Ara
16
    
Posted (serkan) in tiyatro, Trabzon on Aralık-16-2007

Bugün küçük bir hayal kırıklığı yaşıyorum. İlk defa Trabzon Devlet Tiyatrosu çok güzel bir öyküyü beklediğimden daha kötü sahneledi. Deli Dumrul, aslında Canguz’uyla Azrail’iyle harika bir hikaye. Daha önce müzikal versiyonunu yine aynı sahnede İzmir Devlet Tiyatrosu’ndan izleme fırsatı bulmuş ve günlerce aklımdan çıkaramamıştım. Posteri helen odamda aslıdır.

Pek çok oyunu farklı kimselerin yorumlarından izleme fırsatı buldum ve sahnelenişteki çeşitlilikleri severim. Yeniliklerle karşılaşmak daha çok hoşuma gider ancak bu sefer hiç etkilenmedim. “Can ne kadar tatlıdır?” oyundan çıkınca aklıma bile gelmedi! Oysa genellikle her oyunun sonunda ayakta alkışladığım ve ardından eve gidene kadar büyüsünü üstümden atamadığım oyunların tiyatrosu böylesi güzel yazılmış bir hikayede sınıfta kalmamalıydı.

İzlemeyin demiyorum. Zaten burada yazıyorsam izlemeye değer bulmuşum demektir. Ödeyeceğiniz iki liranın kat kat daha fazlasını hak eden bir oyun, ben ne dersem diyeyim. Ancak, ikinci kez izleyeceğimi sanmıyorum ne yazık ki.


Comments:
seda on Aralık 16th, 2007 at 12:07 pm #

geçen bi sunucu deli dumrulu şu an yaşıyoruz dedi ist.da köprülerden para alınıyor ya…hiç böle düşünmemiştim..yazıyı okuyunca aklıma geldi..

serkan on Aralık 16th, 2007 at 1:55 pm #

Deli Dumrul akmaz suyun üstüne kurduğu köprüden para aldığı için deli. Hatta köprüyü kullanmadan geçenlerden daha çok alıyor onun için de biraz zorba. Bu durum İstanbul’daki köprülere ne kadar uyar bilmem ama oyundaki Canguz gerçekten yıllardır yaşıyor ülkemizde. Adalet diye neler neler yutturuluyor. Hak diye nelere kandırılıyoruz?

cihan on Aralık 16th, 2007 at 8:59 pm #

canguz kim yaaa :) orasını kaçırdım sanki :P yani canguz olmasa izlenmezdi dedin de hangisiydiki canguz. çok beğendiğimi söyleyemem ama güzellik oldu. güzel şeeler yaşadık. yaptığımız bir çok şeyden daha anlamlı olduğu kesin… 2 deil 22 ytl bile verilir tiyatro oldumu :)

serkan on Aralık 16th, 2007 at 9:21 pm #

Elif’in nişanlısı tabi ki. O koca kervan geçerken neredeydin sen? Tanrının adaletini dağıtan Canguz!

t.kolsyasay on Aralık 17th, 2007 at 7:34 pm #

emege saygı gösterin ,dolduruşa gelip provake etmeyin…

TDT 2007-2008 sanat sezonunun ikinci oyunu olan “Deli Dumrul” u muhteşem bir galayla sahneye koydu.
Trabzon Devlet Tiyatrosu (TDT) 2007-2008 sanat sezonunun ikinci oyunu olan “Deli Dumrul” u muhteşem bir galayla sahneye koydu.

Güngör Dilmen’in yazdığı, Yücel Erten’in yönettiği “Deli Dumrul” adlı oyunda Fatih Topçuoğlu, Şebnem Dokurel, Zeynep Ekin Öner, Fatih Dokgöz, Erşan Utku Ölmez, Sinem Şahin, Ceyhun Gen, Elif Şeker Saka, Başak Anat, Ufuk Şener, Aslı Artuk Şener, Kadri Özcan, Şevki Çapa, Birkan Görgün, Duygu Dokgöz ve Duygu Ertan rol alıyor.

Dekoru Hakan Dündar, kostümleri Sevgi Türkay, ışığı Yüksel Aymaz, müziği Babür Tongur ve dansları Salima Sökmen’e ait oyun, bundan bin yıl önce bugün Oğuz illerinde Anadolu’da geçer. Deli Dumrul adında bir er çayın üstüne bir köprü yaptırır. Geçenden 30 geçmeyenden de zor kullanarak 40 akçe alır. Bir gün köprüsünün yanına bir bölük oba yerleşir. Bu obada bir yiğit ölür ve feryatlar üzerine Deli Dumrul atıyla oraya gelir. Bir yiğidin öldüğünü öğrenen Dumrul, azraile kızar ve ona meydan okur.

Destansı bir anlatımı olan Dede Korkut hikayesi “Deli Dumrul” zaman zaman hüzünlendirip zaman zamanda da izleyicileri güldürdü. Müzik ve danslarıyla muhteşem bir görsel şov ortaya çıkaran oyuncular seyirciden dakikalarca alkış aldı.

Oyun sonunda tiyatro salonunda Karadeniz Organizasyon’un organizesinde mini bir kokteyl düzenlendi. Oyunu izleyen Trabzon Valisi Nuri Okutan ve Belediye Başkanı Volkan Canalioğlu “ Tek kelimeyle muhteşemdi” ifadesini kullanarak, “ Zaman zaman hüzünlendik. Gerçekten oyuncularımız harika bir oyun sergilediler. Müzik ve danslarıyla ortaya iyi bir iş çıkarmışlar. Zaten kalitelerini tartışmaya bile gerek yok. Hepsini, başta Murat bey (Gökçer) olmak üzere tebrik ediyoruz” diye konuştular.

Kaynak:
Bu haber toplam 92 defa okunmuştur
Yorum Ekle Arkadaşına Gönder

serkan on Aralık 17th, 2007 at 7:46 pm #

Trabzon Devlet Tiyatrosu bu güne kadar izlediğim ve unutamadığım oyunların tiyatrosudur. Onlar her zaman beklediğimin daha iyisini sahnelemişlerdir. Ama nasıl olduysa son oyun içimdeki bir şeyleri kıpırdatamadı. Şaşırdım ama “olur o kadar, onlar da insan sonuçta” dedim. Gelecek oyunu bekliyorum Deli Dumrul’u tekrar tekrar izlemeye gitmiyorum. Oysa Trabzon’da pek çok oyunu bir kaç kez seyrederim. Hem Deli Dumrul’a “tek kelimeyle muhteşemdi” dersem Eşeğin Gölgesi’ne Klakson Borozanlar ve Bırtlar’a ya da Hayvan Çiftliği’ne ne diyeceğim?
Anlaşılan sayın vali ve belediye başkanı çok sevmişler ne güzel. Zaten sevilmeyecek bir öykü değil ben ise Dedem Korkut tiplemesini itici bulmuştum. Daha az komik bekliyordum diyebilirim.
Ayrıca merak ettim emeğe saygısızlık nerede?

t.kolsyasay on Aralık 18th, 2007 at 1:00 am #

oyunun özeliyle ilgi bir eleştiri yok,sadece hikayeden gidilerek şu ifadeler kullanılmış..
-hayal kırıklığı yaşıyorum,
-kötü sahneledi,
-hiç etkilenmedim,
-sınıfta kalmamalıydı,
-izlemeyin demiyorum,
-ne yazıkki ikinci kez izlemeyeceğim,

Bu aşagılamaların dışında oyunla ilğili hiçbir teknik ,sanatsal bir yorum eleştiri yok..
sadece aşagılama ….

soruyorum siz bu oyunu izledinizmi?
emege saygı dan kasıt bu….

serkan on Aralık 18th, 2007 at 1:32 am #

Oyundan bahsetmek hiç huyum değildir. Sıradan bir prensip. Tiyatro ve sinema ile ilgili yazılarımın hiçbirinde hikaye ile ilgili bilgi bulmak mümkün değildir. Çünkü bu saatten sonra onu izlemek isteyeceklerin hakkını yemek istemem.
Haklısınız sanatsal eleştiri yok hatta yapacak birikimim bile yok.
Hayal kırıklığı yaşadığım için ben de en az sizin kadar üzgünüm. Ayrıca “beklediğimden kötü sahnelendi” demişim. “kötü sahnelendi” dememişim.
Trabzon Devlet Tiyatrosu’nu tahmin ettiğinizden daha başarılı buluyorum. Daha önceki oyunlara kıyasla bu oyunun da beni etkilemesini umuyordum sadece. Aşağılamak ne haddime bir sonraki oyunun prömiyerini iple çekiyorum.
Anlaşılan eleştirdiğim için oyunu tam olarak anlayamadığımı düşünüyorsunuz. Oysa aynı fikirde değilim. İzledim ve anladığımı sanıyorum. Nasıl ki şuanda yazıma eleştiri yapmak üzere ayırdığınız dakikaları bana verdiğiniz bir hediye olarak kabul ediyorsam elbette Trabzon DT’de benim naçizane fikrimi kendisine ulaşmış olsa da olmasa da bir hediye olarak kabul edecektir.
Vaktiniz varsa eleştirilmek üstüne yazdığım Eleştirilmemek İçin Hiç Bir Şey Yapmamak Gerek başlıklı yazımı buraya tıklayarak okuyabilirsiniz. Sanırım eleştirilere bakış açımız farklı olduğundan anlaşamıyoruz.

t.kolsyasay on Aralık 18th, 2007 at 10:19 am #

Eleştiri ile çamur atma arasındaki fark ,birinin yapici bir amac, digerinin yikici bir amac gütmesidir ,en garibi de eleştirilen kişiler tarafından çogunlukla dikkate bile alınmaz.

Eleştiri ile saçmalamak arasındaki ince çizgi ise,”yazayım, insanı rezil de eder vezir de” önermesinden yola çıkacak olursak biz de bir önerme yapabiliriz . “saçmalamak insanın kendine yakışanı yazmasıdır” diye..

bu çizgi üzerinde alkol muayenesinde promillerce alkollü çıkan sürücü misali düz bir şekilde ilerlemeye çalışıp da yalpalayan insanlara böylesi nefret kusan yazıları nedeniyle sadece acınır, tiksinilir.

kötülük yaratıcı insanların sanatıdır dersek eğer, sırf kötü olacağım diye yapılan bazı sanatımsı zannedilen ŞEYLER melih gökçek’in akıllardan silinmeyen o tepkisine götürüyor bizi;

“ben böyle sanatın içine tükürürüm”

sırf kötü olacağım diye kendini kasan, voltlarca elektrik verilmiş gibi, son estetik ameliyatından çıkmış oldukça gergin ajda pekkan olmuş gibi halleri geliyor gözümün önüne bu “eleştirmen” vasıflı insanların..sürekli muhalif tavrı ile ön plana çıkmak isterken, kendiyle de çeliştiğini görmezden gelecek kadar gözünü hırs bürümüş olmaları ağzımı bırakıp başka uzuvlarım ile gülmeme sebebiyet veriyor..yani nasıl diyeyim “şakaysan hiç komik değil ciddiysen sen beni güldürdün allah da seni güldürsün” modunda oluyorlar..

oysa ki biraz daha rahat bıraksalar kendilerini, biraz daha akışına bırakmak için çaba sarf etseler, biraz daha “oldum ben” tandansından uzaklaşsalar belki de sürekli “çemkirilen” o insanlarla aynı özelliklere sahip olduklarını keşfedecekler ve bu onların bundan sonraki hayatlarının ilk günü olabilecek..

hayat bu çizgide sürekli yalpalayarak geçmez ……

Bu tarz yaklaşımlarla karşımıza sık sık çıkarak can sıkandır. eleştiriyi de saçmalamayı da sürü psikolojisiyle yapıyor olmak aradaki bu farkı bilmemek için haklı bir gerekçe olamaz. “herkes şaaptı bir de ben şaapayım bakarsın altın şaapar zengin olurum” hayalleriyle geçici rahatlamalar sağlamak hoştur. bir nevi üç gündür şaapamayanların tuvaleti gördüğü zamanki şaaptıracak bir yer bulmuş olmanın sevinci gibidir.

herhangi bir sözün-davranışın eleştirilmesi son derece kolaydır. en sağlam görünen felsefelerde bile eleştirilecek o kadar çok nokta vardır ki aklımız şaşar düşünmekten vazgeçeriz hayat meşgalesi daha kolay gelir. Yapı bozumculuk yeni keşfedilen bir şey değil. dil felsefesi de nihilizm de anarşizm de. ama niye bokunda boncuk bulmuş çocuk gibi davranılıyor sözüm ona eleştiri yapıldıktan sonra? yani yapmaya çalışılan şey sistemleşmiş , millet bunun ilmini okuyor sense(buradaki sen degilsin) Amerika yı yeniden keşfetmiş birinin edasıyla kargacık burgacık yazılarınla prim yapmaya çalışıyorsun. her, niye sorusu daha da tiksindiriyor bazı şeylerden… adam gibi yapacaksan yap eleştirini ister bir anarşist gibi hiç bir şeyi kabullenme, ister pasifist ol, ister cımbızcı ol ama yaptığın işi iyi yap. şaaptığın yere bir bak bakalım şaapılacak yer kalmış mı? mı acep.

bir fıkra anlatayım da eleştiri ile saçmalama arasındaki ince çizgiyi silmiş olayım;

temel yolda araba bekliyormuş, karşıdan da bi adam yanında keçisi ile geliyormuş. temelin yanından geçerken selam vermeyen adama temel kızmış ve
-la hemşerim bu eşek le nereye gideysun? demiş. adam temelle dalga geçercesine
-ula görmeymisun habu eşek değil keçidur..demiş. temel de
-ben saaa sormadım zati keçiye sordum. demiş.

bende sizi eleştirmedim zati kimi eleştirdiğimi biliysiniz.

serkan on Aralık 18th, 2007 at 6:15 pm #

Haklısınız evet siz de haklısınız. Hatta o ne kelime sadece siz haklısınız.
Ben kimim ki zaten izlediğim tiyatro oyununu beklediği gibi bulmama hakkına sahip olayım. Hele hele bir de bunu dünya aleme duyurmaya cüret edeyim. Bu işin okulunu okumuş ilimini yapmış onca kişi varken arkadaşlarıma oyun hakkındaki tavsiyemi sunmak benim neyime. Elbet yazıyorlardır bir yerlerde işin ehli tiyatro eleştirmenleri. Ben kim oluyorum ki? Oyunumu seyrederim beğenip beğenmeyeceğimi mesela belediye başkanından veya validen öğrenebilirim ya da eğlence için gittiğime göre işin profesyonelleri beni eğlendiremeyecek değil ya ayıp ayıp. Hakikaten saçmalamışım. Özür dilerim.
İşin acısı belli ki o yazıyı yazarken iyice çirkefleşip “bu sefer hiç etkilenmedim” gibi bir söz sarf etmişim. Yaptığım ahlaka sığar mı ya?
Hatta bakın aklıma geldi daha dün otobüste giderken arkadaşlar Deli Dumrul’u izleyip izlemediğimi sormuşlardı. (Genelde sorarlar bana ne bulurlarsa cevapta…) Ne yazık ki o zaman da aynı talihsiz durumu tekrarladım ve şu alçak cümleyi sarf ettim: “Güzel ama çok etkilenmedim.” Şimdi Yaradana dua ediyorum “ne olur emeğini hiçe saydığım, böylesi bir karalamanın nesnesi yaptığım Trabzon Devlet Tiyatrosu’ndan özür dileme fırsatı ver bana.
Zaten karar verdim bundan sonra her oyunun ardından ilk işim Sayın Canalioğlu’nun fikrini öğrenmek olacak. Tiyatro ile yakın bağları olan belediye başkanımız hem bu konuda güzeli çirkini ayırt edebilecek zevke sahip hem de hiç bir oyunu kaçırmayan benden daha devamlı bir tiyatro izleyicisi. Ben fırsat buldukça oyunları birkaç kez seyretsem de onun bir seferde izlediği kadar anlamam söz konusu bile değil.
Çok haklısınız çok. Ama yine de yazınızda tam olarak anlayamadığım kısımlar var. Eğer vaktiniz varsa açıklarsanız çok mutlu olacağım.
Hemen üstteki yorumunuzda “çizgi üzerinde alkol muayenesinde promillerce alkollü çıkan sürücü misali düz bir şekilde ilerlemeye çalışıp da yalpalayan insanlara böylesi nefret kusan yazıları” demişsiniz. Nefret kusan ben miyim?
Diğer bir satırda “sırf kötü olacağım diye yapılan bazı sanatımsı zannedilen ŞEYLER” demişsiniz. Yani ben kötü olmak istiyormuşum burasını anlayabiliyorum ama sanatımsı olan ŞEYLER neyler?
Bir de yazınızda “sırf kötü olacağım diye kendini kasan, voltlarca elektrik verilmiş gibi, son estetik ameliyatından çıkmış oldukça gergin ajda pekkan olmuş gibi halleri geliyor gözümün önüne bu “eleştirmen” vasıflı insanların..sürekli muhalif tavrı ile ön plana çıkmak isterken, kendiyle de çeliştiğini görmezden gelecek kadar gözünü hırs bürümüş olmaları ağzımı bırakıp başka uzuvlarım ile gülmeme sebebiyet veriyor..yani nasıl diyeyim “şakaysan hiç komik değil ciddiysen sen beni güldürdün allah da seni güldürsün” modunda oluyorlar..” diye bir paragraf var. O eleştirmen vasıflı olan da mı benim? Tamam o biraz anlaşılabilir gerçi de gözümü hırs bürüdüğünü nasıl anladınız daha ben fark edemezken?
Ha bir de çemkirmek sözcüğü var. Hatırlatmama gerek yok sanırım ben bir insanım! Daha önce kaç kişiye kendi evinde hakaret ettiniz? Bundan sonraki yorumlarınızda benim evimde (serkan.gen.tr’de) bana hakaret etmezseniz daha mutlu olurum.
Başka bir paragrafın ortasında “(buradaki sen degilsin)” diye bir kısım var. Tamam orasının benimle ne alakası var diye merak etmem gereksiz olabilir ama gerçekten merak ettim orada kast edilen tam olarak kim acaba?
Sonra “adam gibi yapacaksan yap eleştirini ister bir anarşist gibi hiç bir şeyi kabullenme, ister pasifist ol, ister cımbızcı ol ama yaptığın işi iyi yap.” demişsiniz. Eleştirimin arkasında durmak ve bir anarşist gibi hiç bir şey kabullenmemek için başkasının üstüne laf söylemesini engellemem falan mı gerekiyor? Çok şükür şimdiye kadar denemek bile gerekmedi. Ayrıca cımbızcı derken ne demek istiyorsunuz? Daha önce duyduğum bir şey değil ne yazık ki.

seda on Aralık 23rd, 2007 at 8:26 pm #

serkanı destekliyorum o eleştirisini yapıyor bu onun sitesi istediğini der demez etkilenip etkilenmemk insanlara kalmış eleştiri illede yapıcı olacak die bişide yok zaten..beğenmemiş sölemiş..bundan size ne ki bu kadar olayı irdelemişsiniz…

CEYHUN GENİZ on Ocak 2nd, 2008 at 11:55 pm #

siz tiyatrodan ne anlarsınız. oyun iyi değil ama açıklamalarınız gülünç ve sahne biliminden uzak. gidin tommiks okuyun..

serkan on Ocak 3rd, 2008 at 1:21 am #

Anlamam zaten sahne biliminden falan. Sadece canlı bilimlerinden anlıyorum. Ama tiyatro seyirciliğini anlayanlara bırakacak kadar da saf değilim.
Tavsiyeniz için de teşekkürler Tommiks’i de ilk fırsatta deneyeceğim. Yaş itibariyle onun çok okunduğu dönemi kaçırmış biriyim ne yazık ki.
Bir de merak ettim Tommiks’de cümleler hep küçük harfle mi başlıyor? Bana yorum yazanların Türkçe’yi katletme konusunda özel bir çabası var sanırım.

Esat on Ekim 25th, 2008 at 1:01 am #

Burada geçen tüm yazıları okudum ; ve gereksiz yere tavır takınan insanlarıda gördüm , Serkan’a kesinlikle katılıyorum çünkü o bir birey ve istedğini istediği şekilde değerlendirebilir,lanse edebilir , son olarak saygılarımla ve yorumlarınıza gerçekten hayran kaldım.

serkan on Ekim 25th, 2008 at 11:41 am #

Tüm bu sayfası baştan sona okuma zahmetine katlandığınız için teşekkür ederim.
Her birimizin özgün birer birey olduğumuzu hatırlattığınız için teşekkür ederim. Aynı şeyi benim sevmediklerim ve beni sevmeyenler için de düşünüyorum.

isimsiz kişi on Kasım 23rd, 2008 at 9:32 am #

DELİ DUMRUL’A UKRAYNA’DAN ÖDÜL

Trabzon Devlet Tiyatrosunun ’’Deli Dumrul’’ adlı oyunu, Ukrayna’da düzenlenen Karadeniz Kulübü Üçüncü Tiyatro Festivali’nde ’’son 3 yılın en iyi oyunu’’ seçildi.

AA muhabirinin Devlet Tiyatroları Uluslararası İlişkiler ve Festivaller Birimi Sorumlusu, tiyatro sanatçısı Sükun Işıtan’dan aldığı bilgiye göre, ’’Deli Dumrul’’ isimli yapıt, Homo Ludens (Oynayan Adam) Festival Komitesi tarafından Ukrayna’da düzenlenen Karadeniz Kulübü Üçüncü Tiyatro Festivali’nde sahnelenmek üzere davet edildi.

Festival kapsamında sahnelendikten sonra aralarında önemli eleştirmenlerin de bulunduğu seçici kurul tarafından değerlendirmeye alınan eser, ’’Yılın En İyi Yapıtı’’ ödülü için yarıştı. Ancak eserin üstün başarısı nedeniyle jüri, ’’Deli Dumrul’’ için daha farklı bir değerlendirmeye gitti ve oyunu ’’Son Üç Yılın En İyi Yapıtı’’ seçti. Yapıta verilen bu paye nedeniyle ödülün de ismi değiştirilerek ’’Grand Prix’’ isminin verilmesi kararlaştırıldı.

-’’BU, TRABZON’UN BAŞARISI’’-

Işıtan, AA muhabirinin sorularını yanıtlarken, Ukrayna’nın ekonomik yönden çok güçlü bir ülke olmamasına karşın sanatsal açıdan büyük bir zenginliğe sahip bulunduğunu söyledi.

Eserin Trabzon Devlet Tiyatrosu yapımı olmasını da sevindirici bulduklarını belirten Işıtan, ’’Bu, şunu ortaya koyuyor, ’tiyatro açısından Ankara, İstanbul, İzmir öndedir, diğer illerde ise sadece tiyatro tanıtılıp sevdirilmeye çalışılır’ diye bir kanaat vardır. Elde edilen başarı bu kanının geçerli olmadığını gösteriyor. Bu, Trabzon’un başarısıdır’’ dedi.

Oyunun üst yazısız olarak sahnelendiğini, bu nedenle yapıtın anlaşılamayacağından endişe ettiklerini de aktaran Işıtan, daha sonra elde edilen başarıyı da, ’’Ukrayna’da eseri üst yazısız olarak izlediler. Ancak daha sonra dediler ki, ’ikinci perdeden sonra hepimiz Türkçe biliyorduk’. Bu, gurur verici bir şey’’ sözleriyle özetledi. Işıtan, bunun ’’sanatın ortak bir dili’’ olduğunu bir kez daha ortaya koyduğunu ifade etti.

Yücel Erten’in rejilerinin tartışılamayacağını belirten Işıtan, bunun yanı sıra genç oyuncuların da başarıyla oyunu sahnelediğini dile getirdi.

Post a comment

Name: 
Email: 
URL: 
Comments: