Mar
27
    
Posted (serkan) in tiyatro, tv on Mart-27-2007

Bir iki istisna hariç içerisinde tiyatronun geçtiği neredeyse her şeyi sevmişimdir. Amatör tiyatroculuğu denediğim ve son noktasına kadar rezil olduğum pek çok sefer de olmuştur. Sonundan korkmadan, ben de varım, demek kolay ama ayrılmak ise acı verici olmuştur. Ancak bana bunca neşeyi tattıran, yeri geldiğinde kızdıran, hatta kendi kendime kazık atmamı sağlayan yine o olmuştur. O hep benden aldıkları için kendisine teşekkür borçlu olduğum sağ duyumdur.

Bir dönem sırf yine tiyatro için tiyatroya gidemediğimi hatırlarım. Hatta o dönemden itibaren süre gelen afişleri umursamazlığımı bu günlerde sıkça yaşarım.

Hatırladıklarım arasında ilk izlediğim tiyatro oyunu Trabzon Devlet Tiyatrosu’ndan Çocuğum. Genellikle önemserim ama nedense yazarının adını hatırlayamıyorum. Tabi bu, oyunu daha bir ilkokul öğrencisiyken izlemiş olmamdan kaynaklanıyor olmalı.

Sadece Trabzon Devlet Tiyatrosu değil tabi benim sırf tiyatroya gittiğim için nice fırçalar yememe sebep olan. Onun gereksiz bir kutuya sokuşturulmuş hali diye kendimi kandırdığım 7Numara, içi boş bir kuru gürültü makinesine bakmak için bulduğum nadide bir bahane.

7Numara biteli yıllar oldu derken bu sefer ilk bölümlerinde yakalayamamış olsam da hiç ummadığım bir kanalda Anında Görüntü Şov ile Mahşer-i Cümbüş bu sefer hem alışık olmadığım hem de hayretler içinde kaldığım gösterileri ile her salı akşamı bizim evdeki kara kutunun içinde.

Bugün (27 Mart) Dünya Tiyatrolar Günü. Bakın ne kadar ilgiliyim ki az önce o gereksiz makine söylemeseydi ruhum duymazdı. Hatta gündemde o kadar da çok tiyatro ile ilintili haber dolaşırken ben bu üstün ilgimle tek sağ duyuma kulak kabartmamışım günlerdir. Bugün Tiyatrolar Günü diye bir oyun mu seyrettiniz? Nezaketiniz kayda değer… O tiyatronun 364 gününe bana en ön sıradan bilet ayırtmış oldunuz… Ama benim için fark etmez buyrun diğer günler de beraber gidelim.

Yok ben gitmem, kıpırdamam sıcak koltuğumdan diyorsanız. Yani kibarca, sizi ikna edemediğimi ima ediyorsanız, salı akşamları Anında Görüntü Şov’a uğrayın ve biraz neşelenin…


 
Mar
23
    
Posted (serkan) in alışveriş, donanım, GNU/Linux, KTÜ, Microsoft, pardus on Mart-23-2007

Bugün (23 Mart 2007) Microsoft Akademik Lanslamları’nın 2.sini gerçekleştirmek üzere Karadeniz Teknik Üniversitesi’nin Nazım Tersioğlu Anfisi’ndeydiler. Öğlen yemekten sonra konferansa geçtik.

Windows Vista’yı Premium özellikleri ile pek de verimi çalıştıramayan bir bilgisayar ile yapılan açılış konuşmasında üniversitemizin internet ağı sayesinde ufak tefek hoş görülebilir azizlikler oldu. Bu tabi interneti sağlayanın ayıbı!

Tüm sunumlarda arama özelliğine nedense çok değinildi. Şimdi muzip bir dinleyici olarak Google yeterince içlerine oturmuş ki derslerine iyi çalışmışlar diyesim geliyor ama gerçekten Windows kullanmak zorunda olan ve üçüncü parti yenilikleri takip edemeyen (komşunun çocuğundan da duyamayan) kullanıcıların sevineceği ortada.

Vista sunumunun hemen ardından yetkiliye soru sorma fırsatım oldu. Cevap gerçekten tatmin edici ve etkileyiciydi. Hatta peşinden gelen sohbette geçen sözler tekrar tekrar duyulmaya değerdi.

Ben: Yüksek başarım gerektiren uygulamalarımızın altından kalkabilmesi için birden çok bilgisayarı tek bir bilgisayar gibi bullanan bir kümeleme sistemi hazırlayıp işin daha kısa sürede bitmesini sağlamak için Vista herhangi bir destek sunuyor mu?
Yetkili: Vista böyle bir destekle gelmiyor ancak Compute Cluster uygulamasını tavsiye ederim.
Ben: Peki bu durumda nasıl bir lisanslama modeli uygulanıyor. Her bir bilgisayara ayrı birer Windows mu satın almak gereklidir?
Yetkili: Bu konuda bilgi sahibi değilim araştırmanız gerekecek.
Ben: Teşekkür ederim.

Aslında cevabını tahmin edebildiğim bir soruydu ancak yetkili birinden duymak güzel. Ben oraya gittiğimde zaten ufak tefek Linux muhabbetleri hatta Pardus lafları dolaşır olmuştu ama anlaşılan konuyu Linux’tan açan arkadaşların Linux ile pek alakası yoktu ki yetkili “Linux zor o bir main frame olamaz ama bunlar güzel şeyler, şaşırdım zaten kimsenin Mac’den bahsetmemesine.” diye gülücükler atıyordu. Hatta “Zor mu?” diye araya bir iki kelime sıkıştırınca hemen bana dönüp “Ama herkes senin gibi değil ben mesela Linux kuramıyorum bile…” diye ruhumu okşamaya çalıştı. Zaten benden önce de birkaçının kalbini Vista hediyeleri ile feth etmişlerdi bile…

Vista tanıtımı her yönüyle başarılıydı. Dört sunum içinde en çok onu beğendim. Ancak Vista sunumunu yapan yetki ile konferansın en sonda sorduğum sorunun cevabını vermek istemeyen yetkili aynı kişiydi.

Önce yeni Ofis Sistem’in sunumuna değinmek istiyorum ama gerçekten iyi olduğunu düşündüğüm, hatta OpenXML formatını kullandığı için beni şaşırtan yeni paketin denemeye değer bir hal aldığını görmek güzel. Darısı OpenOffice.org’un başına. Artık M$ uygulamaları bile üretse, belgeler açık standartlarda kaydedilecek ve bu ortamlar arası uyumsuzluğu yok edecek. İnşallah…

Ofis Sistemden bahsetmektense sunumdan bahsetmek daha eğlenceli olacak. Sunumu yapan hanımefendi sanırım Türkçe’yi sonradan öğrenmişti. Gerçi konuşması bir Türk gibiydi. Bakın Türkçe’yi sonradan öğrendiğini nasıl anladım: (Aşağıdaki sözler bire bir sunum sırasında not alındı!)

sörç etmek
ofis aykon
aytımlar
Ando yapmaya gerek kalmıyor.
insert edelim.
meyil çözümü geliyor.
otomatik seyv özelliği
pivot dayagram
birden fazla kişiyle şeyr edebilmek
bir takım kondişınlar buraya girilip (<<== Özellikle bu gerçek bir bombaydı!)

Bu üstte yazanlar nece? Ofis Sistem’in yerine aklımda sanırım en çok bu komik anlar kaldı!

Ardından .Net Framework 3.0 sunumu vardı. Etkili bir yazılım geliştirme ortamı oluşturmak üzere çok çalışıldığı belli. Ama aklıma en çok zaten sorulmuş sorulardan biri olan CardSpace takıldı. İlerleyen zamanlarda özellikle bu bileşene neler olacağını özenle takip edeceğim. İnternet sitelerindeki kullanıcı veritabanları topluca bu ortama geçiş yapamayacağı veya yapmak istemeyeceği için yine pek umutla bakamıyorum. Ama mutlaka M$’un aklında .NET Passport fiyaskosunu kapatacak bir şeyler gelmiş olacak.

Sadece bir tanıtım olduğunu düşünürsek üniversitemin iki dev teknoloji bölümünden dişe dokunur birkaç soru ile bile yetkililerin sıkıştırdığını görmemek çok da ayıplanmadan unutulabilir.

En sonda soru cevap bölümü vardı. Anlaşılan çoğunluk bilgisayar profesyoneli değildi ki genelde sorulan sorular XP’nin de daha güvenli bilişim orttamı iddası ile gelip bunun hiç başarılamadığını yönündeydi. Bir de fiyatlardan yakındılar. Cevap güzeldi MSDN’nin üniversiteler ve akademisyenlere yönelik programları etkileyiciydi. Hatta bitime tezi alan öğrencilere yönelik uygulamalar biraz da Summer Of Code’u anımsattı. Hatta bir ara “bilişim bölümlerinde okumak varmış firmalar öğrencilere ciddi önem veriliyor orada” diyesim geldi.

Soru sorma sırası bana gelince Microsoft’un akıllıca bir politikası ile ilgili bir soru yönelttim ancak çekincelerimi dile getirmekten geri duramazdım. Microsoft’un sadece lisanslı kullanıcılara güncellemeleri yollamasının bu işletim sistemini korsan kullananlar sayesinde internette çok sayıda bilgisayarı ele geçirilebilir ve belli alanlara saldırmak üzere kullanılabilir hale geltirdiğini (milyonlarca zombi bilgisayar) ve bu bilgisayarların spam sunucularına bile dönüştüğünü söyledim ve bu duruma karşı Microsoft’un fikrini sordum ki yetkili arkadaş bunu bir soru değil de ek bilgi olarak algıladığı söyledi ve diğer bir soruya geçmek istedi ki ardından tabi şaşkınlığımı gizleyip “Peki Microsoft’un tutumu ne?” diye üsteleyince Microsoft’un aslında bilgisayarların bu hale gelmesine müsaade etmediğini ekledi. Size inandırıcı geldi mi?

Sunumdaki en ilginç nokta soru cevap kısmının sonuna doğru lisanssız kullanıma karşı sözleri arasına açık sistemin de aslında lisanslı olduğu farklı bir gelir modeli bulunduğu onda da kurulum yaparken lisansı okursak pek çok gerçekle karşılaşacağımızı söyledi. Evet çok doğru! GPL gerçekten çok ciddi bir lisans ve bunu bir Microsoft yetkilisinden duyacağına sevinecek yeni yetme bir GNU/Linux’cu varsa buradan haber veriyorum ben birinden duydum.


 
Mar
17
    
Posted (serkan) in GNU/Linux, KTÜ, pardus on Mart-17-2007

Pardus Gezegeni’nden bir alıntı;

Çanakkale 18 Mart Üniversitesi Kütüphanesi Terminal Sunucu’su artık “Pardus 2007.1 Felis Chaus” oldu ve tabi dolayısıyla sunucu üzerinden hizmet alan tüm ince istemcilerde. Buradan öncelikle böyle bir kararı alıp uygulamaya cesaret eden Sayın Necdet Yücel’e Çanakakkale’de kurulum sırasında kahrımı çeken Oğuz Yarımtepe’ye, bir ara necdet’in jabber’ından konuştuğumuz faik’e ve İsmail İşleyen’e teşekkür ediyorum. Yapılan bu çalışma Türkiye’deki tüm üniversiteler için bir örnek olacaktır ve devamının geleceğini de biliyoruz. (A.Erdinç KöroğluÇOMÜ Kütüphanesi Terminal Sunucusu)

Havasından mıdır suyundan mı bilinmez nedense sadece bir iki üniversiteden yükselir böyle haberler? Üniversitenin adını silip tahmin etmemi isteseler söyleyebileceğim en fazla iki isim vardır; İstanbul Bilgi veya Çanakkale 18 Mart. Niye?

Bir Karadeniz Teknik öğrencisiyim ve okulumla gurur duyuyorum ama bu kadar çok ota benzemesine tahammül edemiyorum. Üniversitemde iki bilişim temelli bölüm var ama içlerinden doğru düzgün GNU/Linux’u umursayan öğrenci kulübü çıkmamış. Üniversitemin internet sitesi M$ İnternet Explorer dışı tarayıcılarda ancak idare edecek bir düzeyde kodlanmış. Bazen illede M$ İnternet Explorer isterim diye tutturur (bütünleme sınavı kaydında mesela). Var olan bilgisayar laboratuvarlarının çoğunda Windows XP için yetersiz sayılabilecek donanımlarda ileri Excell dersi veriliyor. Bir de duydum ki laboratuvarlardan birindeki bilgisayarlara Linux kurmuşlar ama internete de bağlayamamışlar. İlgilenen de yokmuş. Bravo…


 
Mar
16
    
Posted (serkan) in alışveriş on Mart-16-2007

İki gün önce Mustafa Başer’in Python isimli kitabının ikinci baskısını nerede bulurum diye bakarken Pusula Yayıncılık’a ait sayfada Kitapkum‘un reklamını gördüm. Hatta Pusula’nın kitaplarına %35 indirim ve bir de belirledikleri listeden seçeceğiniz bir kitap hediye…

Daha önce HepsiBurada dışından alışveriş yaptığımı hatırlamıyorum. Hatta İdeefixe ve HepsiBurada dışındaki sitelerine bakmam bile. Ama bir kere güzel bir fırsat yakalamışım gibi gözüküyor ki alışveriş yapmamam için hiç bir sebep yok. Favicon hariç.

Şu tarayıcının sekmelerinde ve adres çubuğunda gözüken favicon var ya… Joomla isimli genel amaçlı içerik yönetim sisteminin ilk kurulumda getirdiği favicon halen orada duruyor. Bu sitenin basit bir içerik yönetim sistemi ile hazırlandığını ve belkide profesyonel olmayan kişilerin elinden çıktığı izlenimi veriyor. Site sahipleri kötü niyetli olmasa bile bu tür kişilere alet olmayacaklarını kim bilebilir?

Neyse ben böyle düşünürken birden buraya nerden geldiğim aklıma geldi. Zaten siteden alışveriş yapmak için kendini ikna etmeye çalışan biri için sitenin reklamını Pusula’nın sayfasında görmüş omak yeterli oldu ve “eh artık birşey olursa Pusula’nın burnundan getireceğiz” diye ikna olmamı sağladı. Nihayet alışverişi yaptım. (14 Mart – 19.58)

Daha yeni bir alışveriş merkezi olacak ki benimki 532. sipariş olmuş. Söz konusu kitap ve yanında yollayacakları bir tanesi için siparişimi verdim. Yurtiçi Kargo ile az önce (16 Mart – 16.50) eve geldi. Halen kredi kartımda anormal bir limit yokoluşu da belirmedi :) Kısaca Kitapyum şimdilik güvenilir gözüküyor.