoo arıyor )

Sebebini bilmiyorum ama böyle haberleri görünce heyecan verici birşeyler harekete geçer zihnimde. Evet Yahoo!’nun eski sahipleri Google’ı besledi. Yine o sahipler arama motorları yüzünden sitelerinden giden kullanıcıyı kıskandılar. Ama unutmamalı o kimseler Yahoo!’yu Yahoo! yapanlardı.

Yahoo!’nun geleceği konusunda en ufak bir -ciddi- fikrim yok. Destekli atmam bile mümkün değil ama Yahoo!’yu daha ileri götüremeyecekse bile şu durumun bir öncekinden daha iyi olduğu fikrindeyim. Hem bakarsınız yeni bir Google’a kucak açarlar. :)


 
Haz
25
    
Posted (serkan) in biyoinformatik, biyoteknoloji, entomopatojen, Etkinlik, KTÜ, mikrobiyal mücadele on Haziran-25-2007

21-24 Haziran 2007 tarihlerinde Türkiye’nin ilk Entomopatojenler ve Mikrobiyal Mücadele Sempozyumu bizim (Biyoloji Kulübü’nün) de sponsorluğumuzda gerçekleşti. Bu alandaki dünyanın neredeyse tüm ileri gelenlerinin katıldığı etkinlikte, yayınladığı makale sayısı ile beni hayretler içinde bırakan Society of Invertebrate Pathology’ın başkanı Just Vlak’dan biyoinformatik çalışma yapıp ilgi odağım olmayı başarmış Moleküler Virolog Basil M. Arif’e kadar pek çok kişiyi dinleme fırsatımız oldu. Tabi birkaç da fotoğraf çektirmeyi ihmal etmedik.

Benim alanıma girmeyen bir konuya sahip olsa bile böyle bir organizasyonda görev almış olmak öncelikle bilimsel arenada çalışırken ve yayın yaparken en çok nelere dikkat etmem gerektiği konusunda çok şey öğrenmeme fırsat tanıdı. Bunların en unutulmaması gerekeni de bir konuda üstat olmadan, otoritelere danışmadan metodolojiye yönelik farklı yaklaşımlarda bulunmamak gerekti ve buluşçusunun ismi ile anılan deneyleri Türkçeleştirmemenin önemi.

Sabır sınırlarımızı zorlayan Bacillus thuringiensis seansları bir organizmanın nelere kadir olabileceğini zihnimize çivilerken, ekosistemdeki işlevi üstüne hiç kafa yormadığım nematodlar, neredeyse tüm akademik planlarımı değiştirmemi ve onlarla ilgilenmemi bekliyordu. Tabi böyle bir şey olmayacak ama Selçuk Hazır ve Harry K. Kaya’nın sunumları unutulması en zor olanlardan. Her şeyin yanında işi Türkiye ve dünya üstatlarından dinlemek bir başka tabi…

Bacillus thuringiensis ile ilgili oturumun çok sıkıcı geçtiğini düşünsem de yine aynı organizmayla igili Meriç Kumbaşlı’nın sunumunun ufak bir istisna olduğunu söylememek haksızlık olur. Bitki koruyuculuğu konusunda herkes altı bacaklıların zararından bahsederken o, iki bacaklı istilasını hatırlattığı için tebrik etmek isterdim ama fırsat olmadı.

Genel olarak sunumların ardından soru sorma ortalamamızın çok düşük olduğunu fark etmek aslında benim için ciddi bir hayal kırıklığına sebep oldu. Ancak bizi bir kenara bırakarak baktığımızda yabancı (hepsi Profesor) konuklarımız anlaşılan çok az şey biliyorlar ki neredeyse tüm İngilizce (hatta bazen Türkçe) sunumlarda anlatıcıyı köşeye sıkıştıracak kadar ısrarcı oldular bir şeyler sorma konusunda. Belli ki bizimkiler her şeyi yabancı üstatlardan çok daha iyi biliyorlar.

Ayrıca farklı bir nokta var ki kafama takılanlar arasında en hoş olmayanlarından. KTÜ dışından gelen Türk katılımcılar sunumlarını İngilizce yapma hakları olduğunu önceden bilmediklerini ve eğer fırsat olsaydı hiç olmazsa slaytlarını İngilizce hazırlama yolunu seçeneklerini söylediler. Bu kadar mı acizmiş Türk bilim adamları anlayamadım. Eğer yaptığınız çalışmanın konunun uzmanı tarafından yorumlanmasını istiyorsan bir dergide yayınlarsın olur biter. Elbette o kişiler senin yazını okuyacaktırlar. Yok eğer arada kaynama korkun varsa bir çıktı alıp eline tutuşturmak ya da dünyanın öteki ucunda bile olsa elektronik yolla fikrini almak çok mu zor?

Mesela benim yaptığımı yapabilirler, giderler hocanın yanına sorarlar fikri ne diye. İlginç anlarınız da olur hem o zaman. Siz dersiniz “hocam biyoinformatik ile ilgili ne konuda çalışmayı tavsiye ederdiniz bir lisans öğrencisine”. O da direk “tavsiye ederim, biyoinformatik en güzelidir ben de onunla çalışıyorum” der. Sonra siz “iyi de hocam biyoinformatik ile bir konu üstüne eğilmek gerek o açıdan sordum” diye üstelersiniz en kesin cevabı alırsınız. Moleküler Mikrobiyoloji’den fazlasına ihtiyacınız yoktur meğersem. İyi ki o heyecanla “İyi ama ben zoolog olacaktım dememişim. :)”

Ayrıca aynı konuda çalışan yerli ve yabancı araştırıcılar arasında ilgilendikleri metot çeşitliliği açısından da bir karşılaştırma yapmak isterdim ama bu daldaki bilgimin darlığını göz önünde bulundurarak çok fazla bir şey söyleyemeyeceğim. Tabi ki böyle durumlarda kesinlikle araştırıcıları suçlar bir tavır sergileyemem. Her şey elde edilen imkanlar sayesinde oluyor. Ama bazen üzülüyor işte insan…

Muhtemelen bugüne kadar biyoloji için yaptığım gönüllü etkinliklerin sonuna gelmiş bulunuyorum. İlk iki yılda üç çok büyük organizasyonda kimi zaman yüksek kimi zaman düşük etkinlik göstererek işin başarı ile sonuçlanmasına katkıda bulundum. Artık bundan sadece basit bir katılımcı olmak istiyorum. İnşallah gerçekleşirse 3. Moleküler Biyoteknoloji Bahar Okulu’nda ya da Trabzon’da düzenlenecek olan Ulusal Biyoloji Kongresi’nde tüm araştırıcı biyologlarla görüşmek dileğiyle.

Unutmadan eklemeliyim ilki KTÜ’de gerçekleşen Entomopatojenler ve Mikrobiyal Mücadele Sempozyumu’nun ikincisi 2009′da Adnan Menderes Üniversitesi’nde Doç.Dr. Selçuk Hazır hocamızın düzenleyiciliğinde gerçekleştirilecek. Muhtemelen akademik ilgi alanıma girmeyeceği için orada olmayacağım ama bu konuda çalışmaları olan araştırmacıların dört yıl sonra Aydın’da çok iyi ağırlanacağına eminim.