Tem
23
    
Posted (serkan) in internet on Temmuz-23-2010

Aslında hep masaüstü e-posta istemcileri kullanmak istemişimdir. Zamanında çok denemiştim. Windows kullanırken Outlook, Outlook Express, Eudora gibi seçenekleri kullanmaya çalışmıştım. O zamanlar önce Hotmail daha sonra Yahoo! kullandığımı ve Yahoo!’nun POP3 servisinin önce bedava sonra paralı olduğunu hatırlıyorum. Hotmail ise sadece Microsoft’un istemcileri ile kullanılabildiğini hatırlıyorum. Yani aslında bir POP3 desteği yoktu. Parayla bile kullanamıyordunuz Outlook dışında bir yazılımla.

O zamanlar webmail kullanmak zorunda olmak benim için bir geri kalmışlık gibiydi. Param yoktu ve webmail kullanmak zorundaydım. Şimdi eskiden kalma bir istekle halen heves ediyorum. Gmail‘in özgürce e-posta kullanma fırsat verdiğini fark ettiğimde yanılmıyorsam Thunderbird üzerinde POP3 özelliğini denemiştim. Sadece 3-4 gün dayanabildim. Çünkü Gmail bana sınırsız bir özgürlük tanımanın yanında daha önceden okuduğum e-postaları özellikle görmek istemediğim sürece tek tuşla gözden ırak etme yöntemiyle sessiz sedasız tanıştırmıştı. Bunun çok devrimsel bir şey olduğunu düşünmedim ama posta kutuma girdiğimde sadece yeni gelenleri görmek, eğer yeni gelen bir e-posta yoksa gelen kutusunu boş görmek bir alışkanlık olmuştu. Daha önce hiç bir özelliği bu kadar kısa sürede benimsememişimdir herhalde. Zihnimdeki gelen kutusu standardını tam olması gerektiği hale getirmişti Gmail. O kutu nede olsa sadece bir gelen kutusuydu. Tüm arşivim değildi.

Mastaüstü istemcilerinin hiç birinde bu özelliğe rastlamadım. İlle de bir taşıma işlemi yapıp her e-postayı tek tek veya topluca seçerek arşiv olarak oluşturduğum dizine taşımam gerekiyor. Okumam bittiğinde arşive atmayı sağlayan bir buton sağlayan yok. Ya da en azından kuruldukları anda bu özelliği getirmiyorlar. Bu durum canımı sıkıyor ve Gmail’i web üzerinden kullanma bağımlılığımın sürmesine sebep oluyorlar. Oysa halen bir masaüstü e-posta istemcisi kullanmaya özlem duyuyorum.

E-posta istemcisi üreticilerine sesleniyorum. Kendinize gelin ve bir “arşivle” butonu koyuverin.


 
Tem
18
    
Posted (serkan) in Türkiye, biyoteknoloji, entomopatojen, mikrobiyal mücadele on Temmuz-18-2010

11-15 Temmuz’da Uluslararası İnvertebrat Patoloji (Society for Invertebrate Patology) kongresi için dünyanın dört bir yanından misafirleri Trabzon’da ağırladık. Kongrenin ilk günü Eric Lyons’un Biyoinformatik Workshop‘u olduğu için kongrede gönüllü olarak çalışmam istendiğinde memnuniyetle kabul ettim. Zaten kongrenin kayıt sistemini hazırladığım için gidişattan ve ne gibi bir kongre olacağından çoktan beri haberim vardı.

Bu seferki kongre sayesinde tanıştığım kimseler sayesinde çok sıkı muhabbet etme fırsatı bulduğum ve yaşadıkları şehirlere yolum düşerse mutlaka uğramak isteyeceğim ve muhtemelen elektronik olarak iletişim kurmayı sürdüreceğim Brezilya’lı, Polonla’yı, Alman, Iran’lı ve İtalyan her yaştan tandıklarım oldu.

Özellikle Brezilya’lı çift Marlinda ve Marco muhtemelen yıllar sonra bile unutmayacağım kimseler. Bunun yanında ben asla adını söyleyemesem de soyadını ilk ismiymiş gibi kullanarak hitap ettiğim Stephan benim adımı tam olarak söyleyebilen tek yabancı oldu. Sanırım bir Alman olmasından ve belki de Almanca’nın seslerinin bizimkilere benziyor olmasından kaynaklanıyordur.

Bir intervebrat patolog olmadığımdan ve sadece bir görevli olarak katıldığımdan kongrenin bilimsel içeriğinden ne yazık ki bahsedemiyorum. Ancak buna rağmen çok şey kazandığımı ve katılmış olmaktan dolayı mutlu olduğumu belirtmeden geçemiyorum.


 
Haz
25
    
Posted (serkan) in internet on Haziran-25-2010

eTohum toplantısı sayesinde haberdar olduğum zamandan beri beklediğim Yoğurtistan nihayet Facebook Platformu içinde yayına başlamış. Webrazzi’den duyduğum gibi denemeye başladım. Ama biraz hayal kırıklığına uğradım.

Hiç bir yazılımı daha ilk sürümü ile harikalar yaratırken görmeyi beklemem ama çok uzun süredir geliştirildiğini bildiğim hatta duyduktan sonra da keşke ben yapsaydım diye düşündüğüm bir projenin bu kadar kullanışsız olmasını beklemezdim.

Daha önce sanırım hiç flash oyun oynamadım. Ancak kardeşimi ve pek çok kişiyi Farm Villa oynarken seyrettim. Flash’ın kısıtlayıcı olabileceğinin farkındayım. Sonuçta herşeyin bir tarayıcı penceresine sığması gerekliliği de ortada. Ama yine de meydanda dolaşmanın bile zor olduğu bir oyunu uzun süre oynamak isteyeceğimi zannetmiyorum.

Umarım kısa sürede yenilenir.


 
Haz
24
    
Posted (serkan) in sinir bozucu, siyaset on Haziran-24-2010

Demokratik dünyadan inciler. Güç sahibi istediğini yaptırır. Bu bir doğa kuralıdır.

Bugünün en gözde haberlerinden biri Avustralya’nın yeni kadın başbakanı. Kimse nasıl başbakan olduğunu umursamıyor. Bir kadın başbakan olmuş ya yeter. Al sana haber. Ben CNBC-e’de izlerken fark ettim. Ayrıntısını incelemek isterken de pek fazla şey bulamadım. Ama anladığım şöyle:

2007′de hükümet etme görevi ile yetkikendirilen eski başkaban Kevin Rudd yüksek kar elde eden Rio-Tinto gibi çelik devlerine %40 civarında vergi uygulamaya başlıyor. Şu aralar demir ve çelik fiyatlarında olağan üstü bir enflasyon mevcut. Hatta demir üreticileri bu artıştan nasiplenebilmek için daha önce bir yıllık olan kontratlarını üç aylık olarak güncellemeye başladılar. Başbakan Rudd her ne kadar kantarın topuzunu biraz fazla kaçırmış olsa da ülkesini küresel kriz pençesinden kurtarmak için dar gelirli yerine bu devlerin üstüne gitmesi mantıklı.

Peki çelik devleri duruyor mu? Hayır. Ellerindeki çeşitli imkanları kullanarak başbakana baskı yapıyorlar. Bu sürecin sonunda da parti kendi içindeki bir oylama ile liderini devirip yerine Julia Gillard‘ı getiriyor. Aman ne güzel. Gillard’ın daha ılımlı olacağına dair bilgiler geliyor kulağıma. E olsun o kadar, o çelik üreticilerinin başbakanı.

İşin garip tarafı bu haberin ısrarla kadın başbakan vurgusu üzerine yapılması. Tabi ki kadınların da başbakan olması iyi bir şeydir. Bunun nadide örneklerinden birini dünyaya yaşatmış bir milletin evladı olarak kendilerini tebrik ediyorum. Ancak demokrasiyi de batırmadan yapsalarmış fena olmaz mıymış? Ortada kadın bir başbakan değil kadın bir piyon var sadece. (Cinsiyeti önemsiz, piyon işte, sadece piyon.)