May
28
    
Posted (serkan) in biyoinformatik, biyoteknoloji, Etkinlik, KTÜ on Mayıs-28-2007

Birkaç arkadaşımın bana verdiği en iyi hediye diyebileceğim bir etkinlik daha sona erdi. Daha önce de söylediğim gibi en az çalışan düzenleme kurulu üyesi olarak neredeyse bir katılımcı gibi takip ettim tüm organizasyonu. Ama hiç şüphe yok ki en fazla faydayı ben sağladım. Anlaşılan yine mum dibine ışık vermedi. Elbet hepsi takdir edildi. Hatta takdir edilmediklerinde unutulduklarını sandılar. Ana en güzeli yer yer takdir edilmemenin nede kötü bir durum olduğunu hissedebildiler.

Peki neler oldu bahar okulunda? Bu güne kadar sadece internet sayfalarında karşılaşabildiğim biyoinformatiği Özlen hoca’nın sunumu sayesinde araştırmacısından dinleme imkanım oldu. Hatta kendisi ile konuşma fırsatı sağlayabildiğim için, normalin üstünde bir şansa sahip olduğum kanısındayım.

Ne için olursa olsun miroçip teknolojisine merakım biraz daha perçinlendi ve üzerine gidebilmek için her şeyden vazgeçebileceğim daha da çok ortaya çıktı. Geleneksel yolları belkide hiç bulaşmadan teğet geçme fırsatım olursa ne ala.

Özlen hoca dışında çok fazla önemsediğim bir diğer karşılaşma da müstakbel meslektaşım Naşit ile olan. Daha önce çok kısa bir e-posta alışverişi dışında pek iletişim kuramamıştık ama aynı ana bilim dalında çok yakın konularda çalışma yaptığımız ortaya çıktı. İnşallah onun daha güzel kelimelerde ifade ettiği ve benim burada öylesine açık seçik bir şekilde söyleyemediğim gibi. Umarız birilerinin yapmadığı gibi, biz ortak bir şeyler çıkarabiliriz.

Çok mu hayalperestim bilmiyorum? Bugün ancak rüya sayılabilen bir çalışmanın gerçek olabileceğini düşünmezsem nasıl yeni bir şeyler yapmış olacağım?


 
May
22
    
Posted (serkan) in biyoteknoloji, Etkinlik, pardus on Mayıs-22-2007

24 Mayıs’ta 2.Moleküler Biyoteknoloji Bahar Okulu başlıyor. Arkadaşlarımın aylar süren hazırlıkları eninde sonunda tamamlanacağı noktaya varıyor. Bu sene kimi dışarıdan bakanlar tam aksini düşünseler de kendime daha fazla vakit ayırabilmek için mümkün olduğunca düzenlemelerden bihaber yaşamayı ve sadece çok gerektikçe yardımcı olmayı seçtim. Bu sefer daha az çalışmamdan olacaktır işin bana düşen kısımlarından ciddi oranda zevk aldım. En azından üç yıldır ilk defa parazit kişiliklerden uzak bir dönem geçirdim. Daha önce sadece benim yaptığım tüm işi bölüşerek üstlenen Cihan, Sefer ve Erdal’a ayrı ayrı teşekkürler. Yan gelip yatmamda ve yine de kıpkırmızı yaka kartımı takmamda emeği geçen Sevcan’a ise ayrıca teşekkürler…

Bu tür organizasyonlar elbette katılımcılar için 1.gün başlar. Oysa pek çok düzenleyici artık programlandığı birkaç şey dışında sadece zamanın geçmesini bekler. Zamanın geçişine olan farkındalık öncesinde harcanan emeğe göre çok geniş bir çeşitlilik gösterir. İstisnaları unutmamakla birlikte aslında katılımcının görmesi gereken saygın kişilikler genellikle gücü tükenene kadar çaba gösteren değil de ona kendini paralama hakkı veren zat-ı muhteremlerdir. Daha açıklayıcı bilgi için bkz.Sevcan :)

Aslında zor olan başka şeyler de vardır. Yetkiyi doğru kullanmak ve adil olmak gibi. Bu sene bunun sağlanıp sağlanmadığına dair yorum yapmak bana düşmez ama katıldığım türlü türlü organizasyondan biliyorum ki kimseyi General Garcia’ya mektup götürmeyi öğretme bahanesi ile ayrıcalıklı bir arkadaşına hizmet ettirmek zorunda bırakmamak ya da çalışma grubunu cemaatimden olanlar ve olmayanlar diye ayırmamak gerekir. Kişisel gıcıklıkların alet edildiği bir etkinlik gün gelir birilerinin diline “işte benim pek çalışkan öğrencim” diye düşmenizi sağlar. Aman dikkat buradaki çalışma nota yansımayan cinsten olur ve sadece y*alık yapmaya zemin hazırlayıcı unsur niteliğinde kalır…

Eskiler bir kenara en önemli işi geçen seneki gibi bu sene de birinci sınıflar yapmış. İkinci dönem aramıza katılan Seçil, bizim katılımcılara Pardus mu dağıtsak acaba diye yaptığımız şaka üstüne Bilim Teknik dergisini arayıp 150 tane Nisan 2007 sayısı yollamalarını sağlamış, hatta epeyce de uğraşmış, böylece Pardus 2007.1 Felis chaus‘u dağıtmamıza imkan tanımış. Boşuna dememişler 1.sınıf…


 
May
11
    
Posted (serkan) in Ati Teknoloji, biyoteknoloji, kök hücre, KTÜ, Türkiye on Mayıs-11-2007

Daha önce Cihan’ın da duyurduğu gibi, (11 Mayıs 2007 saat 10:00′da) Kök Hücre ve Biyoteknoloji Konferansı ile Prof.Dr. Ercüment Ovalı, ilk defa kendi üniversitesinde ve de öğrencilerin düzenlediği bir etkinlikle, Karadeniz Teknik Üniversitesi öğrencileri ile buluştu. Hatta işin ilginç tarafı arkadaşlarımız Ercüment hoca ile eğer İstanbul Üniversitesi’nde gerçekleştirilen Moleküler Biyoloji ve Genetik Kış Okulu’nda karşılaşmasalardı ülkemizde hatta üniversitemizde bir kök hücre merkezi bulunduğundan haberimiz bile olmayacaktı. Yetmişin üstünde farklı yerde sunum yapması için davet edilmiş bir hocayı ağırlayan bir çalışma grubunun içinde bulunduğum için sahip olduğum şansı hiç de hafife almamaya karar verdim.

KTÜ’de sunumu dinleme fırsatı bulabilmek işin ilginç tarafı tabi ama daha ilginç kısımlar var. Bundan bir kaç gün önce söz konusu kök hücre merkezi olan ATİ Teknoloji‘ye sunumla ilgili panoları almaya gittiğimizde ismini hiç duymamış olduğumuz, fotoğrafını ilk defa gördüğümüz biri ile karşılaştık. Ati’nin en güzel yerinde, sanki eksik kalmış son bir kaç kelimeyi daha söylemek üzere bize bakan bir yüz. Laboratuvarında çalışırken fotoğrafı çekilmiş bir araştırmacı. O kişi Prof.Dr.Süreyya Tahsin Aygün. İşin acı tarafı biz Biyoloji Bölümü öğrencileri hem öyle birinin ismini duymamışız hem de yüzü bile tanıdık değil. Hatta o gün Derya hoca’dan kök hücre üstüne ilk çalışma yapan kişinin o olduğunu işitiyoruz ama anlaşılan duymuyoruz bile çünkü süregelen eşekliğimizi devam ettirip en ufak bir araştırma yapmaya bile lüzum görmüyoruz. İşte gelecekte araştırmacı olabileceğini sanan gençler size… Kendimle gurur duymalıyım değil mi?

Ercüment hoca halimizin farkında ki yeni düzenlediği sunuma o fotoğrafı da yerleştirmiş. Yetmemiş Süreyya Tahsin Aygün’ün çok zor şartlarda yapıp da bugün bizim imkan bolluğu içinde aklımıza getiremediklerimizi eklemiş. Ama anlaşılan bunun da yetmeyeceğini düşünmüş ki Prof.Dr.Süreyya Tahsin Aygün hakkında bir belgesel hazırlatmaya çok önceden girişmiş. Merak ediyorum, acaba bizler Prof.Dr.Süreyya Tahsin Aygün’ün evlatları olmayı hak edebilecek miyiz?

Bunların dışında Türkiye’in pek çok üniversitesinde kök hücre ile ilgili akademik çalışmaları olduğunu duymuş olduk. Her şeyden önemlisi yenilenemez diye bildiğimiz sinir hücrelerinin laboratuvar koşullarında rahatlıkla oluşturulabildiğine şaşırdık. Hatta bunu yapmak için nice doktoralar bitirmek gerekmediğini fark edince biraz da afalladık. Olsun, daha çok şey öğreneceğiz… İnşallah…


 
May
08
    
Posted (serkan) in Kategorisiz on Mayıs-8-2007

Biri: Sende de oluyor mu bu vakitlerde bahar yorgunluğu?
Diğeri: Pek sayılmaz, ama aslında baharda uyanma zamanı geldiğinde sanki hafif sabah sarhoşluğu…
Biri: Baharda…
Diğeri: Hani havalar ısınıyor ya, uyandığımı hissediyorum. Bazen Homo sapiens olmama ihtimalim aklıma geliyor.
(Buradaki biri uzun süredir konuştuğu diğerini bir daha görmemek üzere terk eder… Kişilik değil sanırım biyolojik tür bunalımı!)

Nasıl olur gerçekten? İlk bahar gelince yorgunluk mu çöker, yoksa hayat yeniden mi başlar?