Şub
11
    
Posted (serkan) in ben yaptım, django on Şubat-11-2010

En son iki ay önce yazı yazmışım buraya. Aslında bu kadar ara vermiyordum. Her ay en az bir yazım oluyordu. Hatta geçtiğimiz Ocak ayı hiç yazı içermeyen ikinci ay oldu aylar sonra. Neyse çok önemli değil. Vakit bulamıyorum demek de doğru değil. Yazmak içimden gelmiyor. Bazen böyle oluyor. Bazen de söyleyecek bir şey kalmıyor. Elbette yazacak çok şey var ama bu çoğu zaman yazmak ya da daha doğrusu yazmaya başlamak için yeterli olmuyor.

Arada bir bloğumun yapısında biraz değişiklik yapmayı düşünüyorum. Bazı konulara biraz daha odaklanmayı ve ciddi yazılar yazmayı planlıyorum. Şimdilerde bu planlar sadece kağıt üstünde kalıyor. Henüz bunun için kılımı kıpırdatabilmiş değilim. Bir süre daha böyle gideceğine eminim. Başka işlerim var.

İş demişken. Geçenlerde uluslararası bir kongre olan SIP2010 için kayıtları, başvuru özetlerini ve ödemeleri kabul eden bir web uygulaması yazdım Django ile. Tabi tasarımı ben yapmadım. O yüzden iyi çalışmanın yanında güzel de görünür oldu. Bunu buraya not düşmek istedim çünkü ciddi anlamda bir başkası için kod yazdığım ilk durum oldu bu. Genelde sadece kendi kendime ya da birileri ile birlikte yazılım geliştirip web servisi olarak sunmaya çalışıyorum.

Tekrar yazı yazmıyor olmama dönersek… Sanırım bu olaydaki en büyük katkıya FriendFeed sahip. Aslında orada da çok sık yeni bir şeyler söylediğim yok ama takip etmek ve az da olsa yorum yazmak ses çıkarma arzumı bastırmama sebep oluyor galiba. Evet asıl suçlu FriendFeed ve bir süre daha böyle kalabilir.


 
Ara
11
    
Posted (serkan) in tiyatro on Aralık-11-2009

Geciktim ama yazmadan edemiyorum. Hatta kendi cümlelerimle de anlatamıyorum. Ceren Facebook üstünde acı olayı öylesine anlatmış ki okurken yaşıyor insan, ne kadar istemse de. Yazdığı yazı Facebook’da kayıp gitmesin diye buraya koymak için izin aldım. Sağ olsun kırmadı beni. İşte sıkıf arkadaşım Ceren Sümer‘in gözünden Trabzon Devlet Tiyatrosu’ndan o hazin an. Başımız sağ olsun.

Biranda düşünce tüm salon çok şaşırmış gibi göründü. Ama düşüşü rol olamayacak kadar sertti. Düştüğünde çıkan o ses… Ayrıca o an oyun gereği konuşması gerekiyordu, düşmesi değil…Kimse birşey söylemiyordu herkes şaşkın olanları izliyordu.. Diğer oyuncu hiç bozmadı durumu “Zabitler zabitler” diye bağırdı. İçerden iki oyuncu geldi yerdeki oyuncuyu taşıdılar. Hala şaşkındı salon kimse birşey söylemiyordu. Tereddüt vardı. Rol mü ? Gerçek mi? bu soruların cevabını sahneye telaşla çıkan başka bir oyuncu cevapladı. “Aranızda doktor var mı?” endişeliydi. İşte orda kesinleşti herşey ilkyardım bilenler sahneye koştu. Ya da bilmeyenler merak edenler. Ambulans çağrıldı. Durumunu sordu ordan bir izleyici. Tiyatronun müdürü olduğunu söyleyen az önce ki haberci “Hala nefes alıyor” diyebildi. Çok korkmuştu oyuncular belliydi. Yine müdür gelip “Özür diledi” sanki bu umrumuzdaymış gibi ne önemi vardı ki oyunun bitmesinin bir insan yaşamı yanında. Ama bunu yapmalıydı belki. Dışarı çıktık. Ambulansa taşındı. Hastanede çıkmış yolculuğuna… Oysa sadece fenalaşmıştı ve bir sonraki oyunda yine Paşa olacaktı. Öyle düşünmüştük, düşünmek istemiştik belkide. Aslında ölmek için güzel bir yol gibi görünüyordu. Sevdiği bir şekilde, oyuncu olarak…


 
Kas
30
    
Posted (serkan) in test, reklam on Kasım-30-2009

Bu sefer arayı çok fazla açtım. Bir türlü yazamadım. Hatta yazmayı çok istediğim onca şey olmasına rağmen yazamadım. Çok yoğundum ve aslında halen öyleyim.

Gillette Fusion Power Stealth’ımın geldiği iki ay kadar oldu mu? Zamanı tam hatırlayamasamda  geldiği gibi Twitter’da bir şeyler karaladığıma eminim. Hemen burada döktürmeyi çok istiyordum aslında. Neyse bu gecikmenin hatrına bir değişiklik yapıp birkaç yazıda ondan bahsedeceğim.

Henüz yeterince denemedim zaten. Daha doğrusu üstüne ahkam kesecek kadar denemedim desem daha doğru olur. Önceki sürümü olan Gillette Fusion Power Phenom ile karşılaştırmayacağım. Bence ikisinin yeri de ayrı. Ama şu son durumda Stealth’ı kullanmak daha iyi bir fikir bence.

Her ne kadar -benim sıradışı zamansızlığım nedeniyle- bloğumda bir an önce yazmaya sevk edemediyse de çok heyecan verici bir karşılaşmamız olduğu ortada. İsme özel gelen, sesli olarak isminizi söyleyen bir kutu ile karşılaşırsanız şaşırırsınız. Hem kutu içindeki hakkında fikir verici en ufak bir ip ucuna bile sahip değil. Açıp içindekileri görene kadar ne olduğu konusuda da hiç bir fikrim yoktu.

Bence sadece kutusu bile kendinden söz ettirmeye değecek kadar özenilmiş. Kara kaplı konuşan kutunun içindekilerden bir sonrakı yazıda bahsedeceğim. Bu sefer arayı fazla açmayı düşünmüyorum.


 
Eki
23
    
Posted (serkan) in NTV, sinir bozucu on Ekim-23-2009

Hatırladığım kadarıyla NTV ilk defa bir sataşmaya cevap veriyor.

Başlığı görünce NTV’ye ne oldu, o da mı ötekilerine benzeyecek, diye düşündüm ama biri beni suikast ile suçlasa sitede herhalde tek bu haberi verirdim herhalde. Dozunu güzel ayarlamışlar.

Taraf gazetesi sıradışı bir saflık gösterisi yapmış ve çok kötü bir ithamda bulunmuş. Tabi bir o kadar da gerçek dışı bir suçlama söz konusu. NTV’yi sabrından ve ölçülü tepkisinden dolayı kutluyorum. Söz konusu habere NTVMSNBC’deki sayfasından ulaşabilirsiniz.