Mar
11
    
Posted (serkan) in Trabzon, tiyatro on Mart-11-2007

Bu akşam KÜT‘ün bu yılki ilk sahneye koyduğu oyun olan Töre’yi izleme fırsatımız oldu. Daha önce Devlet Tiyatrosu oyuncularından izlemiş olduğumuz için evdekileri ancak oyunun ismini söylemeden tiyatro salonuna kadar götürmeyi başarabildim. İşin içine bir de AKM’den ve bölümden arkadaşım Elif’in OKM’nin neredeyse en güzel yerinden bize bilet ayırmış olması vardı ki, işin sonunda tiyatrodan hiç hoşlanmayan annemin “keşke bir daha olsa da izlesek” diyeceği bir oyuna kavuşmuş olduk.

Genellikle sahneye koyduğu oyunlarda yazılı metni ciddi oranda değişikliklere uğratıp kendi yorumunu konuşturmayı tercih eden bu topluluğun bu sefer bu denli yazara sadık bir tutum sergilemesi ilgimi çekti. Tabi söz konusu olan oyunun Turgut Özakman tarafından yazıldığını da unutmamak gerek.

Ayrıca KÜT’ün bu sefer neredeyse kusursuzca başardığı asıl şey müzik seçimi olmuş. Daha önceki oyunlarında genellikle (10.Köy’de) birbiri ile alakası olmayan yabancı parçalar ve (Kadınlık Bizde Kalsın’da) oyun metniyle gelen müzikleri ile pek tatmin edemeyen topluluk bu sefer çok zamandır güzel bir melodiye takılamamış kulağımızın pasını sildi.

İlk defa izlediğim bir oyun olmadığı için konudan bahsetmem pek mümkün değil. Zaten konusunu bilmediğiniz bir oyunu izlerken sizi saran merakın son anda tatmini ancak gerçek bir yazı yazdırabiliyor. Bu yüzden bu yazı daha çok bir amatör tiyatro topluluğunun çıkardığı işi eski başarıları ile kıyaslamak gibi oldu.


 
Mar
10
    
Posted (serkan) in GNU/Linux, Türkiye, sürü psikolojisi on Mart-10-2007

Dün (9 Mart 2007) Kredi Kurtlar Kurumu Trabzon Bölge Müdürlüğü’ne işim düştü. Yapmam gereken elimdeki dilekçeyi yetkiliye bırakmak ve eve gitmekten başka birşey değildi. Girişteki görevli ile başlayıp ilgili müdürün yönlendirdiği kapı ile sonlanan odadan odaya gönderilme zincirinin ardından nihayet konu ile ilgili olduğunu düşünen biri ile karşılaşmış olmanın mutluluğu ile teşekkür edip evimin yolunu tuttum.

Eve dönüş yolundayken tüm bu odadan odaya gönderilme zincirinin aslında bana çok şey kattığını hissettim. Çünkü girdiğim dört odanın üçünde insanlar bilgisayar kullanıyor hatta ben başlarına gittiğimde msn üzerinde yazmakta oldukları yazıyı bitirdikten sonra kafalarını kaldırıp gözlerini bana doğru sorgularca bir edayla yöneltiyorlardı. Aslında hiç de anormal değildi; onca saat msn üstünden birilerine dil dökrükten sonra güzel bir cümle ile ne istediğimi sormak, günün yorgunluğu ile yapılacak iş değildi. Aslında orada bulunduğum saat itibariyle (16.25 gibi) pek de affedilir bir yanım yoktu.

Teknolojiyi son demlerine kadar ve en ufak bir israfa fırsat vermeden kullanan devlet memurları benim küçük aklımla umduğum Devlet Dairelerine GNU/Linux savımın ne kadar da boş, ne kadar da akılsızca olduğunu ortaya koymuştu.

İlk kurulduğu anda MSN ağına bağlanma ve onun tüm son teknoloji ürünü özelliklerini kullanma konusunda biraz yetersiz kalan güncel GNU/Linux dağıtımlarının bu gibi emektar görevlilerin masalarını işgal etmesine nasıl göz yumabilirdim. Bu ancak ve ancak vatan hayinliği hatta gericilik olabilirdi.

Doğru yolu bulmuş olmanın sağladığı güvenle eve vardım ve benim ebedi özgürlüğe insanca ulaştıracağımı idda eden bu uğursuz isimli GNU/Linux’tan kurtuldum belki de

Artık ben de devlet memurundan bilim adamına kadar bir sürü kişinin kullandığı bu teknolojiye hayır diyemem.


Koyun


 
Mar
07
    
Posted (serkan) in Türkiye on Mart-7-2007

Bu ay CNBC-e Business (Mart 2007) dergisi Avrupa Birliği 50 Yıl Sonra – 2057′de Bir Kış Günü (70-72) isimli bir makale yayınlamış. Yazıda nasıl olacağından çok, ne olacağına değinilmiş. Avrupa devi olmuş Türkiye hayalini biraz komik bulduğumu söylemeden edemeyeceğim.

Nasıl bu hale geleceğimize pek değinilmemiş demiştim ama hemen herkesin dilindeki genç nüfus, yaşlanan Avrupa gibi klişeler yerinde bir espriye dönüşmüş ve hayalin güzelliğini solda sıfır bırakmış. Evet öyle: Türkiye daha genç. Bunun ne kadar iyi olduğu su götürmez de bir gerçek ama…

Bütün gençlere iş bulduk, hemen her şey iktisat kurallarına, ekonomistlerin analizlerine uygun bir şekilde meydana geldi ve biz de dev şirketlerin bir parça daha yer kapmak için çırpındığı bir ülke oluverdik diyelim. Hatta yabancı sermaye düşmanlarının gereksiz fikirlerinden de kurtulduk farz edelim. Bütün bunlar, gerçekten dev olmak için yada söz konusu yazıda belirtildiği gibi Avrupa’nın başkenti olmak için yeterli mi sizce?

Türkiye bilimin değil, teknisyen işinin ön planda olduğu bir ülke. Haliyle aç insanın araştırma-geliştirme zımbırtısına para ayırmasını bekleyemezsiniz. Ayırsa bile yüz binde birlik değerleri küçümseyemezsiniz. Ancak kesinlikle yapılmaması gereken bir şey vardır. Beyaz yakalı uzman unvanı ile mavi yakalı teknisyen üretmemelisiniz.

Bugün bilimci, mühendis yada her ne isimle olursa olsun, araştırıcı olması gereken kişiyi en kısa ve en garanti yoldan yoldan para kazanmaya iterseniz, her biri düşünmeyi unutmuş çalışkan işçilere dönüşürler. Yarın bir gün, terörist militanın damladaki mikroorganizma dahi olabildiği dünyada, bu hayaldeki gibi büyük olma fırsatı bulduğun zaman nefes alacak ciğer bile bulamazsın. Paranı da artık soluk alma zahmetine katlanmadan bozdurur bozdurur harcarsın.