Normalde burada bloglardan ya da bloglama işinden bahsetmeyi tercih etmem. Blog yazarı olmak amacım değil, serkan.gen.tr basit bir araç sadece. Hem bir de Barış Atasoy’un dediği gibi “blog yan sanayisi” gibi işleyen bir bloglar alemindeyiz. Onun için hiç bulaşmaya değmez.
Ama hazır fırsat gelmişken değinelim diyorum. Yalçın’dan mim gelmiş beş soruluk bir röportaj yapmalıyım şimdi kendimle. İşin kötüsü bir de Altan’ı mimlemiş ki o aynı gün yazmış bile.
- Blog yazmaya ilk defa nasıl başladım?
Elbet bir gün yazacağım hadi şimdi yazmaya başlayayım diye başladım sanırım! Yanlış hatırlamıyorsam 2004 yılı Kasım gibiydi. Blogger.com ile (Ağustos’ta Byte dergisi sayesinde) yeni tanışmıştım. Kapatmak zorunda kaldığım için üzgün olduğum bir site anısına bir blog açmıştım toplamda üç ya da dört yazı yazılmıştı hatta yazılardan birini zorla Özkan‘a yazdırdığımı hatırlıyorum. O küçük denemeyi saymazsak yine şuan benim olmayan tiyatro.tv adresinde (WordPress ile) 2005′in ilk aylarına denk gelmiş olması muhtemel şimdi bile internet arşivi sayesinde erişilebilen yazılar gerçek blogculuğu ilk tadışımdır. Şuan o iki blog da benim kontrolümde değil. Hatta biri blog bile değil. Bunların ardından zaten serkan7 ve serkan.gen.tr geldi. - Blog yazılarımın konusu belli bir çizgide olması için çaba gösteriyor muyum? Yoksa içimden geldiği gibi mi yazıyorum?
Evet. Buradaki yazıların çok önemli bir ortak özelliği var. Hepsi benimle alakalı. Ya benim yaptığım bir şey ya da benim hoşuma giden, sinirime dokunan… Her ne olursa olsun içinde bir ben var basit bir blogdan öte. Kim ne düşünürse düşünsün burası sadece benim bloğum. Google’ın son satın aldığı şirket eğer benimki değilse burada bahsedilmek için Yomra’daki kurbağalardan daha az şansa sahip. - Blog yazmak için gün içinde bazı şeylerden feragat ediyor muyum?
Mutlaka. Eğer buraya zaman ayırmayacaksam burası neden var olsun? Zaman harcanır tabi. Kısacası tembellik saatlerimin bir kısmını serkan.gen.tr çalıyor. Şimdilik göz yumuyorum. - Blog yazmak benim için eğlenceli bir uğraşken şimdi artan bekleyiş yüzünden zorunlu bir hal almaya başladı mı?
Daha çok yazmak isterim tabi. Hatta kendimi yazmak zorunda bile hissederim. Özellikle şu iki aydır yaşıyorum ama bu duygu hoşuma da gidiyor. Gün gelecek aynı gün iki yazı yazmamak gibi gıcık bir prensip edindiğim için kendime kızacağım, gün gelecek Şubat 2007′de olduğu gibi hiç yazmayacağım. İnsanım ben sonuçta, bir günüm diğerini tutamaz ki! Verimli bir blogcu falan olmak umurumda değil. - Blog yazmayı daha ne kadar sürdüreceğim?
Teknik bir aksaklık olmazsa ömrümün sonuna kadar yolu var. Ama bir bakarsın yedi yıl yazmamışım birden aşka gelip her gün yedi yazı yazmadan uyuyamaz olmuşum. Hiç belli olmaz. Unutmadan tekrar hatırlatmakta fayda var. Burası benim herhangi bir konuda yazı yazdığım herhangi bir site değil. Doğrudan benden ibaret. Yani Yalçın’ın dediği gibi işi tadında bırakmak, zamanı gelince intihar etmek gibi bir şey olur burası söz konusu olunca. Ama bir bakarsınız aksilik bu ya güzelim adresimi kaybederim başka bir yerde yazarım veya dedim ya yıllarca yazasım gelmez, belli olmaz. Ama hiçbir durumda bu blog durmuş olmaz. Sadece yavaş gidiyordur bizim gibi fanilerin gözleri seçemiyordur.
Sıra geldi bu mimi kimlere yollayacağıma. Giden gitmiş kalan sağlar bizimdir misali ben Altan‘ı zaten mimlemeyecektim diye benim bile inanmadığım bir yalan atmak istiyorum. :) Bu sefer Samed ve Emrah‘ı mimliyorum. Hadi rast gele…
