Güne güzel başlamak için erken uyanmak gerektiğinden olmalı, sabahın dokuzunda kantinde dikilip tüm takımın toplanmasını yaklaşık kırk beş dakika kadar bekledikten sonra C kapısın varmamızla birlikte gelen otobüse binip Yomra’ya doğru yola çıktık. Nerede ineceğimizi bilemeyince daha Kaşüstü’ne yeni gelmişken otobüsten gördüğümüz ilk sulak araziye iniş yaptık. Başta pek başarılı olamadık derken bulduğumuz durgun bir kanal içindeki 6 Rana ridibunda‘nın neşesini bozuk. Üzülerek yerlerinden ettiğimiz kurbağalardan biri şuan balkondaki su dolu delikli kabın içinde keyif çatıyor. Ama ne keyif…
Geriye dönerken biraz yürüyelim dedik. Kızları zor ikna ettik. Özellikle de Ayşegül’ü. Dünya Ticaret Merkezi’ne vardığımız gibi hemen kenarında bizi “vıraaaaak” diye selamlayan sayısız kurbağayı fark ettik. Tüm kaplarımızın dolu olmasına üzüldük ama Bilal ve benim dışımda hiç kimse biraz daha beklemeye tahammül edecek durumda değildi zaten. Yoksa her Trabzonlu alışıktır hafif sıkışık dolmuşlara.
Bilim (ama aslında sadece ödev) uğruna dizden aşağısı tamamıyla çamur olmuş pantolonuma ve ısırgandan şişmiş koluma rağmen o sırada açık olan kitap fuarına daldık. Hatta buna bile mızmızlanmıştı bazı ismi lazım değiller. :) Ama içeri girince Tudem’in çocuk itaplarına bile tek tek baktılar.
O sırada zoologların çifter çifter aldığı Türkiye Amfibi ve Sürüngenleri kitabını fark ettim ve aldım derken dışarı çıkıverdik. Ayşegül, Cansu ve Bilal’in yoğun isteği üzerine girip onlara da birer tane aldım. (Eminim satıcı kız biz gittikten sonra o kitapta ne olduğunu merak edip bakmıştır.) Tam yola çıkmışken Esra’nın kök hücre üstüne olan ilgisi depreşti ki bir üçüncü turu daha yaptık. O arada bizimle arayı biraz açmış arkadaşlara yetiştik. Yürümekten yorgun düşen arkadaşların dolmuşa binme ısrarını kıramadık ama işin içinde biraz da sınavlara çalışabilme ihtimali girince dolmuşla dönme fikrinin çok saçma olmadığı ortaya çıktı.
İnşallah Rana‘cığım pazartesi gün ben onu Ufuk hocaya teslim edinceye kadar balkon sefasına devam eder…
