National Geographic Olağanüstü Öyküler serisinde kısa bir aradan sonra dördüncü bölüm olan Kahin Hayvanlar ile devam ediyorum.
Duymayan yoktur. Deprem önceleri köpeklerin havlamaları veya sıra dışı hareketleri ile sahiplerini kurtarma hikayeleri meşhurdur. Bu olayın sadece köpeklerle sınırlı olmadığı konusunda fikrim vardı ama neredeyse tüm hayvanları kapsayacak kadar geniş olmadığını düşünüyordum.
Hayvanların iletişim kurmadıklarını düşünmek aptallık olur. Sadece kendi aralarında değil bizimle de iletişim kurarlar. Yemlenme vakti geldiğinde elinizde lahana varsa koşarcasına yanınıza gelen bir kaplumaga buna en güzel örnek. Bunu bir iletişim olarak saymayabilirsiniz ama sonuçta bana epeydir aç olduğunu anlatmış oluyor. Demek ki öğünleri daga yakın tutmalı anlamı çıkarılabilir.
Tabi ki bu çeşit iletişimler sıradan karşılanıyor ancak bu basit yolları kullanarak gelecekten haber verirseler olağanüstü sayılıyorlar. Ama aslında abartılacak hiç bir şey yok.
Nasıl ki biz akıl dediğimiz yeteneğimizle diğer hayvanlardan bariz bir şekilde ayrılacak düzeyde yaratılmışsak diğer hayvanlarında bizden ayrışan pek çok yeteneğinin olmasını da mantıklı karşılamak gerek. Köpeklerin daha iyi koklayabildiğini bilmeyen yoktur ya da kedilerin çok iyi duyduğunu.
Biz nasıl meteoroloji bilimi sayesinde yarın yağmurun ne şekil yağacağını veya havanın ne kadar canımızı sıkacağını kestirebiliyorsak hayvanlarında etraftan duydukları sesler, kokular, elektomagnetik hisler sayesinde bir felaket olacağını ya da dedikoducu komşumuzun az sonra geleceğini anlaması kadar doğal birşey olamaz.
Bana kalırsa belgeseldeki tek yanlış Olağanüstü Öylüler ismi altında sınıflandırılması olmuş. Doğadaki olaylar gayet olağan şekilde işliyor ama biz onları bir çırpıda anlayamazsak bize göre olağanüstüymüş gibi görünüyor. Kanıt mı istiyorsunuz? Bir ilk çağ adamına yanan bir ambul gösterin saniyeler içinde sizin dünya dışı güçlere sahip bir tanrı veya tantıça olduğunuzu düşünecek.
